13 Ağustos 2009 Perşembe

Aslı'nın aslı

Geridönüşlerdir yaşamın seyrindeki nitelik. Kan uçarcasına pompalanır dış organlara ama kalbe geri döner.

Yaşamdan çaldığımız imkanlar, kötülükler, ve iyimser olun, iyilikler de.

Bizi birileri büyütür, bizde birilerini, yada gözümüzde büyütürüz. Ama büyütürüz.

Haksız kazanç elde ederiz, yani haketmediğimiz herşey, hakemler işbaşındadır, bizden faiziyle keserler geridönüşü.

Şimdide Ayteni öldürdük, bizde öleceğiz ama Aslı diye birini icad edelim. Tanıtayım. Aslı ŞAHANE. Bildiğimiz bütün gerçeklerin anası. Diğer kadınlarla aldattığımız Aslı, büsbütün heybetiyle, gerçeğin ta kendisi ve diğer kadınlar gibi hisleriyle, histerileriyle, rahatlık derecesiyle, menfaatiyle hareket etmiyor. Kaşı gözü aynı olduğu halde.

Aslı ile ileri gençliğimde tanıştım, herşeyin dönüşü olduğunu anladığımda. Kendini en iyi kavratan kadın Aslı ŞAHANE.

Onunla ciddi bir aşk, ilişki, nefes, herşeyi paylaştık.

Onu başkalarıda tanımlıyor. Mesela Ona cennet ve cehennem bu dünyadadır diye yakıştırmalar yapıyorlar. Atalarımız ona, ne verirsen el ilen, o gelir senin ilen derler. Ben ona sadece Aslı ŞAHANE diyorum.

Sakın ilişkimizi kıskananlar olmasın, onu hepiniz tanıyorsunuz, sadece arada ilişki yaşadığını inkar edenler var, Aslı onlara daha anlamlı geridönüşler hazırlıyor sadece.

Geçen gün Aslı'ya sordum, Cancağızım, Ayten ile olan ilişkime nasıl bakıyorsun? diye.

Aslı'nın cevabı şahaneydi;

Mustafa, Ayten tüm eski püskü dönemlerde sana isyanlar çıkartıp, kaleni yıktıktan sonra kendini cengaver zannedip diğer köylere dayılanıyordu ya.

Evet,

Sonra bütün yaptığı ettiğini bohçalayıp, hatta unutup seni arıyordu ya.

Diğer köylerden dayak yedikten sonra, sahte kabadayılığın piyasada para etmediğini gördükten sonra yani,

Aynen öyle, hatta Ayten Öyle.

Hiç değişmemiş, yazık.

Peki sence kale yıkmaktan mı hoşlanıyor, dayak yemekten mi?

Bence kombinasyondan hoşlanıyor. Sende salağın tekisin mustafa 38 yaşına geldin,

KOMBİNE OLMAKTAN HİÇ DERS OLMADIN....

Kaptanın Seyir Defteri

Günler yoğun. Gündüzler mesai, akşam sefai, ne dedim kendime: biraz gez akrabalara git, göremediklerine helalliğe.

Pendiğe vurdum otobüsü akşamın sekizinde, vardım dokuzuna.

Pendik.. Yanıbaşındaki köylerin şehir'e armağanı. Dna'sında köy, yerleşiminde şehir olan yer. İzlenimlerimi yazdım bu gözle. Pendiğe dair.

Birkere ilçenin kuruluşunda bir köy imecesi coşkusu var. Pendiklilerin gözünde pendik, P ile başlayan başka bir şehir: PARİS. Öyle bir coşku, öyle bir heyecan.

Girişte PENSİAD Var, Pendik sanayici ve işadamları derneği. Ama iyiki Pendik iş adamları ve sanayici derneği değil, kısaltması mor olurdu.

Bir şans oyunları bayii, her tür oyun ve her türlü genişlik, imkan ferah var, çok ciddiyetli ve porfosyonel. Ama içine dikkatli bakın bir dumur patlıyor. Ekmek fırını koymuşlar bayiinin içine.

Köy - türbe alışkanlığı bir kahvaltı marketinin ismine yansımış. PEYNİR BABA.

Bir pastane girişinde hesaplı fiyatta pastaların resimleri. 15 çeşit var, 1 tanesi pahallı. Soruyorum şundan ver diye, cevap, sadece pahallısından kaldı. Pendik ucuz pastayı yağmalamış, adı pasta olduğu için.

2 adımdan biri internet kafe, 2 adımdan biri simit sarayı, 2 adımdan biri ucuzluk pazarı. Diyorum ya, köyün kente hediyesi.

Ve çocukluğumdaki ziyaretlerimin cuma namazı camisi. Önüne mermer yapmışlar, banklar, bir havuz, sosyalleştirmişler camiiyi. Tanıyor, selamlıyorum camiiyi. Ve bana özel bir an:

Tam havuzun önünden geçerken havuzun fıskiyesi dikleniyor, selamımı alıyor.