30 Ağustos 2009 Pazar

Söylem Teyze'nin Renkli Televizyona Geçişi

Trenlerden daha metal bir mekanik zeka, uzaylardan daha geniş bir kişilik kültürü, kuyulardan daha derin bir ruh, kitaplardan daha geniş bir hafsala, ve medeniyetlerin bir adım ötesinde bir enginlik. Tüm birikimlerini toplum ile buluşturacak mecrayı aradı gözleri duvarda, ama 182 inç ekran lcd'sinde buldu cevabı: Söylem artık bir Televizyon programı yapmalıydı, zaten yapmasaydı bu aynen stress biriktirmiş fay hatları gibi birikimi adeta 1000 hidrojen pompası gücünde çıkacaktı yeryüzüne.

Aslında televizyon yollarında bazı denenmişlik denemeleri yapmıştı. Bir kelime bir işlem, biri bizi tömbekliyor, star kainat güzelliği yarışması bizim bildiklerimiz, ve bilmediğimiz lerimiz ise ( lerimiz ayrı yazılmış ) icad mucid, popstar 98, hayat sinema güzeli, türküler türkülerimiz, yapma be güzelim, latif doğanla hayatın anlamı, ve ajdarvari hareketler bunlar programlarının müraacat kapısında beklemişliği bilem vardı bizim bilmediğimiz lerimiz. Tost ve ayranlı arayış günlerinden kalma.

Programını tasarlamak için fizibilitelerini belleğine çağırdı, Hangi konularda uzman olduğuna dair asetleri sıraladı:

Boğaziçi, Amerika, Aztekler ile Uzaylılar, Doğu Karadeniz Pidecileri, Ekonomi ve İstihsal, Kafka ve Yufka, Bankalar arası işlemler, Kocakarı ilaçları, Ahmet altan, Elif şafak, Abov dürümcüsü, İboşov, Mustafalar, yuh anasını saymakla bitmez bir sürü done, şeklinde.

Programın ismi de kendini daha ilk adımda belli edecek şekilde olmalıydı.

Almost All dedi, ama yayıncı kuruluş daha dedi,
Libra dedi,
Doğu ekspresi dedi,
Simultane dedi,
Telgrafın telleri dedi
Kaldıraç dedi,
Füzyon dedi,
Liman ışıkları dedi,
Fotosentez dedi,
Hızlı ve asabi dedi,
Kaçamak dedi,
Filtre dedi,
Dolmuş dedi,
Manyetizim dedi,
Klostrofobi dedi,
Abı hayat dedi,
Oratoryo dedi,
Otantik rüyalar dedi
Penceredeki güneş dedi,

Ama yayıncı kuruluş programa ismi kendi verdi en sonunda,

Akis.

Programın formatını dair karalamalar yaptı.

Bir otantik dünya mutfağı yemeği
Yazar ve sinemacılarla sohbet
Gündemdeki bir filmin anatomisi
Yurdumuz insanının sarp koşullara bulduğu pratik çözümler den biri
Haftanın başarılısı
Kehanet köşesi
Tarihe farklı bir yaklaşım
Sokak sohbetleri, ve sokaktaki adamın rastlantı bir konu üzerine yapacağı 400 saniyelik konuşma
Tarihteki adamların bilinmeyen yönleri

Yayıncı kuruluş bu konuda formatı sınırladı ve daha trend birşey istedi, sonunda format açığa çıktı: İstanbul meydanlarında rastgele çevirecekleri bir çiftin birbirleriyle ilgili sorulara ne derece ortak cevaplar verecekleri şeklinde bir bilgi yarışması.

Söylem Teyze yavaş yavaş söylenmeye başladı ama en büyük yazarların mesleğe girerken polis muharrirliği, ressamların resim dersi ödevi, siyasetçilerin kahve sohbeti, ve işadamlarının işportacılık yapmasından hareketle, bu misyonu üstlenmeye karar verdi.

Programın saati belirlenecekti, Söylem teyze'nin talebi saat 20.30 ila 22 arası şeklinde saptama oldu ama yayıncı kuruluş bu saati öğlen 14.15 ile 14.50 arasında yapmasını uygun buldu.

Programın bütçesini tartıştılar, Söylem bölüm başına 150 bin dedi ama yayıncı kuruluş bu bütçeyi 14400 olarak fiks ve raiting başına 1000 lira olarak bildirdi. Söylemin payı ise 600 lira aylık 4 programdan 2400 lira oldu.

Söylem Teyze artık kırpılmaktan kuş olduğunu gördü, ama bu televizyon dünyasında varolabilmek için kendisinin kuş olmasını göze aldı.

İlk program için Ortaköy meydanını seçti, bindiler pikab'a bir kameraman, bir asistan birde kendi. Yolda soruları hazırladı, kendine has cinlikle ve muhaşeretle.

Hemen çeşmenin yanında oturan bir çift'e yaklaştı.

-Merhaba, bizimle yarışarak hayatın anlamına ulaşmaya ne dersiniz?

-Olur,

İsimlerinizi öğrenebilirmiyiz?

-Ben Anız ( er kişi )
-Ben Burçak ( diğer kişi )

Evet madem tanıştık, yarışmaya hazırız demektir, Önce Anızı uzaklaştırıyoruz, Evet Burçak, Soru 1:

Anız sana evlenme teklif etmek için nereyi seçer?

a-Venedikte Gondol
b-Aşıklar Çeşmesi
c-Kanatçı Haydar

Soru 2:

Anız sana pazar gezmesi için ne önerir?

a-Adada Fayton
b-Veliefendi hipodromu
c-Piyer lotide çay

Soru 3:

Anız akşam yemeğinde sana hangi sürprizi yapar?

a-Adana kebap dürüm
b-Brüksel lahanası
c-Boğazda balık

Soru 4:

Anız sana çiçek olarak ne alır?

a-Kırmızıgül
b-Sarıgül
c-Bir demet Maydanoz

Soru 5:

Anız sana aşağıdaki hediyelerden hangisini seçer?

a- Elif şafak' tan aşk romanı
b- Evcil hayvan
c- Otelde haftasonu

Cevapları kaydeder.

Evet burçak, sıra Anızda az biraz uza,

Anız hoşgeldin, sorulara pas edelimmi?

Abla bu hangi kanal?

Medya tv

Soru 1:

Burçak sana hangi sanatçının albümünü alır?

a-Sezen AKSU
b-Gökçek Vederson
c- Goran Bregoviç

Soru 2:

Burçak ile ilişkinin adını ne koyarsın?

a- Evliliğe giden yol
b- Günübirlik
c- Kaderde ne varsa

Soru 3:

Burçağın hangi davranışı seni en çok mutlu eder?

a- Üzerime hafif birşeyler alayım
b- Mangal yapalım mı?
c- Kapalıya 2 bilet aldım

Soru 4:

Burçağın en mutlu olacağı tatil hangisidir?

a- Amerika
B- Rio karnavalı
c- Nepal dağları

Soru 5:

Burçak aşağıdaki hangi sanatçının filminin DVD sini tercih eder?

a- Bredipit
b- Ayhan Işık
C- Gani Şavata

Böylece sorular biter ve yine cevapları not alır. Ortaköyde iftarı yaparlar, kasede birkaç şaklabanlık ve eklenti daha ekler ve ilk programını tamamlamış olmanın huzuruyla pikaba binip kanala doğru yola çıkarlar. Heyecanlı ve dünden daha güçlüdür artık. Bir ara elindeki kağıda bakmak ister, ve Allah Allah diyerek, tekrar bakar: Burçağın cevapları sırasıyla; A,C,A,B,A ve bu bir tesadüf olmalı diyerek Anız'ın cevaplarına bakar, sırasıyla; A,C,A,B,A şeklindedir,
ve zihninde müthiş bir yıldırım çakar öyleki kulaklarından duman çıkması bile an meselesidir. Günümüz insanının ilişkilerdeki birbirine olan yaklaşımını ve sonsuz çaresizliği elinde tutmaktadır. Hemen aracı durdurtur, benden bu kadar diye evine doğru yürümeye başlar. Yok televizyonmuş, yok popülerlikmiş, yok paraymış, bütün bu olguların hayatın sonsuz anlamlar deresindeki akışında hiçbir ışıltısı olmadığını anlar. Söylem Teyze olarak, kendisine Sonsuz bir gerçeği arayışın bahşedildiğini anlamıştır artık. Ve kendiside bu arayışın kadınıdır, yağmur yağmasının ve sırılsıklam olmasının hiçbir önemi bile yoktur......

Evet Söylem Teyze serisini de böylece noktalıyorum. Teşekkürler Söylem, kendine mutluluk ver daima....

Mustafa MEHİR

28 Ağustos 2009 Cuma

Söylem Teyze'nin Sekizinci Kabusu

Söylem Teyze, bakmayın dönengeç olduğuna, birdee -çook istikrarlı bir yanı vardır; -hayatında ateşler içinde uyanarak kabuslar gören ve bu kabuslara göre hayatına yön veren bir yöndür bu yön. Bu düzlemde taam 7 adet önemli kabus görmüş ve 7 adet radikal karar alarak hakkını vermiştir kabusların.

Mesela, bu kabuslar neler olabilir derseniz, derlemeye çalışırım:

İlk kabusunda; kendisinin klonunu üretiyorlardı; ( klon Söylem, gerçeği varken ) "ne güzel bir kardeşim oldu" dediği anda üreticiler ona yaklaştı ve senden 2 tane olmaz bu dünyada diyerek onu kayalardan ittiler.

BU KABUSTAN SONRA OKULDA KOPYA ÇEKMEMEYE BAŞLADI.

İkinci kabusunda kendisini "Titaniğin Çarkçıbaşı" olarak gördü. 18 saat ateşler içinde, bir kazan dairesinde çalışıyordu. Titaniğin kaçınılmaz sonuna eşlik edeceği korkusuyla, kabusu derinlerde yaşadı. Ne yaparsa yapsın hem ölecek hemde ateşler içinde ölene kadar çarkçıbaşılık yapacaktı.

BU KABUSTAN SONRA KOCASINA BASKI YAPTI VE DOĞALGAZA GEÇTİLER.

Üçüncü kabusta kendisini CARMEN olarak gördü. Bütün ateşli ispanyol erkekleri ona iltifatlarda bulunuyor bulunuyor bulunuyordu. Sonunda Don Miguel adında bir İspanyol Soylusu, aşkına karşılık bulamayınca, Carmen Söylemi kaleye kapatıyordu.

BU KABUSTAN SONRA SELPAK ALDIĞI ÇİNGEN ÇOCUKLA ALIŞVERİŞİ KESTİ.

Dördüncü kabusta kendini bir "kaz tüyü" olarak gördü. Yani mürekkepli hokka kalem. Hemde 1600-1700'lü yıllarda. Onu kullanan eller; een büyük yazarlardı, Tolstoy, Dostoyevski mark twain, hemingway, vs. Rüzgar gibi dansediyor ve en sonunda bir dünya şaheserine imza atıyordu.

BU KABUSTAN SONRA KENDİNE BLOG AÇTI VE ADINI "TABANİZLERİ" KOYDU.

Beşinci kabusta kendini bir elma kurdu olarak gördü. Kafasının üzerinde sallanan bir bıçak görünce, elmanın diğer yarısına geçti, ama orada'da ısırıldı..

BU KABUSTAN SONRA AMERİKAYA GİTTİ, GELDİ.

Altıncı kabusta kendisini; zalim doğulu babanın 8. çocuğu olarak, ve zorla ağaya gelin verildiğini gördü.

BU KABUSTAN SONRA LİSEYİ BİRİNCİLİKLE ÜNVERSiTE'Yİ 193. LÜKLE BİTİRDİ.

Yedinci kabusta, içinde bir canavarı, uzaylılar tarafından ona fertile edildiğini, ve kuluçkasını tamamlayınca dünyayı elegeçirecek ordunun başkanı olacağını gördü. Dünyaya bunu yapamazdı, ve uzaylıyı imha etmek için 2 kilo leblebi tozu yedi, kaşık kaşık.

BU KABUSTAN SONRA ÇOCUK DOĞURMAMAYA YEMİN ETTİ.

Ve geldik bugüne: ( prezanday ) Söylem teyze'nin son kabusuna ve güncel devrimine.

