18 Mayıs 2016 Çarşamba

MÜTERCİM

MÜTERCİM
Eda loş odasında sabaha uyandı, 34. yaşının sabahına.
***

Adapazarı sabahlarını hatırladı, her şeyin tozmavi olduğu, şirin, dişlek ve fırlama kızı. O zamanlar sabahların önemi yoktu, çünkü uyanır uyanmaz başlıyordu gün, uyuduğunda bitiyordu.

Lise diplomasını aldıktan sonra evine doğru yürürken anladı bazı gerçekleri: Artık üretimi tamamlanmış paketlenmiş bir Eda kostümü ile yaşayacağını.

O akşam evinin bahçesindeki salıncakta sallandı son defa.


***

Teknik bir üniversiteyi kazandı. Şehrindışına çıkacak ve daha soğuk bir ortamda kendini sıcak tutmayı deneyecekti. Sanırsam 1997 li yıllardı, artık aynadaki kişi ona baktığında daha özenliydi ve saygıyı hakettiğini düşünüyordu. Tavanarası'na kaldırdı çocukluğunu, eski aynalarını, artık kendi başına alıyordu güzellik malzemelerini ve kadınlık özentilerini.

***

Melankolik bir gününde, edalı ve aklı bir karış uzayda, hocası Kenan HOCA, yöneylem hocası, sırtına hafiften dokunarak, tahtada işaretli kişiliklerden hangisi olduğunu sordu Edaya?

-bennn;
sanatçı gibi düşünen ve fakat yaşayamayanım...

-Hıı, dedi yöneylem hocası, sert bir mizaçla karşılaşmak istemiyordu, kişilik türlerinin arasına dahil olmayı reddetmek hocanın lügatında "anarşistlikti." Üzerinde fazla durmayınca, Eda o gün kişiliğinin kabul görmediğini hissetti ve üniversitesini bırakmak istedi.

Aslında kişiliğinin mirac'ını yaşamıştı.

***

2000'lerde üniversitesi bitirdi. Adapazarında seksek oynayacağı çizgiler yoktu artık, büyükşehir'in kaldırım parkeleri vardı, hayallerini burada gerçekleştirebilirdi mesela; seksek oynama için tam sıçrayacaktı, ama gülünç olabilirim diye sendeledi sadece.

***

Şehir hayatının olmazsa olmazlarından ve yalnız kadınlığın tutacağı dal olarak bir ilişkiye geçiş yaptı, yaşam saati 26'ları gösterirken. Adı Hüseyin olan kişi ise 33 yaşında idi, Eda'nın şimdiki yaşlarında. Onu anlamayı çok denedi, ama Hüseyin aşırı gizemli birisiydi. Eda onu anlamıyordu, paylaşımları sadece yatakta vücud buluyor ama Hüseyin'in gizemleri donuyordu ateşten sonra. Oysa kadın ruhu erkek ruhuyla beslenebilen bir vampirdi ve tüketmedikçe teklerdi. Eda bir gece Hüseyine nokta koydu ama artık şehrin kadını olmayı seçmekten başka çare yoktu, ruh teslim alıp beden ödüyordu. Geceler saymayı öğretti Edaya.

***

Bir yandan çalışıyordu emekçi Eda. İşvereni ona karşı esnekti, çünkü üniversite hocası yanlış yaparak onu görmezden gelirken, serbest piyasa ekonomisine hakim olan Aydoğan BEY; Edayı geniş bir çemberde serbest bıraktı. Onun patlamalarıyla, onun çalışma odaklı olduğu günlerde kazanmaya razı oldu Aydoğan BEY. Yer Kağıthane, zaman: Bilinmiyor.

***

Şişlide 70 metrekare bir eve taşındı, yanında bölümden arkadaşı olan ermeni kızı Sonya ile birlik. Sonya'nın özgür ruhunu sevmişti eda. Kendinden daha vampir, kendinden daha fethedilmez, kendinden daha maceracı. Sonya ve Eda artık arkadaşlıkta sınır tanımayan gecelerin "ruheltileriydi." Erkek başlıklı sınırsız geceleri yaşamaktan gece ile gündüzleri yer değiştirmişti. İflah tanımaz fahişe kıvamında iki beden İstanbulun ihtiyaçlarına haşır neşir. Sonradan ilahi adalet tecelli etti, kızkardeşlik aşamasına geçiş yaptıklarını anladıkları andı kopuşları, yani birbirlerini korumaya ve kollamaya başladıkları zamanlar. Sonya başka eve taşındı.