Kabusunda:

Kendisini, yakın tarihinde en çok hayran olduğu İmelda MARCOS, olarak görür. ( İmelda= Filipinlerin eski devlet başkanının sefa içinde yaşayan kraliçesi, darbe ile indirildi. )

Yani İmelda SÖYLEM. Ve rüya:

İmelda; Maniladaki yazlık sarayın altın balkonundan karlı filipin dağlarına bakmaktadır. Yanında sefasından sorumlu bakanları vardır: Övgü bakanı, Adanmış bakan, Bakım bakanı, ve ayakkabı bakanı. Öğleden sonra İngiltere kraliçesinin karşılamasına katılacak ve bilahare, Britifilipi dostluk konseyine konuşma yapacaktır. Birden odaya 1994 Filipinler güzeli basın danışmanı Jamila girer, ve,

Kraliçem, ahu nurum, ahura mazdam, hülyai cemalim ve azukar morenam:

-Çok şiddetli çatışmalar yaşanıyor, halk sizi tahttan indirmek için parayla Terminatör Arnold'u tutmuş, ordu mordu kar etmiyor, hemde bu arnoldun yeni versiyonu olan kaçkurtulx 2009. Kendi var Allahı yok türünden. Uçuyor, füze atıyor, gıda zehirlenmesi, cilt bozukluğu, her tür silahı mevcut. Birde söylemeyi unuttum, bunlardan 10000 tane var, sizi arıyorlar İmelde Söylem'im.

SÖYLEM BU RÜYADAN SONRA ÇOCUK DOĞURMAK İÇİN HAMİLE KALMAYA, BLOG AÇARAK İNSANLIĞI KURTARMAYA, MEKANİK ZEKASINI İNSANLIĞIN HİZMETİNE SUNMAYA, DUYGUSAL ZEKASINI ÇÖPE ATMAYA, ABDEST ALMAYA VE NAMAZ KILMAYA BAŞLADI...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Söylem Teyze Hakkında Derin Röportaj

Merhaba Mustafa BEY; adınız bu değil mi?

Evet İnanmayan 1971 2 haziran tarihli Nişantaşı Doğumhane kayıtlarına bakabilir, adım hep buydu, hep bu olacak. Birde Sinan var, benden üçerü, o da ruhumdaki istikrar yaratıcılık ve san'atsallığı temsil ediyor, bence yani.

Peki Söylem Teyze sizin ustalık eseriniz mi bu ahvalde?

Daha çok dış gebelik diyelim.

Açarsanız:

Elbette, istem dışı gelişmiş, kendine hayat bulmuş ama benim vucüdumda, yani kayıt dışı da olsa çocuğumdur, aynı zamanda değildir. İstediğim an bir inkar'a bakar. Saklana saklana büyümüş, mucize çocuk, ama virütik mucize.

Peki Söylem teyze aslında kim?

Gerçek adı Esra Nida KUYUCU. Özlük bilgileri bende kalsın. Toplumda saklanarak büyümüş birisi. Korkunç entrikacı, dilediği her karaktere bürünebilen, kendini acındıran ve kendine acıyanları acınılacak duruma düşüren defolu bir ruh. Bende sanırım ilahi güç tarafından firavunun musası olarak onu kalemimle deşifre ediyorum. Acıdan zevk alıyor, günümüz kadını kisvesine bürünmüş, ama ona mazohist, pesimist, narsist diyemezsiniz, çünkü sadece modern zamanların tortusu diye bakabilirsiniz. Bende onu uzaktan uzaktan kalemimle komik durumlara düşürerek neşterliyorum. Acıdan zevk alıyor, mutluluğu ve feraha kavuşmayı istemiyor.

Sizce psikolojik vak'amı?

Asla değil, dış gebelikten doğmayı başarmış bir çocuk sadece.

Siz onunla neden uğraşıyorsunuz? Aslında ona değer verdiğinizle mi alakalı?

Değer mi dediniz, bu kelimenin karşılığı onun gözünde Kötü niyet. Geçen bir yazısını okudum. Tema olarak; sevdiği kişinin ona çiçek veya sevgi notu bırakmaması karşılığında düştüğü modern aczi betimliyor. Ben de yorum bıraktım, ve kapsama alanı dışına çık biraz, kalıplara sığınma, çiçekler hava almak için balkona çıkmıştır dedim. Ve bu cahil peri, beni neredeyse balkondan atacaktı. Küfürler aramızda kalsın ama, sanırım Söyleme kalsa hiç bahar gelmemeli, hep karanlık hep karanlık olmalı..

Mustafa Bey, bu saklanmış öfkeyi yazılarda çokça volkanlıyorsunuz, aranızda ne geçti Söylem Teyze ile?

Hiç aslında. Söylem V8 turbo motoru ve gümüş kanatlarıyla süper mesafeler aldığını varsayıyor, ama bir de bakıyorki indiği yerde ben. Beni birşeylerle uğraşırken görüyor. Şaşırıyor ama işi soyluluğa zarar vermeden bağlamak zorunda ya. -Neber Mustafa, bende deneme sürüşü yapıyordum, kısmetse Amerikaya, aya uçacağım, adı üstünde deneme işte, sen ne yapıyorsun?

Ben sağa sola etiket yapıştırıyorum, dönüşte kendimi kaybetmemek için.

Peki etiketlerde ne yazıyor mustafa?

Asılolan Ruhtur yazıyor, Söylem Teyze...

Mustafa Bey, Birgün bu Söylem > Zeynep, kapıdan avukatıyla çıkar gelirde size hakaret veya telif veya gerçekleri yanıltma tarzında bir şekile bürünürse ne hissedersiniz?

Valla Söylem olduğunu kabul etmiyorsa, o zaman gelmez ve bu mantıksız olur, kabul ediyorsa gelmesi yürek ister, hem habul ediyor hem etmiyorsa (!) o zaman gelsin de hazır avukat oradayken bana yağdırdığı küfür, bana ve kadınıma ettiği hakaretler, ve ilave olarak yanlış anlamalarından ötürü zabıt tutturayım.

Size "kötü niyetli" demiş, siz yıllar sonra balkona düşen kuş gibi seğirtip duruyorsunuz, karşılıklı kovgun olduğunuz bir balkona, taraflar evlenmiş, ilk bakışta evet, kötü niyet olarak gözüküyor.

Siz buraya geldiniz, beni ilk defa gören biri olarak, elbette eldeki verilere göre yorumlarsınız, ama onu ve zekasını ve geçmişi bilen biri hemde beni bilen biri bana kötü niyetli diyecek. Açayım mı; Seni ve geçmişini bilen birine bu tanımlama çok sığ kaldı, ben kötü niyetli olsaydım, hayatımın en az % 1 i karanlık olurdu. Söylem ya kördür ya kör bakar..

Peki bu kadın evli?

Kocası herhalde dünyada kimsenin ulaşamadığı bir seviye olmalı. Söylem ile evlenmek. Sabır, çocuk eğiticiliği, ruh doktorluğu, yine sabır, sağlam kişilik, delilerden anlama, tahriksavar olma, ve 100 farklı molekkül ile donanmadan olacak şey değil. Bakın mesela, onunla hayatımın en pişman anları ne idi biliyor musunuz? Tam tamına - ya ne iyi bir arkadaşlığa sahibiz, hiçkimsede olmayan dediğim anlardı, tam o anlarda yabancı ve vahşi bir yaratık olur, deşer, tanımazdan gelir, saçma hikayeler uydurur, aşağılar ve kendini yüksek dairelerde görürdü, kesin olarak bir ruh hastalığı üstü az şizofreni...Yani Allahın gönderdiği melek olmak zırhı ile buradayım sanki. Çoğu erkek arkadaşından bırak lafı, dayak bile yemiştir bu Söylem, eminim de görmeden konuşamıyorum.

Peki Mustafa, yaşanmışlığınızdan bir örneklem yaparmısınız Söylemle, Teyzeyle..

Mesela doğru olurmu bilmem ama birgün bir eğitim kampına Sivrili'ye gidecekti. Sabah kargalar vals yapmadan beyoğlunda buluştuk, eşyalarını paylaştık, aksaraydaki köyüme kalkan otobüslerden biriyle gittik oraya, normalde kampa varınca yeni ortamına alışmak için ben sepet olacakken, sanırım ortam riskini indirgemek için beni salmadı, Sivrilide kızkıza dolaştık, lunaparkta penaltı atışı malborasına, çaybahçesinde oturduk, ve gece oldu, saat 04.00 da çevreyolunda otostop çekmek suretiyle istanbula dönmeye çalıştım, cebimdeki 4 lira para etmedi, 3 lirasını otobüse verdim, otogardan unkapanına kadar yürüdüm en az 10.000 metre, sonunda sarhoş bir taksiciyi 1 liraya kandırdım, yemin ettim hatta, o derse girerken ben zar zor ve tek parça eve girdim. İşte kötü niyetli ben.

Sanırım çok ciddiyealdık bu söyleşiyi, Söylem teyzeye dönersek, o aslında kim.

Söylem Teyze, meşe palamuduna ulaşmak için dört dönen, 4x4, dörde bölünen o sevimli çizgifilm buzdevrinin faresıçanıdır. Macerasıda özet olarak, meşepalamudunda simgelenen hayalleridir.

25 Ağustos 2009 Salı

Haydar ve şürekası tatilde

Posta gastesi alırım, otobüs yolculuğunda erir biter. Hürriyet gazetesi alırım, hürriyet ilan olunana kadar bitmez. O yüzden hürriyet almam, posta alırım, ertesi güne devredilmek istemem de o yüzden. Bu kadar karmaşık.

Beş yıldır halkımızın sevimli cinsel hayatını yorumlarıyla yoğuran Haydar Hoca sonunda tatile çıktı, yanında fantazici 2 abi daha, beş yıldır yazmaktan yorulmuşlar, ama biliyormusunuz, halkımız beş yıldır sorunlanmaktan yorulmadı.

Posta gazetesi almak bastırılmış cinselliğin aynası oldu. Hatta bir fıkrada; yaşlı amca gazete bayisi kıza yaklaşmış, kızım bana bi sabah bide akşam verirmisin deyince genç kız: Amca sabah akşam olmaz ama ben sana bi posta vereyim demiş. Bu fıkrayıda her kadın gibi sekize katlayabilirsiniz.

Haydar hocanın bazı şifrelerini vereyim de tatilden döndüğünde ortak bilince yaptığım katkıyı takdir etsin.

Küçükken bisikletten düşen kızları mazur görün, eş olurmu olmazmı buna göre karar verin

Bazı organların boyutu ile hayatınızı karartmayın ve kafaya takmayın.

Cinsel hayatını 10 katsayısı ile çarpan insanlar sizde kompleks yaratmasın.

Hamile kalma korkusu, kızlık korkuları, kızmıdır korkularına kapılmayın, ya doktor yada psikoloji yardımı alın, veya korkularınızla yüzleşmeyi deneyin.

Herşeyi bedava istemeyin, arada sırada Haydar Hoca'nın muayenehanesine de gelin......

24 Ağustos 2009 Pazartesi

lale limon

Aşka dair yazılmadık birşey kalmadı halenhazırda. Sadece bilimsel olanlar hariç...
Bu konuda aşk edebiyatı yaparak, döngüye birşeyler daha gömmek istemem de, o yüzden.

Şimdi ramazan ayının duygularımızın pasını sökerek, birbaşka ışıldattığı uzaylarda gezinelim.

Şimdi genelde hepimizin yaşadığı büyük büyük aşklar var. Elinde birşey kalan varsa parmak kaldırsın....Demekki yaşanmışlık büyük bir iftar sofrası gibi, sofradan kalkınca, en değerli parça; sadece bir kürdan, onay verdiğinizi duyar gibiyim. Siz kürdanı kullanırken, yazımı okuyuverin gitsin..

Her erkeğin her kadına aşık olma kapasitesi olduğunu söylesem kaç kişi'nin dünyası yerinden oynar?

Yaklaşık 100 de 97 .. Yani 100 erkekten yüzü 97 kadından doksanyedisine kayıtsız şartsız aşık olabilir. Diyeceksiniz ki, benim Mahmutum var, benim Kerim'im var, benim Aylin'im var, benim Şule'm var, gerisine kim sarar?
Öyle değil işte.

Şu adını andığınız meşhum şahsiyetler, övgü ve sahipolma şeklinde koltuklarınızı kabartan şahsiyetler önceden neredeydi? ( Derin bir sessizlik ) Ondan önce kimler kimler vardı, ve kısmet olsaydı varolacaktı? ( Daha derin bir çaresizlik )

Mesela akşam otobüs bekliyorsunuz, "O" durağa geldi, rüzgar ile birlikte, hafifçe kaldırımdan indi, yanınıza sokulup, en ince nazenin sesiyle sordu: Pardon, Cibali otobüsü geçti mi?