***

Birgün Cihangir'de bir maskeli parti daveti geldi Eda'ya. Kedi kız kostümüne 500 lira saydı, siyah parlak janjan bir kostüm. Partide o derece dansa verdi ki kendini, neredeyse Beyoğlunun bohem tanrıları bile kıskandı kızımızı. Çevresi elinde zeytin taneli kadehlerdeki mat içeceklerden oluşan adamlarla dolmuştu. Hem ağır olmaya hemde Eda'nın dansına karşılık vermeye çalışan komik halleri vardı bu tuhaf topluluğun. Eda o gece ruhları emen kimliğine ruhlarla dalga geçen bir renk daha ekledi. Çünkü etrafındaki topluluk Eda için kavga eden, çığrından çıkmış mart kedileri gibi eğlendirdi kızımızı. Mekan sahibi Eda'yı taksi tutarak ve hesap almadan arka kapıdan çıkardı. Hatta Eda kapıda birkaç paparazzi gördü, hep o düşlediği anı gerçekleşirdi.

-Çekmeyin ulan toplar, gidin ananızı çekin!

***

Sonradan bu hayatın bedeli mahiyetinde bir nadas dönemine geçti. -Kendini artık güzel bulmadığı- gibi bir ilave sebebi de vardı. Neler yapmadı neler, Buda cd koleksiyonu birikimine başladı, kiliseleri ziyaret etti, şişli karamürselin arkasındaki komşu travestilerle muhabbet ederek hayatı farklı bakış açılarıyla tanımayı denedi. Nede olsa bir taraftan çok uzaya gitmiş, bir tarafı geri kalmıştı. İstiklalde bir kaç protestoya katıldı, yani emekli bir fahişenin yaşam tarzını terennüm etti bi süre. Tepkisel yaşadı ama içten içe Edaya olan tepkisi de saklıydı.

***

Adapazarı ona darılmıştı, pişman gecelerinden birinde bu sızıyı hissedince, annesine telefon etti ve hafta sonu için geçmişine randevu verdi. Belkide büyükşehir onu yıpratıyordu, ve kesin dönüş günü için kaldırımlarını saymalıydı eski kentin. Bu sefer seksek çizgilerine basmadan sekti. Mahallede sağ kalan birkaç kişiden biri olan Edibe teyzenin sütlü böreğinden yedi. Bu mahalde Edibe teyzenin torunu Cevat ile "karşılaştırıldı". Cevat son derece mütevazi biriydi, iki karşılaşma hemide iki günde, oysa Eda sanatlaştırılamamış bir sanattı ve hocasına karşı olan isyani duruşu devam ediyordu. Cevatın msn'ini yazdığı kağıdı sigarasının izmaritiyle beraber Pamukova dinlenme tesislerinin bir köşesine bırakıverdi.

***

Şefaatin şirkatinden beter diye bir rumuzdan mesaj geldi edaya. Arkadaşlık sitesine üyelik başlatmıştı hayat ona. Bu tuhaf rumuzlu beye şu cevabı gönderdi:

çok çirkinim..
tenim soluk..
saçım komik..
giysilerim de acaip..


***

İsmi Nejat olan bu beyefendi bir dizi yazışma sonunda ellerinde çiçeklerle onu ziyarete geldi. Eda'nın dönüşümü sayılırdı bu gece. Aslında kendisine sorgusu suallerinden bir kaçını bu beyefendiye soracaktı. Onu neden mi davet etmişti? Belki birkaç merak kuyusundan su çeker, belki birkaç sır perdesi aralanır, belki Eda'nın cini beliriverir, yada hiçbiri olmaz ise, başağrılı bir sabaha uyanmak olurdu bu gecenin getirisi. Haydan gelen huya bindirilir giderdi gizemli şehrin geçmişine..

***

-Eda, Edaaa, uyan artık, nasıl oldun diye okşadı yanaklarını Nejatın elleri.

-Bana ne oldu, neredeyiz kabilinden baktı Eda gayet rahatsız tedirginliğiyle.

-Canım akşamleyin biraz içki komasına girdin, saçmaladın hafiften, dudağına ruj sürüp halıda kedi gibi haller yaptın. Sonra aniden kusmaya başladın.

-Yaa öylemi neler dedim?

-Kendini çirkin bulduğunu söyledin, sonra bana yumruk attın, iki dakikaya göğsüme yaslanıp ağlamaya başladın, sonra beni yatak odana çekmeye çalıştın, gömleğimi yırttın, baktımki halin iyi değil, seni la paix ( lapa ) hastanesine getirdim, sanırım alkole bağlı bastırılmış kimlik ansiyetesi yaşamışsın, öyle dediler. Bir yakının varsa aramam gerekiyormuş, telefonundan Sonya diye bi arkadaşını aradım, aradığım kişiye ulaşamadım.