Yukarıdaki pasaj Erkek versiyonu, ve birde kadın versiyonu:

Hayatın tekdüzeliğinden artık mide kilitlenmesi derecesindesiniz. İş, ev, kariyer ve ucu görünmeyen belirsizliklerle dolu angarya hayatınız. Vaktiniz kısıtlı, işten çıkmış, evinize vararak döngüyü tamamlayacaksınız, ama durakta özenli bir duruşu olan sağlam bir karakter, duruşu güçlü bakışları keskin, acaba kim, aslında kim, yada aradığım mı? Şansınızı ve ihtimalinizi suya bırakılmış hayaller cinsinden denemek istiyorsunuz: Pardon, Cibali otobüsü geçti mi?

Evet yolculuğumuzun sonu, son durak: Cibali....

23 Ağustos 2009 Pazar

Söylem Teyzenin Ahiretbook arkadaşları

Zihni sinir
Burak van der demez
Şeyla Atılay Çalışkan
Teodorhinyo
Saint Lopez
Teoride pratikte Dolapdereli Ziynet
Zekeriya Temizel
Sardunya adaları senkronize yüzme takımı
Jermaine Jerome
Ferda Anıl YARKIN ( çakma )
Pejo 307-sollarım allaama
Maocu düşünme dernekleri
Zahir Beto BARZANİ
Talabani
Cipsy cips
Adnan hoca ve kırk haramiller
Stanly Cubrik
Vasati 40 çöp grubu
Hormonel dengesizlikler

Söylem Teyze Ramazan Delişmeni

Ailesinden gördüğü ramazan telaşını evine taşımaya kalkar, maksadı evliliğini korumak ve kurtarmaktır. Ona faziletli sözler eder, uydunum, kadınınım, ne istersen o olurum diye jestiyonlar yapar. Halbuki güçlü özgür kadın olarak eşini seçmişti, hayata bir kılavuz gerek diye evlenmişti, şimdi neden bu derece bağımlıyı oynadığını çözemedi.

Saçlarını çözdü, eğreltti, başına türban eyledi, anneannesinin çullarına benzer urbalar takındı, evindeki mühtehçen unsurları dolaba kitledi, bir ilahi musikisi kasedi edindi. Daha neler yapabilirim diye turladı, şekeri düştü, ortaya uyudu, akşama hazırdı sofra ve ruhunu esirgemezdi bizden ramazan....

20 Ağustos 2009 Perşembe

Söylem Teyze'nin Gardolabı

Eski zaman ecnebileri gibidir Söylem. Kendini herşey ve herkezden münezzeh tutar. Ramazanı icad eden mucidin nede büyük bir diyetisyen olduğundan hareketle, topluma yön vermenin bahsini kurar durur kafasında.

Çukurcumanın antikasıdır Söylem. Üzeri toz tuttukça değerinin anlaşılacağı hissiyle hareket eder.

Rus matruşkasının karaktere dönüşmüşlüğünün ismidir Söylem. En çok yapmak istediği şey en çok eleştirdiğidir, ve içinin içindedir.

Labirentlerdeki şaşırtma aynalarına benzer Söylem. En çok nefret ettiği aslında en çok sevdiğidir.

Rüzgarın ruhudur Söylem, hem çok hafif hemde çok güçlü olmayı başarabilir, ki bu özelliğine tehlikeli yorumuda yapabiliriz.

Çocukluğunda kaleye mecburiyetten konulan fasulyedir Söylem, kendine uygun görülen rolden ötürü takımına gol ve goller yedirir, mazur görüleceğini bilerek.

Alaadinin cinidir Söylem, okşandığında zuhur ederek, hayalleri yakın eden, ama sonunda çapına girerek okşanılmayı bekleyen.

Hiç ummadığınız kar fırtınasıdır Söylem. Size beyaz beyaz çocukluk masallarınızı anlatırken, üzerinize felaketleri ören.

Allahın bahşettiklerinden bir lütuftur Söylem. Allahın Gazabı bile insanlara nimet cinsinden

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Söylem Teyze Kursiyer

Söylem, sahip olduğu uçkun, taşkın ve sosistike ruhundan ötürü ıssız söylem olmuştur. Diğer bütün çevresi ona sığ ve çekilmez gelmektedir. Bu hadise artık ilişkilerine ve kariyerine negatif etkiler yapmaktadır. Ruhunu sağa parkeder ve düşünür çareyi. Sigara içer, 62 lira ceza öder ve yalın gerçeği bulur: Kursiyer olmak.

Ertesi gün Balat'ta bir bitirim kahvesine gider, basitliği, tek boyutluluğu, sade iletişimi ve saflığı temsil eden birisine kendisine kurs vermesi için 300 lira teklif eder.

İlk ders konuları: Otur-kalk, ye, ne bakıyosun,

2. ders konuları: Uzatma, ne diyorsun, eyvallah,

3. ve son ders: Naber, nevar ne yok?

Söylem Teyze Ekonomik bakar

Sabah sabah gelen mesajla uyandı.

SMS.1-Sayın SÖYLEM: Hesabınızdaki 82.345 ero'ya gecelik ero ötesi faizlerden 22.34 ero eklenmiştir. DEMİRBANK İYİ GÜNLER DİLER.

SMS.2-Sayın SÖYLEM: Haziran ayı harcamalarınızdan dolayı 118 hediye puan yüklenmiştir. SİZİ KULLANDIĞIMIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ.

SMS.3-Sayın SÖYLEM: Üç seferde beş defa yakıt koyduğunuz için bizden ayıcık kazandınız.

Söylem Teyze'nin Özgeçmiş CV'si

Medeni durum, evli, sil, yaz Bekar. Olmadı boşarız adamı.

Üniversite; Kocaeli Bakliyat Fak. Sil. Yaz ODTÜ İşletme, renkli fotokopiler sağolsun.

Yaptığı sporlar: Koşu, basketbol Sil, Ata binme, trekking, sukuhaş.

Gittiği Kurslar: Daktilo, nakış Sil, Duygusal Zeka Mühendisliği. Sorarlarsa bişey uydururuz.

İş tecrübesi: Migros Bağcılar depo elemanlığı, Sil, Mıcrosoft TURKEY executive Manager

Adres: Taşlıtarla Sultançiftliği, Sil, Millenyum Rizedans

Referanslar: Depo şefi, ofisboy, sil, CEO TEO..

Aktiviteler: Rıza Amca bizi pikniğe götürür. Sil: Bahamalarda Köpekbalığı dalışı

Başarılar: Depo sayımını 3 günde tamamladım. Sil. 3G teknolojisi projesi Altyapısı

İlgi alanları: Mahellenin kızları kimlerle fingirdiyor. Sil: Türk Ekonomisinde Makroekonomik dalgalanmalar.

18 Ağustos 2009 Salı

SÖYLEM TEYZE AÇILIMI

İşte değerli okurlar, sizlere Jingıllar yardımıyla anlatmaya çalıştığım "Söylem Teyze" karakteri. Kimbilir kimdir diye düşündünüz mü bilemem ama Söylem Teyze aslında hiçbir karakterden esinlenmiş, yaşayan, varolan, bildiğiniz bir karakter değil. İşte yanıldınız. Yani hiçbir kişi ve kurumla bağlantısı yok, tamamen hayal ürünü.

Söylem Teyze tamamiyle, ancak ve ancak, kesinkes GÜNÜMÜZÜN KADINI. İcad edilen karakterlerin en sonuncusu, en güncel kahraman. Hepimiz ama hiçbirimiz.

Öncelikle neden Söylem Teyze? Neden çelik blek, kızılmaske, veya maskeli süvari değil? Karakteri ile ünvanı arasındaki ilişki nereden kaynaklanıyor? Söylem, bildiğiniz gibi kelimelerden ibaret bir bütünlük demek. Bir kişiye ait dinleti demek. Deyimselleşmiş kelimeler demek. Zamanımızın karakter, kimlik, köken, ve kabiliyet gibi varlıklarından maada, sözlerle, anlatılarla, sunumlarla kendini belli eden kadın demek Söylem. Teyze ise; yaşından veya yaşamışlığından ziyade, ( maada ) kardeşlerinden biri çocuk doğurduğu için ona yüklenmiş, bahşedilmiş ünvan demek. Yani Güzin abla yada falcı bacı değil, mahallemizin sembolü değil basitçe, Söylem Teyze....

Neden Söylem Teyze diye bir karakter yaratma ihtiyacı duydum? Beni rahatsız eden veya, hayranlığıma düçar bir öykü, bir gizem, bir efsane yok ortada. Yani klasik bir döngü sözkonusu değil. Günümüz kadını yani zamane'yi bize şifreleyecek bir anlatı eksikliğinden doğdu söylem teyze.

Söylem Teyze, aslında bir "sunulmuş kimlik". Kökeni bildiğimiz Türk kadını, erkeğinin yanında, toplumsal bütünlüğü oluşturan. Ama modern devirler denilen, cilalı imaj devri ile, Söylem Teyzelerinde bir kimlik arayışı doğdu. Örnek gerekirse; Söylem aynanın karşısında kendini inceliyor, birde dergilerde, medyada, pazarlama ikonu olan kadını. Kendi kimliğini, yansıtılan kimlik ile uydurma çabası onu farklı bir evrime zorluyor. Annesi değil, işyerindeki kadınlar değil, dizilerdeki kadın değil, aşk filmlerindeki kadın değil, tamamen Endüstriyel kadın. Yani tüketimin şekillendirdiği kadın. Birnevi proje, birnevi robot. Endüstriyel kadını hepiniz tanıyorsunuz. Erkeğin koltuğunu sallayan, kuluçka devrimini yapmış, üreme kimliğinden soyutlanarak şahsiyet kazanmış, savaşçı, coşku üreten, kalite devriminin lideri, yöneten, sınıflayan ve bağrından yeni toplum çıkaracak kadın. Aynı zamanda erkekler tarafından devamlı arzulanan, saçları ışıltıyla parlayan, sporcu, sanatçı, güçlü, sıfır beden, bütün yeterlilikleri kasasında barındıran. Rekabetten korkmayan,ve rekabet yaratan. Yani kadın yaradılışının bütün artılarını devamlı sergilemesi istenilen, sırf bu yönüyle tezat oluşturan bir ikon.

Bu kimliğe dahil olarak, erkek'ten ihsan beklemeyen kadın ise, doğanın güçlükleriyle yüzleştiği anda, kadın kimliğine dönüş yaparak, ruhi evrimini daha doğrusu dönüşümünü tamamlıyor, ama nerde; başladığı yerde.

Söylemleri nasıl tanıyabiliriz, her ne kadar hayali bir yaradılış olsalar bile? Öncelikle sebebini açıklayamayacakları tercihleri var. Sırf şahsiyetlerini belirginleştirmek için. Aynı iki masadan sırf birine otururlar ama aynısına oturmazlar. Aynı özelliklere sahip iki filmden biri şaheserdir diğeri değil. Aynı özelliklere sahip iki arabadan biri binilebilir, diğeri araba değil. Aynı özelliklere sahip iki evden biri amaç diğeri asla değil. Yani seçimlerinin üzerine kurmaktalar şahsiyet kurulumunu.

Bir diğer açılımı ise Söylem Teyzelerin, kavramları algılama şekilleri. Mesela aile onlar için sadece bir liman, denizlerden yorulduklarında. Anne onlar için sadece bir düzeltme aynası, kaderleri bir olmasın diye. Erkek onlar için bir ihtiyaç maddesi ve tabela adresi. Sadece kimlikleri tamamlansın diye ve fizyolojik ihtiyaçlar için. İş onlar için sadece bir yükselme basamağı, hayallerindeki hedefe çarpa çarpa geldikleri. Aşk onlar için sadece bir ruh yenileme istasyonu, birinden birine geçişi kolaylaştıran.

Söylem Teyzenin bir ismi yok, Derya olabilir, Necla olabilir, Sıla olabilir, ama kalıpları, yani büründükleri kimlik kesinlikle Söylem Teyze.

Aslında Söylem Teyzelerin çok takdir edilesi bir yönleride var. Katmanlar arasında varolmak ve yeni kültür ve tabiat şartlarına adapte olmak zorunluluğu. Hepsi bir buğday tohumundan kökenlerini alıyorlar, gelgelelim, açmak zorunda oldukları çiçek ise her rengi barındırmak zorunda. Bu yüzden kökenlerini, kültürlerini, doğalarını inkar etmek zorunda kalmaları en büyük handikapları olmuş. Bir köylü ne kadar kentli olabilirse, bir eşkiya ne kadar devlet adamı olabilirse, bir çoban ne kadar işadamı olabilirse, Söylem Teyzeler ondan daha üstün bir adaptasyon sergilemek zorunda. Oluşturulmuş kimlik kendini ne derece çekici gösterebilirse, Söylem Teyzelerde o kadar kabul ediliyor ve hızlı şekilde statü oluşturabiliyorlar.

Söylem teyzeler, bu kültürsüzlükte kültür olabilmenin bir yolunuda bulmuş. Hangi kültür ile karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, mutlaka karşı kültür mensubu olduklarını vurgulayarak şahsiyet kazanmaktalar. Mesel; Avrupaya gittiğinde üstün Türk kültürünün bir filizi olarak kimlik satsalarda, Türk kültürüne kendilerini Avrupa olarak lanse ediyorlar. Karşılarına Cehalet çıktıysa, bilgelik, bilgelik çıktıysa cahillik. Deli deliyi görünce sopayı saklar hesabı. Bu yüzden imaj tarlaları oldukça geniş aynen imaj ürünleri gibi.

Kendilerinde en geliştirdikleri husus ise sunum yetenekleri. Proje sunumu, pazarlama sunumu, yeterlilik sunumu, kendini sunum, şirketi sunum, dahili ve harici sunumlar. Bu sebeple söylem teyze adını haketti günümüz kadını.....

Onlara heryerde raslayabilirsiniz ama daha çok cezayir sokağı, trendi mekanlar, beyoğlu arkası, Gym centerlar, güzelleşme standları, bilge yazarların öğretileri, edebiyat oluşumları, yani üst kimliği keskinleştirecek her mekanda salkım salkım yeralmaktalar.

Haa, birde tüketime karşılar, tüketimin içinde,

Neyse, yoruldum, coming soon....

Söylem Teyze ve geçmişten gelen ( JINGLE )

Söylem Teyze'nin erken çağlarından tanıdığı bir arkadaşı vardı. Niyazi. Niyazi çok zıpır çocuktu, sevimli zeki, evcil serseri. Kız kıza çok paylaşımları oldu. Niyazi ile birgün çekirdek yüzünden görüş ayrılığı yaşadılar, Niyazi'nin aldığı çekirdek bayattı ama yeni ısıtıldığı için taze yanılgısını yaşadılar, bayattı, tazeydi derken kişilik çatışması yaşandı ve Niyazi niyazi oldu.

Yıllar sonra elektronik sanal dünyada tekrar iletişim yaşandı, dertleşildi, taşlamalar haşlamalar derken, Söylem Niyazinin kariyer yapamadığını anladı. Ola ola Niyazi; Kurukahveci Mehmet Efendi Firmasının Paketleme'den sorumlu şefi olmuştu. Söylem mükemmeldi ve çevreside mükemmel olmalıydı. Söylem, söylemini iletti.

"Senin çekirdeğin bayattı, geçen gün aldığım kahvende bayat çıktı, defol sanalımdan."

Çok yakındaaaa

coming soon

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Söylem Teyze ve N+1 JINGILI

Söylem Teyze Amerika görmüştür, hatta uçağın menzili boyunca 10 bin metre yüksekten bile olsa Medeniyetin yarısını bile görmüştür. Gerçeği aramaktadır.

Ülkesine döner ve çok özlediği otantizmi yaşamak için Rumeli hisarı konserlerinde Nilüfer'i dinlemeye gider halkın içinde.

Ortama, boğaza, mehtaba, sanata, coşkuya, aşka, şarkıların öyküsüne paralel düşünür ve merdivenlerdeki satıcıya seslenir.

-Bakarmısınız,

-Buyur Abla,

-diyet, otantik, tatlı, keyifli, özel, serinletici, hemen bitmeyen, orjinal, vitaminli, teknolojik, gücünü gelenekten alan, kaynağı tanrılardan gelen, ne sıvı ne katı olan, enerjik, mutluluk veren, romantik, aşka dair ne var sizde?

Satıcı gerçeğin arayışını 21.15 itibariyle sonlandırır:

-SENDE NE ÇOK ŞEY İSTİYORSUN YAHU!

Çok yakında,

Coming soon...

Söylem Teyze'nin AVM Paradoksu ( Jıngle )

Söylem; AVM denilen tüketim merkezlerine karşı kendini Don Kişot ilan etti ve doldurdu akbil'ini.

Uzaylılar tarafından insan denilen organizmayı gözlemlemek için yapılan, kapitalizmin insan üzerindeki hegamonyasını belgeleyen, uzaydaki yaşamı sembolize eden, tüketim canavarını içerde besleyen AVM'lere karşı ruhunu içeri sokmayı deneyecekti. Amacı istilayı önleyebilmekti..

Ne olur ne olmaz diye kredi kartlarını evde bıraktı.!


Çok yakındaaa.....

Coming Soon

Söylem Teyze İstanbul'u keşfediyor.

Doğası gereği öğreti ve ideolojileri elekten geçirmeden inanmamaya şartlı Söylem Teyze, İstanbulun 7 tepe tezini gezerek ispatlamaya başlar. Çünkü doğa onun için bir macera, gözlem onun için bir nefes, ve keşfetmek ise onun için pastanın çileğidir. Hemen karaköyde dağcılık malzemeleri satan bir mağazaya gider.

Çok yakında.....

Coming soon

Söylem....Mükemmellik arayışı ( JINGLE )

3879,3878,3877,ay unuttum,3998,3667....

Söylem Teyze gerisayım modundadır. Artık dünya ve yaşam ile irtibat kurmuş bilirkişi olarak, mükemmelliği ve insanlık bilincini yansıtmak için bedenini seçmiştir. Peki neden gerisayım yapmaktadır? Çünkü bedeninin ihtiyacı olan E12 b14 vitaminini içeren acı biber suyunu alması, ve dahası; bir düzen dahilinde alması gerekmektedir. Saat 15.30 olduğu anda bu aktarımı yapacağı için, gerisayımdadır. Hiçbir saate güvenmemektedir.

Mükemmele artık dakikalar vardır sayın izleyiciler...

Pek yakındaaa............

COMING ama soon

SÖYLEM TEYZE BİRGÜN....( TANITIM JINGLE )

Söylem Teyze, dahil olduğu süper kahramanlar grubunun hangi klasmanına hizmet ettiğini merak etti. Zira ne uçabilir, ne kaçabilir, ne gemi kaldırabilir, nede tren durdurabilirdi. Hatta yağmurlu günlerde taksi bile durduramıyordu.

Bebek semtine yöneldi. Çingene bacı arayışındaydı. Koca memeli Aynur'u buldu. Aynur ilk gençliğinde ona aşk falları bakmış, piyango önermiş, ve kısmetini tarif etmişti. Artık Aynur'un kılavuz kahin olduğu genel kabul görmüş bir kanıydı. Yanına geldi. Cebinde bir koca "S" amblemi çıkardı. Aynurun gözleri hortlak görmüş gibi açıldı.....

Çok yakında.......

Coming Soon...

16 Ağustos 2009 Pazar

Söylem Dünya'ya Teşrif ( TANITIM JINGLE )

Çook çok uzun yıllar önce,
İnsanlık buzdevrinden yeni çıkmış, henüz sobaya yeni yeni çalı atarken
Tutuşturamazken..

Metrelerce uzaklıktaki bir gezegen, Marbunya...
Kaos, kaolisyon, istila.

Bir kahin, Lostradamus,
Bu yokoluştan seçilmiş kızı kurtarmak için planını yürürlüğe koyar.
Uzay jet skisine kabin yaptırır ve bebeğin tüketeceği diyet form bisküilerini yerleştirir.
......

ÇOK YAKINDAAAAA

coming soon

15 Ağustos 2009 Cumartesi

BİR ŞİRKETİ BÜYÜK YAPAN NEDİR

Hayatım şirketlerde dön baba dönelimlerle geçti. Genel olarak talihsiz bir kariyer, ama her zaman iş tatminim, müşteri diyaloglarım, iş arkadaşları ve yönetici ilişkileri olarak tam tersi, talihli bir kariyerim var.

Ve modern zamanlar bir sürü yeni kavramı peşinde sürükledi. Kurumsallık, toptan kalite, müşteri memnuniyeti indeksi, iç müşteri memnuniyeti, müşteri odaklılık, erişim, marka değerleri,

Hatta neredeyse, şirketin bilinirliği veya imaj verileri, mali değerlerin üzerine çıktı.

Bakıyorum nihayetine, ve reklamlar, propagandalar, başımı çevirdiğim her noktada kabus gibi bir marka yağmuru var. Hedefindede biz, yani tüketici. Bizi seçin baskısı, karalamalar, daraltmalar, kırdırmalar, hasılı çıldırtan rekabet.

TABİ BİR ÇIKIŞ NOKTAM VAR,

Beni istihdam eden markanın rekabetinde ben neler yaptım ve başarılı oldum. Bir nevi mesleki anlayış veya bireysel taktik. Öncelikle kimliğim ve ilişkilerimle ön plana çıktım işin doğası, ve asla ileride insanlara füze olarak dönecek söz ve taahhütlerde bulunmadım.

Genelde iyi polis kötü polis rolü oynadım takım dahilinde, bazen iyi bazen kötü ama genellikle iyi.

İnsanların ait olmak istedikleri rolleri fazla irdelemeden çözüm sundum, zira çocuğun oyuncağını ve hayallerini elinden almak tehlikelidir.

Tecrübemi ve hikayelerimi yansıttım samimiyet nakışıyla, odakladım ve son eveti karşımdakine bıraktım.

Göründüğüm gibi oldum, olduğum gibi görünseydim, hiçbir muhatabım olamazdı, mesleki kimlik senaryosunda. Zira hem karakter üstünlüğü, Nişantaşlılık, serde delikanlılık gibi asetler, insanlara gitmeyen, onları ayağına bekleyen miraslarımdı.

Merkezde oturan ve buyuran kimliklerin doktrinlerini yumoşlayarak verdim piyasanın bağrına, merkezde oturanlar merkezkaç kuvvetiyle savruldu, ben dönmeye ama yerimde devam ettim.

Müşteri istek ve taleplerine odaklanacak oldum, bir baktım hep eksi hep zarar yazan bir süreçteyim, sonunda devamlı isteyen bir egonun etkisinde kalmak, kolumu bacağımı götürecekti ve dilenen dilenci olur, dileyen baştacı diyerek, karşılıklı çıkarları prensip edindim.

Kendim ve iş ortamım için pozitif elektronları yaydım çayıra, aynen askerlik ortamında yaptığımın porfosyoneli, ve insanların rengi koyudan açığa da döndü bu sayede.

Ben bu yöntemlerle şirketleri büyük yaptım mı bilmem ama, benim şirket bilenler için hep büyük bir şirket oldu dilden dile.

Peki Musti, sen büyük reklam bütçeleriyle de yapabilirmisin bir şirketi büyük derseniz söyleyeyim: Malzemesi ben, insan ve zaman olan işlerde varım. Delmişim bütçeyi...

KAHİN METRODA

Söylem ÖYKÜCÜ, ( teyze ) haftasonu tatilini değerlendirmek için Nişantaşı Akkavak parkındaki kedi dostlarını ziyarete gitti. Belediye'nin yaptırdığı kedi evlerinde minimini arkadaşları ona huzur veriyordu, onlara kocasına yaptığı ama yediremediği böreklerini ikram etti. Biryandan da düşündü, neden hacmi 50 desimetreküp ve altı yaratıklardan hoşlandığını. Kuş, kedi, fino, semender, niyet tavşanı, hemistır, süs maymunu ve papağanlar. Herhalde içimdeki çocuğun en sevdiği yaratıklar bunlar diye düşündü.

Bugün tatildi ya, derinlere inip, içyolculuğu yapmak için koskoca bir öğleden sonrası vardı. Aslında bu içyolculuklarından birinde fren yerine gaza basıp içindeki çocuğu ezmişti, ama ruhu buralarda biryerlerdedir diye törpüleyip attı.

Amerika gibi büyük bir metropolde yaşadığı için, bütün seyahatlerinde Metroyu bir anahtar olarak kullanıyordu. Mesela Kadıköye gidecek, metroyla Taksime, finukuler metroyla Kabataşa, henüz açılmamış olan boğaz metrosuyla Üsküdara, Metrobüslerle Kadıköye geçerdi. Metropol kadınıydı, çukulatası metro, evinde metronom, favori sanatçıları metroseksüeller, ve ulaşım sponsoruda İstanbul Metrosuydu.

Nişantaşından metroya yöneldi, metro girişinde kabalak şıklatan bir doğu karadeniz san'atçısı gördü. Kabalak, kakavan kuşlarının gagalarıyla yapılan, latin ritmi veren bir çalgıydı. Zaten karadenizli sanatçılara karşı bir avansı olan Söylem Teyze, kabalak bilgisinden ötürü diğer insanlardan ayrıldığını hissetti. Metro görevlilerinden biride kabalak ritmiyle ağzını sağa sola oynatıyor ve eğleniyordu. Metro görevlisi Sabit KARAKAŞ; Sivaslıydı ve rahmetli Ecevit gibi Tiki vardı aslında, ama Söylem Teyze bir kere teşhisi koyar ve kanun hükmünde karar alırdı. Söylem Teyze, ağzını huni yapıp, yanaklarına parmak vurarak, kabalak sound'unu üretmeye çalıştı, özgünlüğünü ortaya koydu. Metrodaki şehir insanlarının dikkatini çekince bu yeteneği de çöpe attı.

Aslında evin'emi yoksa aksi istikametteki Taksim'emi gideceğini daha seçememişti kafasında. Konservatif hayat yaşayan şehir kadını olarak, kendini kurallarla yaşamaktan alıkoydu ve kaderin dalgaları dediği seçimi yaptı. Eliyle gözlerini kapatıp, tek topuğu üzerinde dönmeye, ve dönüşü son bulduğunda ne tarafa dönük ise yüz cephesi, o tarafın metrosuna binecekti. Yaptı ama dairesel turun son anını iyi keşfedemeyince dengesini kaybedip, plaj çantasındaki eşyalar yere savrulmak suretiyle metro zeminine düştü. Düştüğü anda merak etti ve gözünü açtı, ne sağ ne sol, metronun duvarını gösteriyordu istikamet.

Hemen metro halkından birisi yardımına koştu, elinden tuttu, selpak uzattı, iç kanama olabilir diye gözlerine baktılar, çünkü birden bire dönmeye başlayan ve yere kontrolsüz düşen insanlarda olurdu bu tür, etkenler. Hatta gösterilen ilgiden memnun olan Söylem Teyze, gerçekten hasta veya hamile olduğu gibi kanılara da eşlik etti. En azından etmedi denilemez.

Ona su veren ve banka oturtan kişiye dikkatle baktı ve bir dejavu'nun merkezinde buldu kendini. Gençliğin zıpırlığında Keymancı BAR'da genellikle karşılaştığı, siyah Hırdavatika tişörtlü, uzun saçlı, küpeli, ölü köpek bakışlı ve uçuk gri gözlü gizemli genç'in ta kendisiydi. Hemen aradaki 7 farka yöneldi.

Saçları uzun ama kısalmış ve seyrelmişti.
Tişörtü aynı tişörttü.
Pantolon rengi açılmış ama aynıydı.
Sağdaki deri bilekliğini sola takmıştı.
Kot bir sırt çantası taşıyordu.
Yanakları tombullaşmıştı.
Göbeği kavun göbeği olmuştu.

Saman saman gözgöze gelirler ama sadece mana gönderirlerdi birbirlerine. Yaşam tarzları, boşvakitleri, içtikleri ve tempo tuttukları parçalar bile çok benzeşirdi bu genç ve genç Söylemin. Öyleyse bu tesadüfün ilahi bir tesadüf olduğuna, burgulu dönüşün kaderini belirlediğine inanması an meselesiydi.

Gelen metroya binmedi Söylem, dejavusu da binmedi. Öylece bekleştiler, bir ara Söylem ülker dolabımdan diyet çizi aldı, dejavusuna verdi, teşekkür etti dejavu ve yedi.

Geçmişinin bir ilahi tesadüfünün hayatına girişi kaderin ne kadar iyi bir poker ustası olduğunun kanıtı diye düşünürken, bir uzak ses ortamda yankılandı.

Selam BEKİR,

Selam Emoş, canımmmm.

Dejavu'nun yüzünde sırma sırma gülücükler oluştu. 16 bilemedin 17 yaşlarında bir lise münevveri idi gelen, süslenmişti ve dejavu ile kucaklaştılar. Kesin kes sevgililerdi, Kırklara dayanmış dejavu'nun şu yaptığına bakın hele, Söylem Teyze, teyzeliğini bildi ve tarihe not düştü.

"Allahın ölü köpek bakışlısı ancak ve ancak bir lise yumurtası'na denk olabilir."


Bu derin düşünceler içinde iken, Osmanbey'de metro beklemeye başladı. Yönü belli olmuştu. Evi...

14 Ağustos 2009 Cuma

KURUMSAL GELİŞTİRMECİ SÖYLEM TEYZE'NİN İCRAATLARI

Söylem Teyze; bir uluslararası danışmalık şirketinin Türkiye ayağında ( ortadoğu ve balkanlar olarak bilir kendisi ) cicil bicil ofisinde yabancı yatırımcıların ülke danışmanı olarak istihdam olunmaktadır. ( Tittle : Süpervizor of Foreign Investigator Consultancy olarak bilir kendisini )

Aslında bu şirketin patronu Diyarbakırlı Abdüselam TANRIVERDİ girişimcisidir ama şirketin yabancı sermaye olarak algılanması çalışanlar ve müşteriler üzerinde daha bir pozitif etki yaratacağı için, Abdüselam bey özel temsilci ve CEO kabiliyetlerini yürütmektedir. Yani Söylem Teyze çakma firmada çalışmaktadır. Söylem Teyze mazbut, prensipli, düzenli, avrupai, ortayaş güzeli, ama örtülü hanımlığıyla, ortaçağlarını yaşamaktadır. Numarasız gözlük taşımaktadır, yandan zincirli olması da gözlüğün numarasıdır. Aksesuarları Ortaköy, giyimi Osmanbey, ayakkapları Ortaçeşme, tam bir İstanbul resmidir imaj-ı alisinde.

Birgün kurum kurum ofiste müşteri beklerken, sekreter Şehreban hanım, birisinin geldiğini haber verir, ve danışmanlık hizmeti vermesi için Söylem Teyzeye iletir görevi.

-Şehreban, hemen adamı toplantı odasına alalım, içcek söyle, birde hangi konuda danışacakmış, sorarmısın yavru ketim. Bende kamera görüntüleriyle adamı analiz edeceğim, bide canım burcunu sor, adamı tanıyalım..der...

Kafasındaki bütün mühimmatı bu görüşmeyi şekillendirmeye odaklar, dört başı mamur KURUMSAL GELİŞTİRMECİ'dir kendisi. Bu uğurda adamı onbeş dakika bekletecek ve hem ofisin kalitesini, çalışma ciddiyetini ve meşguliyeti fazla insanların çalıştığı bir yere geldiğini kavratacaktır adama.

Daha neler neler tasarlar ama gelin bu hikayenin gelişiminde görelim.

-Hoşgeldiniz, der Söylem Teyze, kendimi tanıştırayım size, ben Söylem ÖYKÜCÜ.

-Merhaba, ben Rıfkı FINDIK, çok da memnun oldum.

-Size hangi konuda yardımcı olma kabiliyetimiz olabilir der Söylem Teyze, kibarlığın raddesiyle.

-Efen..

.Söylem teyze adamı konuşturmadan hemencecik bir teklifte bulunur.

-Rıfkı BEY, yolun karşısındaki Starhicks cafede yapalım görüşmemizi, ne dersiniz?

( Görüşmenin arkadaşça ortamda olmasını hesapladı )

-Tamam Söylem hanım, nasıl hal buyurursanız.

Söylem Teyze leptapını ve dosyasını plaj çantasına koyar ve taşınırlar cafeye..

-Evet Bay fındık, sizi kapsamlı olarak dinlemek istiyorum.

( bi ara psiko psikologa gittiği için vede bu tarz hoşuna gittiği için böyle girizgah yaptı )

-Söylem hanım, ben tayvandan Fiber optik kablo ithal edeceğim, yanında enerji kabloları ve ekipmanı. Oranın piyasa üçüncüsü VOLTRAN INC. ile anlaştım...

Yine sözünü keser,

-FİBERVOLT!

Efendim Söylem hanım?

-Fındıkçığım, yani Türkiye şirketinizin adı, aklıma geldi bu olsun.

( olaya katıldığını ve ileri aşamaları gördüğünü, heyecanını algılatmayı hesapladı )

-Sizce bu aşamada neler yapalım, nereden başlayalım, sizi ve sorularınızı dinliyorum.

(Söylem bu aşamayı beklemiyordu, ama birşeyler üretmeden duramazdı..)

-Önce kart bastıralım size, tanıdığım bir matba var, Nirvana adi komandit, bin tanesini 30 dolara basıyorlar.

( piyasa ilişkilerini ve konulara yatkınlık derecesini gösterdi )

-Peki Söylem, der misin farklı olarak neler yapabiliriz bu projede?

( Bu soruyu hele hiç beklemiyordu )

-Kablolar ne renk olacak Firkete bey, ay Rıfkı bey?

-Beyaz ve krem.

-İşte bizim dahlimiz daha burada başlıyor sayın fındıkçı fiko.

-Nasıl yani,

-Kabloları biliyorsunuz, taahhüt şirketleri ve işin uygulayıcıları kullanacak, o yüzden işe kabloları renklendirerek başlıyacağız.

-Mesela fiber kablolar Pembe, enerji kabloları Mavi ve diğer malzeme turuncu olacak.

-Ve pembe kablolar çilek, mavi kablolar nane, turuncu malzemede portakal esansı kokmalı.

-Rıfkı beyin nutku tutulur.

-Eee tamam, bu konuyu Tayvanlı dostlarla konuşurum, peki müşteri konusunda yardımcı olurmusunuz Söylem?

-Client

-Ne?

-Müşteri değilde client diyelim bu konsepte.

( Avrupai bir açılımın sinyallerini vermeyi planladı )

-Söylem hanım ne dersiniz, kime satacağız meyveli kabloları?

-Merak buyurmayın, çok geniş bir network açılımımız var, gerekliliklerden sonraki gereklilik diye düşünebilirsiniz Bay fındık.

( Müşteriyi de sana ben mi bulacağım demenin kibar yansıtmasını planladı ve yaptı. )

-Sizce bu işin maliyet tablosu ne olur Söylem hanım?

-Siz söyleyin biz dikelim Fikret BEY,

-400 BİNERO.

-Ay vala süpersiniz harika bir rakam bu global kerizde.

( Aslında adam toplam yatırımından bahsetti ama Söylem Teyze; söyler söylemez danışmanlık parası diye zıpladı )

Söylem Teyzenin hikayeleri devam edecek, devam etmeli….

13 Ağustos 2009 Perşembe

Aslı'nın aslı

Geridönüşlerdir yaşamın seyrindeki nitelik. Kan uçarcasına pompalanır dış organlara ama kalbe geri döner.

Yaşamdan çaldığımız imkanlar, kötülükler, ve iyimser olun, iyilikler de.

Bizi birileri büyütür, bizde birilerini, yada gözümüzde büyütürüz. Ama büyütürüz.

Haksız kazanç elde ederiz, yani haketmediğimiz herşey, hakemler işbaşındadır, bizden faiziyle keserler geridönüşü.

Şimdide Ayteni öldürdük, bizde öleceğiz ama Aslı diye birini icad edelim. Tanıtayım. Aslı ŞAHANE. Bildiğimiz bütün gerçeklerin anası. Diğer kadınlarla aldattığımız Aslı, büsbütün heybetiyle, gerçeğin ta kendisi ve diğer kadınlar gibi hisleriyle, histerileriyle, rahatlık derecesiyle, menfaatiyle hareket etmiyor. Kaşı gözü aynı olduğu halde.

Aslı ile ileri gençliğimde tanıştım, herşeyin dönüşü olduğunu anladığımda. Kendini en iyi kavratan kadın Aslı ŞAHANE.

Onunla ciddi bir aşk, ilişki, nefes, herşeyi paylaştık.

Onu başkalarıda tanımlıyor. Mesela Ona cennet ve cehennem bu dünyadadır diye yakıştırmalar yapıyorlar. Atalarımız ona, ne verirsen el ilen, o gelir senin ilen derler. Ben ona sadece Aslı ŞAHANE diyorum.

Sakın ilişkimizi kıskananlar olmasın, onu hepiniz tanıyorsunuz, sadece arada ilişki yaşadığını inkar edenler var, Aslı onlara daha anlamlı geridönüşler hazırlıyor sadece.

Geçen gün Aslı'ya sordum, Cancağızım, Ayten ile olan ilişkime nasıl bakıyorsun? diye.

Aslı'nın cevabı şahaneydi;

Mustafa, Ayten tüm eski püskü dönemlerde sana isyanlar çıkartıp, kaleni yıktıktan sonra kendini cengaver zannedip diğer köylere dayılanıyordu ya.

Evet,

Sonra bütün yaptığı ettiğini bohçalayıp, hatta unutup seni arıyordu ya.

Diğer köylerden dayak yedikten sonra, sahte kabadayılığın piyasada para etmediğini gördükten sonra yani,

Aynen öyle, hatta Ayten Öyle.

Hiç değişmemiş, yazık.

Peki sence kale yıkmaktan mı hoşlanıyor, dayak yemekten mi?

Bence kombinasyondan hoşlanıyor. Sende salağın tekisin mustafa 38 yaşına geldin,

KOMBİNE OLMAKTAN HİÇ DERS OLMADIN....

Kaptanın Seyir Defteri

Günler yoğun. Gündüzler mesai, akşam sefai, ne dedim kendime: biraz gez akrabalara git, göremediklerine helalliğe.

Pendiğe vurdum otobüsü akşamın sekizinde, vardım dokuzuna.

Pendik.. Yanıbaşındaki köylerin şehir'e armağanı. Dna'sında köy, yerleşiminde şehir olan yer. İzlenimlerimi yazdım bu gözle. Pendiğe dair.

Birkere ilçenin kuruluşunda bir köy imecesi coşkusu var. Pendiklilerin gözünde pendik, P ile başlayan başka bir şehir: PARİS. Öyle bir coşku, öyle bir heyecan.

Girişte PENSİAD Var, Pendik sanayici ve işadamları derneği. Ama iyiki Pendik iş adamları ve sanayici derneği değil, kısaltması mor olurdu.

Bir şans oyunları bayii, her tür oyun ve her türlü genişlik, imkan ferah var, çok ciddiyetli ve porfosyonel. Ama içine dikkatli bakın bir dumur patlıyor. Ekmek fırını koymuşlar bayiinin içine.

Köy - türbe alışkanlığı bir kahvaltı marketinin ismine yansımış. PEYNİR BABA.

Bir pastane girişinde hesaplı fiyatta pastaların resimleri. 15 çeşit var, 1 tanesi pahallı. Soruyorum şundan ver diye, cevap, sadece pahallısından kaldı. Pendik ucuz pastayı yağmalamış, adı pasta olduğu için.

2 adımdan biri internet kafe, 2 adımdan biri simit sarayı, 2 adımdan biri ucuzluk pazarı. Diyorum ya, köyün kente hediyesi.

Ve çocukluğumdaki ziyaretlerimin cuma namazı camisi. Önüne mermer yapmışlar, banklar, bir havuz, sosyalleştirmişler camiiyi. Tanıyor, selamlıyorum camiiyi. Ve bana özel bir an:

Tam havuzun önünden geçerken havuzun fıskiyesi dikleniyor, selamımı alıyor.

11 Ağustos 2009 Salı

EROTİK ROMANTİK HİKAYELER #6 SİYAHŞIN

Tatildeydim, kafamı derin yastıklara gömüp şehrin tornasından, kornasından ve zontasından uzakta, İsveçli turist Stafenberger modunda, adalarda, modalarda.



Birde aşka yeminliydim, tatilin en doğal olanını hücreme kazıma maksatlı.



Tatil köyünün kusurunu, güneşin bulutunu, denizin cilvesini bile okumamaya maksatlı.



Canavarlığın böyle bir kuluçka dönemi vardır, bazen pençeni, testereni ve usturanı gömersin. İstanbula dönüşte dişlerimi takacak ve çok canlar yakacak bir vücudun tesisi için.



Kendimi yakıyordum ki bir siyah gölgenin hışırtısı karıştı denizin ninnisine. Akşamki animasyonumuza davetlisiniz...



Nadasa girdik diye, insanlara nezaketten geri kalmak bizim yabanımızda yazmaz. Hayhay dedim karartıya, ses tonundan endamını şekillendirme gayretleriyle. Turizm öğrencisi, gözlüklü, sezonluk işçi, Türk, tıknaz, çoknaz bir kadıncık etiketi belirdi hayalime. Sağlama yapmak dersin, gözümü açtım ve karşımda adı bende saklı bir siyahşın duruyordu. Beklenmeyecek kadar samimiyetle,



"Sana dedim istakoz."



Çoğu seviye adamı bu hitaba yazıldığınca kaba bir mana yükler, ama bazen kimin söylediği ne söylendiğinin önüne geçer: Samimiye, şiiriye, candaniye veya bana göre aşka davet desibeli söyle bir bedenimi deldi. Kadını kadın yapan erkeklerin intibası değilmidir a dostlar...



Bu teatral duruşa bir yetenek sergisi gerekirdi. Diklendim, horozlandım, gözüne seyirdim gözümü:



"Anladık deniz memelisi"



Aslen biologmuş, romanlar okurmuş, favorisi gecenin karanlığı.



Gösterisini yaptı, tatil köyü animasında brodway edası, surdibinde anne karanina...



Kadınlar ne der bilirmisiniz, seni çoktan seçtim, gayrısı hikaye, masama oturdu, gecenin ayrıntısında

SEYTANTEPELİ DONG ÜSTAD'IN UYGULAMALI JUI-JUITSU DERSLERİ

Çekirgeler, hepiniz Fuji Yama tapınağına hoşgeldiniz. Karşınızda DONG üstad ve öğretisi.

Huyaaa çekirge!

Saol.

Otrun, duyduklarınızı bir seferliğine anlatacağım ve geldiğim gibi bir toz bulutuna binip, zirveye doğru çıkacağım.

Saol.

Önce temel prensiplere ve açıklanmalara göz atalım. Ben bu açıklamaları gözünüzde büyümek için değil, birşeyleri öğretmek için yapacağım.

Saol.

Jui juitsu sanatı kesinlikle bir savunma felsefesidir. Saldırı ve intikam veveya kötüniyet ile asla sulandırılamaz.

Hatta; rakibiniz size saldırsa bile onun gücüne denk uygulanmalıdır. Orantılı güç sanatıdır.

Saol.

Hava atmak için bu kursa gelenler varsa, kasımpaşadaki karete kurslarına veya etiler ELYSIUM'a gitsinler.

Yok, saol.

Size bu felsefenin bedeni ve ruhu gerçek gücüne inandırmak için bir vasıta olduğunu söylüyorum. Yani esas güç sensin, gücün efendisi sensin, gücü akıllı kullanmazsan altından kalkamayacak olanda sensin.

Saol.

Ben bu boyuta nasıl dahil oldum bilen varmı?

Yok, saol.

Sizler gibi mini çekirge iken, köyümde beni insafsızca pataklayan bir Yakuza vardı. Bütün işi gücü, köyü korumak altında sağı solu haraca kesmek olan, köy meydanında buda gibi oturan ama garip köylüleri korkutmuş bu yakuza, devamlı bize maceralarından bahseder, bizi küçümser, ve inanmayanları pataklardı. Gücünü kaba güçten alırdı, aslında anlattığı kahramanlıklarda patakladığı haydutlarım şeker kamışı olduğu biliniyordu. Ben tüm bu ezikliklerin etkisini ruhumda erittim, esas gücün kalpte olduğunu ve kaliteli-kalitesiz olarak ayrılmadığı sonucunu benimsedim. Ya kalitelisinizdir ya kalitesiz.

Birgün dağdan köye indim, bir torba pirinçle çıkmıştım, arttırdım ve bir avuç pirinçle indim. Yakuzanın bir günlük pirincini 11 yıl kullandım. Yakuza ise geçen zamanda iyice softalaşmış, bu seferde köylüleri buda olduğuna inandırmıştı.

Köy meydanında gölge dansı yapıyordum doğaçlama, yavaş yavaş saygı ve güven kazanmaya başlamıştım. Yakuza bunu bile çekemedi ve hakkımda dağdan kötü niyetle indiğim hakkında dedikodular yapmaya başladı. Beni çocukluğumdan tanıyordu zira, ama karşıma çıkmaya tedbirli yanaşıyordu. Sonunda en olmadık anda bir meydan okuma ile köyü ayağa kaldırmaya kalktı.

Dong kendi kendine gölge dansı yaparken ya çocuklarınızı ve sizi dövmeye kalkarsa (!)

Kendi kimliğini hafızasını zayıf zannettiği köylülere anımsatmak için bunu yapıyordu, çünkü köylülerden daha zekiydi.

Yakuza ile meydanda karşılaştık, daha selam verirken bile vurdu, kendi çizgisinin dışına taşıyordu, ve eldiveninde atnalı vardı. Nereden biliyorsunun demeyin, çocukluğumdan bu darbelerin tadı damağımda.

Orantıyı eşitlemek için kendimi karpuz kıran seviyesi şiddetine ayarladım, onun şiddeti ise duvar yıkan seviyesi, yani gücünün limiti olarak işaretliydi. Bu durumda kendimi sadece onun darbelerine karşı koyarak yorma ve tüketme şeklinde dövüştüm, daha doğrusu sadece dans ettim. O ise tükendiği anda bile sövdü-saydı, yerden kalkamaz hale geldi, yerden bile çifteler çıkarıyordu, havayı dövdü, kendini dövdü, dahası kendini övdü, ve ben uyuyorum diyerek karşılaşmayı sonlandırdı.

Saol saol saol.

Bana sonuçları hangi çekirge anlatacak:

-Onun size yaptığını yapmadınız.

-Öfkenize yenilmediniz.

-Örnek olmak için bu karşılaşmayı yaptınız.

-Onu muhatap alarak köylülere gerçeği gösterdiniz.

Hayır çekirge, köylüler bizi seyretmedi, ben onun kendisini görmesini sağladım.....

DUR BE HİDAYET

Hidayet gitti Amerikan NBA takımıyla 55 x 1 x 1000 x ( 10 x 100 ) dolar ( 1.49786 TL ) olarak 5 yıl sözleşme yaptı. Elbette bu paraya kaç villa, kaç reşat, kaç öküz alınır, bunun hesabını yapmayacağız. YapanlaraDA engel olacak değiliz, zaten merakı ve hedefi olanlar bu parayı merakı ve hedeflerine böldüler bile, çoktaaan.

Benim takıntım bazı cahil periler gibi matematikten farklı türevler çıkarmak olmayacak. Matematik müspet ilimdir, hava durumuna göre değişmez, kolonya gibi uçucu değildir. Çekip uzayan ve macunlaşmış bir ilim olsaydı matematik, herkesin matematiği kendine diyebilirdik. Yada bu matematiğe sosyal matematik diyelim. Örneğe binelim: Bir ev hanımı hayatını adadığı erkeğe yaptığı hizmeti gün ve sefer sayısı olarak formüle uygular ve ölürken adamı 228.166.70 şeklinde borçlandırabilir, ama zavallı ahret yolcusu erkek ise, hayat boyu baktığı, şefkat ve güven ile bezediği hanımına, 347.163.30 lira muammen bedelle veda edebilir. Bu durumda aradaki yaklaşık 120.000 lira meleklerce, yaşanmışlığa ve bilinmeyenlere tevzii edilerek mahsuplaştırılır. Kapanış hesaplarına işlenir.

Muhasebeyi bilenler bilir, bir şirket kapanırken bütün hanelerin bir karşı hanesi birbirini götürür. Eşyalar bir pikaba yüklenir ve şirket hiç kurulmamış gibi aslına rücu eder. İster top500 olsun, ister wolsitrite kote.

Cahil perilerin daha fazla aklını karıştırmayalım, zaten karışması mümkün değil, onların tek bildiği şey, kendilerinin daimi alacaklı olduklarıdır. Allah böyle takdir etmiş yaradılışlarını, bu üstün muhasebik anlayışlarından ötürü onlara bir vcud vermemiş, hesaplarını kendilerince açar kapatırlar, ellerinde faturayla devran buyururlar. Ne yerde ne göktedirler.

Hidayete gelelim. Hidayete erelim gibi oldu, ama cahil periler çoktan hidayete de erdiğine göre, biz Hidayete gelelim.

Türüksel reklamına seçilmiş, karaköy iskelesinde kafada kapşonla koşuyor. Para makinesi bir adam, pantolon bankası, üç cehalet perisi kankası, merak etme'nin altını deşiyor. Ve diyor ki, merak etmiyormusun. Cehalet perileride tekrar ediyor, merak ne güzel şey, tersten, güzel şey merak. Tabi reklamdan aldığı para varya hidayetin, tahminen 1500 X 1000 dolar, cehalet perileride kesin itiraz etmiştir, aynen şöyle: Biz düz ve ters iki kere merak şarkısı söyledik, verin bize 1500 X 1000 X 3 peri X2 para. Verseler bile bu parayı inan olun, faturalarımıza yansımıştır, olsun yansısın. Hidayetin garip dansına güldük ya, karşılığını almışız, heyhatt.

Şimdi ben bu matematiğin büyük ihtimalle hiçbir ademin düşünemeyeceği boyutuna ineceğim, işim bu. Pisiko matematik, yani neden Hidayet seçildi, öyleya yüzlerce bilim adam, prof var, cahil perilerin piri Hülya AVŞAR varKEN neden HİDO?

Çünkü bu adam, en merak edilen, aşamaları en çok merak edilen ama tanımlanamayan, başarısı rakamlarla sabit olan vede tartışılmaz, basit bir oyunun bile merak etmekle nerelere yükseleceğinin en flaş ismi. Mesajın neti şu: Merak ederseniz hidayet olusunuz. Neyle? Türüksel 3G zerzevatıyla. Haydi cahil periler, uyumlu telefonlarınızı alın, aboneliğinizi tanımlattırın, ( tanımlattırmış ve almışsınızdır, eminim. )

Modern cahil peri oldunuz. Yok olmadı tam açılımınızı yapalım:

Türüksel 3 geli, hidayete ermiş modern merak etmiş kült cehalet perisi

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Emoş ile "O" El

( Üzülerek ve izninizLE burada reklam yapmak zorunda kaldım. Raiting CanavarlarI zorladı )

Bugün Emoş'u ziyarete gittim. Emoş eski çalıştığım işyerimdeki bir hikayenin kahramanı. Görünce hayalet görmüş gibi oldu, şok oldu, töre'den kanlısı gelmiş gibi rengi ruhsarı attı. Bütün yüz ve vucüd ifadeleri ile kendisinde önemli bir yerim olduğunu izah eder gibiydi.

-Düğünüme neden gelmedin cimri herif?

-Kem de küm.

Çalıştığımız sırada bu kız şirketin bütün erkek unsurları tarafından "sarı kuşatma" dediğimiz cinsel daraltma ve dedikodu çarkının içinde tersyüz ve darmadağın bir yapraktı. Bana sarıldı ne olduğumu bilmeden. Öyleya ben müdür yardımcısı, bogaziçü bitirmiş, rengi belirsiz bir kimlik. İşin enteresanı, kız nişanlılık aşamasında ama çekişmeler-belirsizlikler-oğlanın eksik şahsiyeti-aile baskısı, şirket içi karalama kampanyası. Tam bu çarkın ortasında, tamamen savunmasız ve teslimiyetçi olarak Mustafa ABİ'sine sarıldı. Aldım onu, müşterilerine götürdüm, araba sattım, ona verdim, kalkanımı siper ettim Emoş'un kurşunlarına. Emoş minnettarlığını ifade etmek için farklı açılımlara bile yolaçtı, ama asla ve asla, düşene tekme vuran kitleye dahil olmadım. Çünkü iradesi boşalmış ve savunmasız bir eve çöreklenecek kadar ADİ ve ŞEREFSİZ değilim.


Arabayı bir ağacın eteğine çektik. RadyoDA enteresandır Mehter saldırı marşı çalıyor, ortam ıssız. MustafaCIM dedi, Serkan'ın ailesine ulaşamıyorum, annesi hakkımda araştırmalar yapıyormuş, ailem ile görüşmeyi bıraktılar, serkan telefonlarıma çıkmıyor, şirket telefonumdan ulaştığımda işim çok diyor, görüşelim dediğimde ise, yeni işe girdim, dinlenik olmalıyım diyor, hatta, onu sevdiğimi söylediğimde, SESSİZ KALIYOR. Bir yandanda şirkette benimle yattığını söyleyen orospu çocukları, ve maalesef bütün yöneticiler buna inanmış, babam sarhoş, annem groki. Ne yapacağım ben dedi.

Emoş dedim, sihirli sözcüğü beyin yollarına üfledim.

AŞKINA VE BİRBİRİNİZE SAHİP ÇIKIN....

Emoş şimdi evli, aşkıyla hemde, evi işine yakın. Hafif kilo almış, çocuk düşünüyor fırsatını bulduğunda. Ve huzurlu. Her huzurlu insan gibi biskütini, kremalı bisküitiNİ indiriyor bir yandan mideye. Aileler mutlu, yakında araba taksidine girecekler. Gidecekler.......

BenDE redkit, yalnız kovboy, yoluma.......

Seninle Dost Oldukmu hiç?

İşte böyle, örnektenDE anlaşıldığı gibi.

Sen ne zaman darbeli ve içbükey, pencereden içeri bir melek süzüldü. Gonçik kuşu varya, arada nöbeti devralmış, sonra özgür kılmış ruhunu...

İşte yine darbeli bir anda süzüldüm, sen ruhunu akü-şarj ettin, başladın meleğin kanatlarını yolmaya.

Daha 150YE yakın ayrıntı var, aynen

kötü niyetli, imla cahili, kalite-defo sorunlu, sen kim oluyorsun, kibarkabacalar, mutluluk kıskançlığı, patolojik ( sapık-vambir ) aptal balık nero, dinazor

DA olduğu gibi.

Ben senin dostun değil, oyuncağın değil,

Allahın cebrailhavayollarıyla gönderdiği koyunum.

Al işte, çingene ruhuna döndün, bizenecü'lere döndün, aslına döndün. Motor pat pat etti, çalıştı.

Uçabilirsin artık. Dostların facebokta kayıtlı, 3 isimli, yabancı ekli, beyaztürkler.

Anladınmı ben senin bildiğin dostlardan değilim.....

Bredipit Anjeliyajülya Mağarada

Bu çifti tanımayan varmı? Krema dö krema çift. Magazin yolcuları. Zamanımızı en iyi yansıtan ikonlar olarak diğer mağara devirlerinde anılacaklar. Varoldukları sürece yeni fotorafları çıkacak piyasaya.

Bu sabah bir haberlerini gördüm. En iyi seviştikleri mekanı üflemişler: Mağara.

Karanlık, nemli, gizemli, kasvetli, derin, bilinmezliklerle dolu. Arayışın son noktası. Bilinmeyen gözlerin sineması olan mağarada.

Ne kadar gündem yaratıcı değilmi? İnsanı düşünmeye odaklıyor. Oysa hepimiz, hepiniz yanınızdaki ile ( er veya hatun kişi ) bir gizem bulduğumuzda hemen ilahi komediye başlamazmıyız? Burası bizim yetki alanımız değilmi? İstediğimizi yaptığımız....

Partnerimizi yanımıza aldığımız her yer mağaradır aslında. Bredipit ile anjeli, bu açıklamayla içimizdeki bir noktayı aydınlatmışlar asıl olarak. Ama oturacaklar ya gündeme. Gelgelelim aynı zamanda mağaranın karanlığında bredi, anjeliy'e hamiline bir çek kesebilir. Bu durumda 8.numaralı çocuk mağara çocuğu olarak kök salacaktır. Bu durum çocuk pedagogların ilgi alanı. Ben magazini ile ilgileniyorum.

Çanakkale. 1997 yılı. Askeri birliğimizin yanındaki eski kale. İçi oyuk, dehliz ve odacıklarla dolu. Gece devriyesi ve nöbet çavuşuyum o gece. Yüksek askeri eğitimimin bir parçası olan karanlıkta gözlemleme teknikleri sayesinde bir çifti uzaktan gözlüyorum. Kalenin yamaçlarında tur atıyorlar. Amaçları bir boşluğunu bulup, kaleyi ve birbirlerini ele geçirmek. Gözden kayboluyorlar ama harekete geçmiyorum. Beş dakikam var. Alıyorum devriye torosunu. Ve yanıma bir iki boştaki asker, tüfekler G-3 piyade. Yakıyorum siren ve ışıkları, baskın anı, çiftimiz gözleri dönmüş, çanakkale destanı hallerinde ama daha profesör derecesine ulaşamaışlar, doçentler en fazla.

Askeri bölgeye izinsiz girdiniz, lütfen boşaltın diye duyurumu iletiyorum. Operasyon tadında.

Şimdi evlenmiş veya ayrılmış olabilirler, ben görevimi yaptım, huzurlu veya huzursuz olabilirim.

9 Ağustos 2009 Pazar

ERDO-PUTİ-SİLVİYO, ÜÇÜ BİR ARADA

yA, satın Puti, şu silviyo'yu bi dürt, uyansın da görüşmeleri bitirelim.

Erdo yoldaş, dürtiym dürtmesine ama bu silviyo çok pis uyanıyo, geçen milanoda alemden sonra üzerimde uyumuş, bi dürttüm, küfürün bini bi para, neyseki italyanca bilmiyorum. Sonradan açıldı, meğer rüyasında bile karı görüyormuş makarnacı. Uyandırdım diye roma büyükelçimize nota verdi, neyse 2 tane Masajcı hatun gönderdim de işi tatlıya bağladık.

Boyum uzun diye iş yine bana kaldı. Şışşt sayın silviyo, van minut, dolçe kabarano, la gazetta della sporte, mamma mia, spagetto.

Bonisero erdo, privilit puti, nerdeyiz, hatunlar nerde, biliyorsunuz ben aziz değilim.

Çüşş sayın silviyo, sabah sabah bu ne enerji, şimdi müsaade edin de enerji görüşmelerine başlayalım.

Garson gelir, sorar: Ne içersiniz sayın haşmetmaapları,

Puti; Votka-rom, salla ama karıştırma. ( eskiden casusluk yaptıya )

Erdo: Taze sıkılmış egzotik portakal, yanına gülsuyu.

Silviyo: Mesir macunu, yanına yeşil çay, birde redbull 70'lik.

Erdo: Evet beyler, gündemi açıyorum, üzerimizden boru geçecek, bende % 20 isterim.

Puti: Yok daa neler, somali korsanları senin yanında iyilik meleği, baltacı-katarina muhabbetine girmeyelim.

Silviyo: Katarina mı nerde, yandım anam, bana bi haller oluyo, aziz oluyorum galiba.

Erdo: Yok sayın silviyo, tarihten bahsediyo.

Silviyo: Aziz ol Erdo, tansiyon fırladı birden.

Puti: İki devlet arasındaki tarihsel ve kültürel bağlardan ötürü, ikibuçuk veriyorum.

Erdo: Sen onu verdin bile yoldaş, zaten boruyu deldirdim bizim kasımpaşalılara, şimdilik 2,5 ta kalın dedim. Yok öyle pazarlık, yıllardır Aksaraydan sana giden dövizi, kaybolan milli geliri, dağılan ocakları filan sana fatura etsem, Vallahi altından kalkamazsın, sen boruyu döşeyince 2.5, yok öyle yağma hasanın böreği.

Puti: Sayın Erdo, kasımpaşa canavarlığına ne gerek var, siz bizim akrabamız sayılırsınız, geçen bilal'in gemisi odesa limanına uğradı, yanında'da kemal abinin oğlu apdullah, beraber sanatsal çalışmalar yaptılar, bende filme çektim bunları, buradan filme gideceğim, deniz'de bana eşlik edecek.

Erdo: BaykalMı?

Puti: Yok Deniz AKKAYA.

Silviyo: Hoop desturr, deniz akkaya, mote bella, hani nerde, mamma miaaa.

Erdo: Yahu van minut silviyo, dur bi ülkelerarası takılalım, işin gücün bacakarası, bak bi daha senle görüşmem benden büyüksün ama, sen iyi bilirsin hatun muhabbetini, davostan beter ederim.

Puti: Evett, nerde kalmıştık.

6 Ağustos 2009 Perşembe

GENÇLİK

Çıkmış televizyona, geçmişini anlatıyor, yaşı başı 20 hakgötüre. R&B seviyormuş, ama rak ve soul'a kayıtsız kalamıyormuş. Krizde çaresiz kalanlara üzülüyormuş. Müziğe yeni soluk getirmiş, kalıcı olabilmek miş arzuusu.

İşte biz 80'lerin nesli böyleyiz a dostlar. Kıtlık ve kuyruk nesliyiz. Sinsiyiz, çıbanbaşıyız, huzur denilen nesneyi ancak başımızı hava boşluğundan gökyüzüne baktığında hayal meyal görmüşüz. Sana yağını marketlerde gördüğümüzde, saatlerce onun için beklediğimiz günleri hatırlar ve başka marka yağ alarak sanayağından intikam alırız.

Bakmayın, ömrümüzün eşiğini geçtikya biletsiz, artık gençlere sokarak tatmin oluyoruz. Emin olun benim yaştaki bütün kalem şurekası aynı yere bakar, ama başka şeylerden bahsederek sizi fethetmeye çalışır. Siz bakmayın bize, 3G'ye bakın, kuntör'e bakın, mega cigabaytlara bakın, internette kalın, mp3 lerinizi takının, milpuanlarınızla uçun, bonuslarınızı harcayın, feysinize tıklamadan güne başlamayın, indirin, çılgın partilere, rakun kok'a takılın, boğazda R&B yapın, cc motorlarınızı bebekte etilerde bağırtın, şıklığınızla fark atın, imic'inize odaklanın, girl veya boy frendinizle paylaşımda bulunun. GYM yapın, sıpa'ya gidin, interaktif olun.Yani gençlikten anladığınız ne varsa ona sarılın.

Biz 80 fırlamaları, elimizde dolmakalem, cebimizde beyaz mendil, kalbimizde maykıl, sizi kaçınılmaz kilometrelerde zebani duruşumuzla bekliyor olacağız.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

DEKOR KADINLAR

Dünyada birkaç şey yaptım, beşinci vitesi bulmak için.

Mesel; Futbol oynadım, baktım ki toplara en sert vuran, geriden başlayıp öne geçen, vucüd koyduğu adamı sahadan silen adam oldum. Yetmedi, en estetisyen golleri attım. Ama yetmedi, zirvedeki su yavandı.

Sonra kumara takıldım, tek kollu, çayına, karı bulmasına. Fakat kumar, temdeki fahişeler gibiydi, sadece işini yapan ve oynatana kazandıran.

Sonra dini temalı gruplara dahiliye. Arkadaşlar, arınmışlar, hep iyiyi işaret ederek, nefsini körleyenler. Ama bir baktım bendeki kültür derinliği yok.

Sonra geç te olsa, kızlarla arkadaşlık yapmaya başladım. En sıcak güneş, ve donduran buz, arktik buz da diyebiliriz, birbirlerini yakmadan, eritmeden yanyanalık yapacaklardı. Bu samimiyetsizlik zaten iradenin en yüksek perdesinde gezinen ben için çocuk oyuncağıydı, ama manasız yerde yokum, ve kızlarla arkadaşlık yapanlar bana çok bandana geliyor. Orjinal aslan köpek tasmasını fazla taşıyamadı.

Sonra bir arkadaş dediki, gel şu bol yaldızlı gece hayatında bir çorba içelim. Aldım kaşığı. Saçma salak kendinden kültürlü boğaz diskolarında bir bardağa 50 liralar verdim, arabamı parkeden çakala 20 liralar verdim. İşleri güçleri salak sosyete erkekleri avlamak olan örümcek kızlara içki ısmarlayacak kadar kellelik yaptım. Bu hareket hepsinden daha çok buluta binmekti, er geç anladım.

Dedim ki özüme kırarsam kendimi bulurum. Öyleya eski arkadaşlar ve eski komşular. Ama bir baktım ki, siyah beyaz filmler ancak gülmeye yarıyor. Oradaki melodram yaşanılası değil, anlatılası.

Spor dedim, kitap dedim, rus jimnastiği dedim, hamam dedim, cezayir sokağı dedim, diye diye, maçkadaki teleferik bile dedim.

Fakat bir baktım ki, en çok kayaya çarpan en yamuk adam olarak:

-Hayattaki en zirve hadise, içten gülen, duru ve endişesiz gülen bir kadının, senden aldığı güç ile güvende hisseden bir kadının gülen gözlerine bakabilmek...

4 Ağustos 2009 Salı

turistler ve mustafa

Kusura bakmayın teknolojiyle aram size yeni ufuklardan bahsedecek kadar engin değil. Burdan hareketle yaşanmışlık babında sürçili ihsanlarımız oluyor.

O bahtsız mahallemde, çorak mahallemde, bir garip çocuklardık. Birimiz koşar, diğerimiz ardına takılırdık. Plastik toplar zıpladıkça yüreğimiz zıplar, patladığında ise yenisine koşardık. Dıgıdık..

Bir turist çift gelmişti o ıssız taşlığa oturmuştu. Sırt çantaları ve tuhaf giyimleriyle. Bir heyecan bulutu koptu. Yanlarına geldim, ellerindeki şişeyi gösterip bişeyler dediler, hemen ablamın yanında aldım soluğu, ne diyeceğiz diye? Olay kıtalararası ve stratejik bir meseleydi, yetki lazımdı.

Vats yur nem diye sorun dedi. Gittim, vats yu neymi dedim.

Gene bişeyler dediler, ben yine fırtına oldum, ablam bana buzdolabımdan su verdi, götürdüm, teşekkür ettiler, ellerindeki şişeyi gösterterek. Günün gerisi bu hadiseyi tellendirerek geçti, gitti.

Dolmabahçede gezerken, oturduk bir banka. İstanbul bankasının bankına. Bir Wosfos minibüs geldi, 2 çift çıktı içinden. Rahmetli nenem, herhalde hibi bunlar dedi. Hibi neyse...

Erkek turist kadın turistin dudağına kenetlendiğinde aynı nenem uzun bir oooooooo çekti. Utandık bozardık kızardık. Uzaklaştık. Yanaklarımız al pembe, tam bir ufo hadisesiydi. Tanımlanamayan turist davranışı, 25 sene öncesinden.

Hollandada gurbetçilerim vardı çocukluğumda. Bizim fakirhaneye 3 5 gün gelir, mahalleyi çukulatalara boyarlardı. Sanırım sene 81, bizler mecburi ihtilal çocukları, holanddan turist takmışlardı peşine, adı luz olan. Luz mahalleye gelen 70 lik turist delikanlı, bizlerde uzaktan seyirciler. Luz destanlaştı, komşu mahallenin çocukları bile Luz'cu olmuştu. İlk uzay turistini nişantaşı akkirman ağırlamıştır vakti x zamanında..

Hele o ilk arap seferleri varya. Bunlar ara nesil arap, eğlenceleride dolmabahçe küçükçiflik lunaparkı. 3 yaşında arap çocuğu anasıyla ingilizce konuşuyor, hantal arap beyleri, sürülerinin önünde, adeta bu sürüyü ben doğurttum, görevimi yaptım edasıyla devevari yolalıyorlar. Aksanım bile araplaşmaya çaldı, yarışma yapılsa en iyi arap ingilizcesinde ülkeme teneke madalyalar kazandırmak garanti.

Sonra turist kadınlar meşhur TAN gazetesinde. Günlük siyasi müstakil ve seksi Tan gazetesi. Öyle bir turizm reklamı yapıyor ki tan, millet antalyalara akın etti. Turizm ve yerli turizm tan ile tanıştı, sevişti....

Sonraki turist maceralarım biraz edepsiz, olsun, nede olsa kazandırdımya ülkeye döviz...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Dünyalar Klasiği

Kadın gayet boyutlu bir sesle,

-orada kal! dedi, daha fazla gelme telgrafın tellerinden yürüye yürüye.

Erkek şaştı ve dondu,

-Neden ki, ben bu dikenli tellerden yürürken dengesiz dengesiz, seni ve kendimi ateşe atıyorum, belki çareli belki çaresiz?

Kadın yüzünü çevirdi,

-Olamazdı senle, yapamazdık senle, yaralıydı kalbim günaşırı seninle.

-Tamam velakin daha birşey olmadıki, daha tellerin yarısındayım,

-Daha ne olsun dedi kadın. Direğe çıktın, tellere atladın, bana doğru adımladın.

Erkek ise:

-Amma ödüm kopuyor zaten, sana birkaç adım kaldı, ben sadece gözlerini ve yansımasına odaklanacaktım.

Kadın ise,

-Ya yansıma olumluysa?

Erkek:

-Ondan sonrasını bilemem, çembere girdik mi, helede çember daralıyorsa, birbirimize dokunmamız an meselesidir.

Kadın

-İşte ben bu belirginsizlikten korkuyorum. Geçmişim hortladıkça, ben seni hortlak olarak göreceğim. İşte bu yüzden ipini keseceğim.......

2 Ağustos 2009 Pazar

süper kupa zaferi

Federasyonca ilk kez Türkiyede tertib edilen süper kupa finalinde geçen yılın lig ve kupa muzafferi Beşiktaş jimnastik klübü ile geçen yılın lig ve kupa mağduru Fenerbahçe s.k. karşı karşıya geldi.

Karşılaşma İkitelli olimpiyat stadında icra edildi, İki tarafın seyircileri olanca taakatleriyle takımlarının muvaffakiyyeti için galeyana geldi.

Maç tilki tivi kanalından halka arzoldu.

Maçın başlarında BJK, santrahaf çizgisine topu yakin tutarak, Feneri kendi yarısahasına hapseyledi. Bu dakikalarda FB idareyi mütevellisi haflara ve muazzaf subaylara yaptığı takdik ve uyarılarla, topu kademede tutmayı münaasip gördüler.

Maçın Hakem heyeti ise giymiş olduğu kırmızı urbalarla arzı endam eyledirler.

Maçın haftayımında hakem meclisi tivaletini siyaha cünub eylerken, müsabakanın seyrü seferüde FB için değişime garkoldu. Bu yarıda alternatör ü ejnebi Daum efendi hazretleri, takımına topu kendi fileİ umumiyesinden uzak defeylemelerini ve karşı beklere münasebette bulunmalarını emrini verdi.

Maçı seyreden umum heyetlerin seyri ile maç cefadan sefaya telkin eylendi. Kum saatleri 77. devrini dökerken, alex efendinin yaptırdığı cezai müstamleke vuruşunda top bağcılar tarafındaki kalenin iplerine takıldı. 0-1.

Maçın son devri takühüdünde sağdan güyiza efendinin havalandırmasına, yatarak duhul eyleyen alex efendi, perdei umumiyeyi fb hesabına kapattı ve maçın efkarı umumiyesi topluca direklerarasına giderek, hali münazaralarına celp eylediler.

Bu da mı ridicülüs?

1 Ağustos 2009 Cumartesi

BEYİN SALATASI

bU GEce kafam biraz dönende. o Yüzden bir konuya değil-birkaç konuya bok atıp çıkacağım..:

Amerikada kahramanlar neden çif kişiliktedir? A-Tek kişilik fazla dikkate haiz değil. B-Artı ve eksi aynı anda çekim yaratıyor. C-Şaban halkın arasından gelmelidir ki halk benimsesin. D-Süperkahramanlık ve getirdiği sorumluluklar en sonunda adamı İbne yapar.

Neden biz Türkler her Türk filminde kalıp kişiliklere sahibiz? Akşam içki içen, pardon rakı içen, namus için canını vermeye hazır, araya kadın girdiğinde dengeleri bozulan, hırslanmamız için patronumuzun, yada sevdiğimiz KADININ bizi aşağılaması gereken. Anasına dalayım, ben bu kişiliğe itiraz ediyorum. İstediğinize giydirin.

Şu chuk dizisinde esasoğlan çak ile acan WALkır ( sütün gibi hatun, ama bacakları ve ağız yapısı bozuk ) yani jüstinyenin eğri sütunu, neden ateşli ve kainatı sarsacak bir sevişme yaşamıyor. Saplantım oldu. Televizyon sinirimi bozdu. Hayalimde en sonunda aşıkları seviştirdim. Bu kadar sevdaya ve birikime karşı her iki tarafta 10'ar kigi kaybetti, diziye tatil verdim.

Neden düğünlerde, nişanlarda, evlilik törenlerinde her ayrıntı her kamera ve fotomakineye çekilir ama, bu çiftin en ateşli gecesi çekilmez. Hangi salak toplum 3-5 saatlik düğünü iki kereden çok seyretmiş bu dünyada. Oysa çekseler tenlerin tenten olmasını, hem seyredilir, hem torundan toruna nakledilir. Off ne salaklık.

Neden seçilmiş kişiler mazbatasını almadan göreve başlamaz. Mazbata sihirli değnek midir. Mazbata bi kere nedir? pandoranın cihazımı? Mazbata almadan göreve başlayan adama maaş vermesinler abi.

Neden ilk karşılaştığımızda yüzüne güldüğümüz herkes bizi kazıklar? Bizim onu kazıklama ihtimalini bastırmak için mi. Ben kazık yemesem, bunları yazmazdım, yazar olamazdım, üretemezdim. Ama bana kazık atanlar bir işe mi yaradı şimdi?

Bir işe mi yaradınız?

SEYRELTME EGZERSİZİ

TÜRKİYE NUFÜSU....72.138.646
KENDİNİ YETİŞTİRMİŞ KİTLE....23.118.974
EDEBİYAT VE SANATTAN ANLAYANLAR...7.367.880
HER GÜN YIKANANLAR.....3.934.112
İSTANBULDA YAŞAYANLAR....1.008.118
FİZİKSEL OLARAK İDEAL DURUMDAKİLER....201.697
AVRUPA YAKASINDA YAŞAYANLAR....117.948
İSTANBUL AŞIKLARI....42.755
KADIN EXPERİ....1.357
ADAM GİBİ ADAM....128
KOMİK VE MANALI....32
ÖLMEDEN TANINMASI GEREKEN....8
DUYGUSAL ROMANTİK ÇOCUKRUHLU....5
ADI M. HARFİ İLE BAŞLAYAN....1
20 SENE SONRA.....0