Birazdan tahlil sonuçlarına göre çıkaracaklar seni...

***

Artık günlerini daha konformist, daha çilek kıvamında yaşıyordu eda. İki haftada bir hafta sonları kabul günü yapmıştı erkek sofrası gecelerini. Kendisine göre: çok eşlilik bedeninin dini olmuştu. Tazelenme ihtiyacıydı arayış, arınma süreciydi sevişme. Doğum anıydı sabahlar.

***

İşte hikayeciğin başındaki sabahlardan birine uyandı Eda. Günlerden 21 Aralık tarihi işaretliydi, yaşını 34 e devredecekti, bir başka deyişle kızını 34 yaşındaki damada verecekti. Muhasebesini yaptı belleğinde, sanal dünyayı açtı laptoptan, gelen 324 mesaja baktı sitelerden. En anlamlısını bulduğunda ikna olarak, bu 34 tonluk ağırlığa karşı koymaya çalışacaktı.

***

Bir mesaj hafızasını çeldi.

Sevgili Eda,

34 yaşını, İstanbulun taşlı kaldırımlarına serpilmiş ömrüne tebriklerden bir taç yapar, o siyah kalimero kafana kondurmak isterim.

Evet bir fahişesin sen, iflah olmaz bir fahişe. Ama gecelere yıldız gibi yağan bir melektir fahişe. Bütün melekler güneş batınca uykuya dalar çünkü. İşte bu yüzden herkes seni taşlarken ben seni taçlamak istedim.

Benim siyah meleğim, siyahşın fahişem,

Hiçbir önceliğim yok, hiçbir önemim yok, sadece seninle yıldızsız bir geceyi kutlamaktan başka. Ben seni o kadar seviyorum ki, bu adı konmamış gecenin hatıralarını tütsü yaparak, her gece evimi arındıran bir gece kahramanıyım.

Hem seni, diğerleriyle paylaşmaktanda asla gocunmuş değilim. Herkes için metal bir fahişesin ama ben için ninni söyleyen bir melaikesin. Kendime statü sağlamaya çalıştığımı da zannetme. Bu düşünceler beni yoracaktır.

Seninle beraber olmaya beni zorlayan kadere şunu sormuştum: Acaba bu kadar güzel bir gece kadınının bedenini haketmiş olabilir miyim? diye. Sonra anlayabildim bu sorunun cevabını: En ahlakçı en gelenekçi ve en sütbeyaz kadınlarda olan gizli fahişelik, sende alenen vardı, senin sunmaya çekinmediğin, ben ise sunulmaktan ötürü bu şölene dahil olmalıydım. Seninle gerçekten seviştiğimizde, o narin bedenin ile ateşlerimiz kaynaştığında, acaba bedenim şımarır ve seni tekrar ister mi diye de düşünmedim değil. Ama hakediş ti, bu mirastı, günün geceye hediyesiydi. Ve ben bunu geri çevirseydim, sen banyoya girdiğin anda çıktığım kapının kapanışını önlemeseydim bu hediyeye sırt çevirmiş olacaktım. Günaha girecektim.

Belki seninle devreden günden sonra da seni görmek isteyecektim ama gündüzlerde fahişe aramak nafile bir çaba, geceleri beklemek gerek.

Şimdi sana bu kadar uzun bir yaşgünü yazısı yazarak belki kıymetli vakitlerini aldım. Düşünmeni ve içsıkıntılarını azdırdım. Fakat sadece senin hayatından bahçeme düşen bir yaprak bana mütercim oldu, ben halen daha o geceyi yaşıyorum, senin bir gecen benim en az 5 yılımı tercüme etti ve sabahlar o hayalle daha ferah, daha konforlu bana.

Şimdi belki merak ettin beni. Hani önce sana hazır çorba aldım marketten, beni birde beyaz layt marlbora almaya gönderdin. Bana buda koleksiyonunu gösterdin, hani şu kel kafalının hediye ettiği. Sonra seninle dizilerden kliplerden konuştuk. 2 kere hamile kaldığını anlattın, annene ev almak için para biriktirdiğini. Sonra benden teşebbüs görmeyince, birden soyunmaya başlamıştın ay ışığı vurmuştu bedenine, ve beynime ekran koruyucu yaptım o bedeni. Senin çıplak bedenini. Bana banyo yaptırdın. İlk sevişmemiz mekanikti ama onu melankolik sevişmeler takip etti. Ten numara ten uyumu. Hani havlunu arıyordun ya, ben üzerine almana yardım ettim, o an gözlerin minnet ile baktı. O gecenin sıcaklığı ise benim üzerime. Şimdi bende gecelere minnetle bakıyorum.


***

Sevgilerimle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder