31 Aralık 2009 Perşembe

HENÜZ

Ne gariptir ki hiçbir anlam taşımıyordun benim için, sıradan ve tüketilebilirdin. Yakın zamanlara dek.

Ama bir yavru kedi kadar garip bir hüzün ve masumiyet taşıyordun, ismin ile özdeşleşmiş. Ya sen çok özeldin, yada benim sana olan karmaşalarım. Bir tesadüfe yuvarlanmamış hikayelerdeki gerçeklik kadar cürmü vardı adıkonmamışın.

Bir karanlık madende yaşanan telaş, bir son vapuru kaçırmanın çaresizliğinde bulduk ikimiz ikimizi. Birbirimizin feri feneri ışığı olduk gözlerimizin ışıltısında. Sen o musun dediğin şey parolamızdı, ve birbirimize dahil olduk hariçten.

İstersek güneş açıyorduk istersek yağmur, ama ben en çok cehennemi sıcaklığını özleyeceğim uzay boşluğumda. Ve kal dersen kalırım, ol dersen olurum.

Sevgili kadın, balkonumdaki çiçekleri açtıran büyüdeki kadın. Sen benden, ben senden türemiş olabiliriz belkide, bana gösterebilirmisin birbirimiz için bu derece yaratılmış iki insan?

Açmazlarını anlamadım sanma, onlar benimde açmazlarımdı, aşık olabilmenin anahtarı hükmünde. Ama bazen dertlerin ismi soyadımızdır ve fena halde işlenmiştir kimliğimize. Bu derece mert duruş sergilemeseydik, zirveye kazınmazdı adımız, buna sende içten hak verdin zaten.

Belki bedenlerimiz birlikte karşıladı seher güneşlerini ama, sanmaki her doğacak güneş içimize işleyecektir diye. Bazen kış güneşleri bizi ısıtamaz, gece çıkan ay kadar. Ben fazla gevelemeden, bir itirafımızı daha yapayım. Seninle olmaya inanamadığım için vede doyamadığım, vede anlayamadığım için,

henüz sevişmedik seninle...

Üç boğa

Hikayeyi bilmeyen yok, aslında masonik bir söylemdir. Bir arada olmak ve birbirini satmamak üzerine.

Üç boğa devamlı birlikte gezen, iyi arkadaşlığa sahip ve birbirlerinin arkasını kollayan bir grup.
Hain kurt ise bunları hiçbirzaman tek başına kıstıramadığı için çaresiz durumda. En sonunda bir plan yaparak bunların arasını açıyor, birine diyor ki sen en güçlüsün, birine diyor ki sen en akıllısın, beyaz boğaya diyorki, bunların ikisi seni bana sattı, sen bunların arasından ayrıl, ve bütün otlak sana kalsın.

Doğal olarak, bunların arasına giren nifak tohunu sonucunda, kurt teker teker, hatta canlı canlı, bağırta bağırta ilk ikisini yiyiyor.

Sıra üçüncüsüne geliyor;

Diyorki beyaz boğa;

Hani beni yemeyecktin?

Kurdun cevabı ilginç:

Ben seni daha arkadaşlarını sattığında yemiştim..

Oldukça manidar.

Siz siz olun, ayağı koksada, karizmanızı bozsada, hatta size uymasada yanınızdakileri satmayın. Yanında olduğunuzu bildiğiniz insanları özellikle.

Çünkü yeni olana, parlak renkleri olana, size cenneti vaadedenlere kanmayın. İnsanların varlığı bile bazen çok şeyler ifade eder, mesela yenmemek, ve yenilmemek gibi..

2009 yaşanmadı çoğumuz için, 2010 yaşansın olur yeter hepimiz için....

30 Aralık 2009 Çarşamba

Zıpkın geriliyor

İşte Eyy büyük insanlık,

kendinize mukayyet olun, yılbaşı denilen "baş" sökün vermeye başladı.
Bende gözlemlerimi sunabilmek için Taksimde biraz seğirttim. İşte size gezici uyarılar.

Etraf -bakireliğini 2009 da bırakmak isteyen taze fasulyelerle dolu. Renk renk ve çok cıvıllar, dikkatinizi ısırabilirler, hemde kim olursanız olun.

Bakireliğini 2000de, 1-2-3-4'te sırasıyla daha öncede bırakanlar sanmayın ki boş duracak ve armut toplayacaklar. Onlarda kurban arıyorlar, şehveten erkek bulunca onları bir yere atacaklar,ve duhul işlemlerine geçilecek.

Oysa sabah, yani 1 ocak sabah ne ile karşılaşacaksınız?

Akşamki aşk meleğinin yerini, makyajsız, pjamalı, gerçek vucüd ölçülerinde ve karnı aç, laanet bir cadı, sizi tecavüzle suçlayacak potansiyel ihtimallerde. O yüzden kırmızı elmalara pek kapılmayın. Hangi masaldaydı o bilmem ama bu masal değil.

Birde sonsuz eğlence ve sınırsızlık vaadeden eğlence yerleri var. Bakıyorsunuz cüzdanınıza ve elli lira limit, eğlenceyi karşılıyor hesapta. Birde şampanya bedavadır, içeri hatun kaynıyordur, eee bu zamanda 50 liraya uzay seyahati, durulur mu dışarda, haydaa içeri. Üstüste tıkışmalar, berbat servis ve ucuz malzeme ile geçiştirilen, iki balon, üç ışık ve gaycinsel bir şarkıcı nüvesi ile 2 sıfır on, yani sıfır üzeri 10.

Birde kaliteli yerler var, kadın gibi, dıştan kaliteli. Ama senin için kıpır kıpır, dışarda halk birbirini pandiklerken, içeride ağır eğlence ve iç karartan karanlık. Yaşlı başlı müşteri ve personelde bıkkınlık. 2010 olsada gitsek, hesap en az 3 milyar, soruyorsunuz vicdanen: "pandik yemek daha mı iyiydi?"

Şimdide yıllardır yeisimin kabardığı başlangıçlar olan yılbaşlarında nasıl bir ortam hayal ediyorum diye bir hayali ortam portresi...

2 adet, yok, 3 adet akademik ama bomba Rusla asrı saadet bir odada, hatunlar hafif çakırkeyf, İstanbulun en yüksek binasında, yıldızlar seyirci, Mustafa'nın gücü 10 kaplan, şayet olmazsa bir tavşan, bunların atalarının tarih boyu dedelerimize yaptıkları eziyetlerin hesabını sormak, fonda ise 80'lik viagra. Aperatif olarak 40 lık levitra,

Beygir destekli tork,

Hayallerimden iyi geceler, mutlu yıllar...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Bir mevsim daha

Ben "kendimi okudukça" ruhumu süzebiliyorum ve arındırabiliyorum. Özümüz en etkili ilaç.

Kaç galibiyetiniz var, kaç mağlubiyetiniz? İşte arınma mevsimi.

Kaç kere bedeninizle sevdiniz, kaç kere benliğinizle sevebildiniz? İşte itiraf mevsimi.

Kaç çiçeği sulamakla, kaç çiçeği sevginizle yetiştirdiniz? İşte hasat mevsimi.

Kaç kişiyi güzel olduğu için, kaç kişi siz güzel olduğunuz için sizi sevdi? İşte hesap mevsimi.

Ve bir mevsim düşünün, her mevsimin onda yaşandığı. Yalnızlık, karar, gurur, üşüme, hüzün mevsimlerinin içinde yeşerdiği. Bu mevsime ne ad verirdiniz?

Veda mevsimi idi doğru cevap..

Dünyayı bekleyen sorular ve amatör cevapları

Hani varya bir ışık yanar aklımızın bir köşesinde, -şu şöyle giderse noolacak, şu biterse noolacak, ilerde noolursa noolur? gibisinden..

Sonra bir bakmışız gazetede bir haber, şu şöyle oldu, bu böyle oldu diye yazıyor. Ve sizde diyor sunuz ki; Aaaa, ben bunu öngörmüştüm a dostlar.

Bugün bir üniverste bitimi arkadaşla konuştum ve ona dünyanın geleceğini sordum. Yanıta dikkatinizi çekerim: "2-3 milyar insanın ölmesi lazım. "

( Aslında kendisi de bu 2-3 milyar ölünün arasında sayılacak bir seçim kriteri olsa )

Dünyayı küçülterek büyütmek isteyenlerin vardırdığı kavrama noktasına bakın dostlar: Son derece dengeli nüfüs artışı sonucu dünyanın ulaştığı 6500 milyon kişiyi dünya kaldıramıyor. Oysa dünya nufusunu florida ve alabama eyaletleri bile kaldıracak düzeyde iken. Demekki dünya küçülerek büyümez, büyüyerek büyür.

Dolayısıyla ortam kalitesi bu yükü taşıması açısından çelik iskelete sahip olmak gerekliliğinden, çorba iskelete dönüşmüş. Yani dünyanın geleceğini hesaplaması gereken mühendisler bunu hesaba katmamış. Şimdi ise binayı yıkmaktan söz edilir durumda. Hal ortada, ve "ben halden anlarım"

Ben ezelden beridir teknoloji düşmanıyım, yani dünyayı küçülten bir numaralı sihire.
Ben avam seksin düşmanıyım, yani dünyayı amaçsızlaştıran kolay ulaşılabilir eyleme.
Ben erken kalkanın yol alması taraftarıyım, bir tuşla iklimi değiştirecek güçlerin kolaycılığından ziyade.
Ben finans egemenliğine karşıyım, yani fırsat eşitsizliğini yaratan "para parayı çeker" kaidesine.
Ben televizyonlara karşıyım, yani dünyayı gayretle tanıma fırsatını elimizden alan kutuya.
Ben adaletsiz adalete karşıyım, yani adalet kavramı iki dudağının arasında olan menfaatçi krallara.
Ben akacak kanın damarda durmasına karşıyım, yani bünyeyi kirleten atıl fazlalığa.
Ben emniyet şeridinden giderek diğer insanları hiçe sayan düşünceye bile karşıyım, yani kendi kendimize duyduğumuz saygıyı kafamızda sorgulatan uyanık şerefsizlere.

Ve ben kendime karşıyım, bu halleri ve çözümlerini algılayabilmeme rağmen yeldeğirmenlerinin rahatça dönüşüne...

27 Aralık 2009 Pazar

SALLANTILI YORUMLAR

Biraz biraz 300 yazıya doğru vardırmışım literatürü. Hiçbir ticari kaygım yok, estetik kaydım yok, imaj derdim yok, reklam amacım yok, eleştirilme kuruntum yok, evet yazılarımda herşey var ama bu saydıklarım yok. Düşünebilen beyinler için esas zenginlik burada yatıyor olsa gerek.

Birazda hayalgücü eklentili bazı geyikleri beslemem gerektiğini anladım. Bu saydıklarım aylar veya yıllar sonra karşıma mevzuu olarak gelir ve içten içe gururlanırım benderya. Mesela günlük hayata bazı deyimler karıştırdım ve sıkça kullanılan kalıplar haline geldi desem, hiçkimse buna inanmaya yanaşmaz. Çünkü bunlar anonim, ve bende anonimin bileşeni.

Mesela "geyik muhabbeti, mesela "gökten elmas yağsa bizim bahçeye dinazor üreme organı düşer, mesela "kalkmışın dini imanı olmaz, mesela çatır çatır livaata etmek, mesela "ilik gibi hatun, mesela "cirlop gibi hatun, mesela "beyin damcıklaması, mesela "kapı duvar, ve anonime karışmış onlarca belki yüz, deyimin ilk mucidi oldum. Aranızda bazıları diyecek ki, -git bunların teliif hakkını al! Yok anam yok, vererek mutlu olma hakkını aldım, bilmesenizde buradayım, yeter bana bu yeterlilik.

Şimdi bir iki tuhaf ve gereksiz bilgi daha icad edeyim, ki mecrasının ben olduğu kayıtlı olsun:

Klima.

Japonyadaki klimanjaro dağından gelen serin esintiler sonucu japonlar klimayı icad etmiş.

Viyadük.

Kralın görevlendirdiği dükler, evvel zaman içinde ırmakların üzerine köprüler yaparak, bu yapılara viyadük ismi verirmiş.

Atmosfer.

Işık ve canlılık manasına gelen fer sözcüğü ile gökten gelen manasına gelen atmos ile birleşince bu isim ortaya çıkmıştır.

Hamburger.

Hamburg, hamuruyla meşhurdur. Birgün bir Hamburglu bir anne, hamurun arasına koyacak birşey bulamayınca, Türk komşusunun getirdiği köfte ile hambugeri icad etmiştir.

Kartvizit.

Eskiden seyyah tüccarlar, gittiği bir adresi unutmamak için oranın tarifini "cardo" denilen deve kulakları derisine çizerlerdi. Zamanla bu işlem kurumsallaştı ve kartvisit oluştu.

Domino.

Eskiden mahkemelerde yargıç kimin suçlu olduğunu anlamakta kararsız kalınca, ilahi adaletten yardım isterdi. Bu yüzden ingilizce Cehennem taşı manasına gelen "doom inferno" taşları zamanla domino olarak kullanılır hale geldi.

Afrodizyak.

Avrupa nüfüsu zamanla üreme hızını kaybedince, misyonerler Afrikaya çare bulmaya gittiler, ve kara afrikalıların korkunç üreme gücünü bizzat test ederek, bazı bitki ve şurupları avrupaya getirdiler. Kelime manası latince "Afrika İksiri" olan şurup Afrodizyak kullanılır oldu, avrupa kurtuldu.

Vejeteryan.

Ortaçağda avrupada kilisenin baskısıyla eşiyle bile cinsellik yaşamaları yasaklanan çiftçiler, hayvanlarıyla duygusal ve ötesi ilişkiler kurmaya başladılar. Daha sonra başgösteren kıtlık sonucu, bu hayvanları kesmek ve etinden faydalanmak ihtiyacı zuhur etti. İşte bu çiftçiler duygusal bağları olan hayvanları yemeyi reddedince, ingilizce "reject" yani reddetmek manasında "rejETarian" lar ortaya çıktı, zamanla et yerine bitki yiyen manasındaki vegETarian sözü günümüze kadar geldi.

Bu günlük bu kadar...

Bugün yazılmaya değer birşeyler var mı?

Günaydın hatırlı pazarlar. Yarın pazartesi, onada günaydın.

Şimdi biraz toplumsal yazacağım. Eski kareler ile şimdiki görüntüleri karşılaştırınca umarım akan bir dere içindeki yaprak olma bilinciniz gelişir. Uzaklardan gelen denize dökülme seslerini, derenin şırıltısına karıştırmak sayesinde biraz "ben" olabilirsiniz.

Eskiden sokağınızdaki dükkanların beşte biri lokantaydı, bu orana cafe kahve ve pastane dahil. Şimdi beşte üçü. Bu orantıya hiç dikkat eden oldumu zahir? Yani kunduracının, sıhhi tesisatçının, kırtasiiyecinin yerini, mide salonları aldı. Bünyemiz zayıfladı, midemiz büyüdü. Ucube olduk ahali.

Eskiden yüksek duvarlı malikanelerde yaşamak, ki saray ve hükümet erkanı hariç, kesinlikle ayıp kabul edilirdi. Sofaya kadar, kilere kadar, herkesin ortak alanları çok genişti, kalpler dahil. Şimdi yüksek duvarlı açık hapisanelerde yaşamak ile böbürleniyoruz. Arabamız güvende, çocuğumuz parkta, herşey garantide, rolantide. Bu yaşam böbürlene böbürlene büyüdü. Gazetelerin 20 sayfası toplu konut mezarlıklarına reklam yapıyor. Hepimizin özentisi "site hayatı", Siteyim bu hayatı. Çocuğum arka mahallenin çocuklarıyla mahalle savaşı yapmadıkça, top oynayacak arkadaşı yoksa, babaannem mahalleden haberler getirmiyorsa, herkesin sevinci herkesin değilse, ki üzüntüsü de dahil.

Bayramlar var birde, hani şu aylar öncesinden sinemaya gitmek için kuruş biriktirilen. Hani şu kurbanlıkları beslediğimiz, şekerlerin tozunu aldığımız, göznuru dantellerin işlendiği, ayakkabıların yeniden tasarlanarak yenileştirildiği, yada gıcır gıcır yapıldığı. Tavanarasının bile tozunun alındığı, çatıdaki kiremitlerin bile hatırlandığı. Şimdikileri saymıyorum bile, şimdikiler Turuksel bayramı, vadafon bayramı sadece..

Ben yazdıkça bulutlar toplanıyor, renkleri kararıyor, ağlayacak gibi oluyorlar. Denize dökülme sesi ve dere şırıltısına birazdan yağmurun ağlayışı da eklenecek sanırım.

The wrong reservation

Mustafabeyin süklüm püklüm bir ingilizcesi var, hadi kalkın, onunla tanışalım.

Fortuna fortunatli, I sav a voman on the streeyt. She vas a craying. Then ay vent to hör. And ask: Whom yure crayin for beby?

She straight to me and sait:

It does nat interferes you, ı also cry for a faithless. Its name is nat importante as well, go to home and sleep for the new day, please, please.

But I insisted, ıf there ise a problem, and there are problems, less or much several assistance may help you.

Okay sir, İf you wanted to me to share, Im am Cheer with you the problems.

We went to starcoffe for double coffee. Waitress wrote the order, and bills us. On the table, there were 2 straingers. The classical music is on air, wit no smooking, ıt costs 69 pounds.

Im coming from abroad, my name is suzan she said that, and add;

I vas wrong, ı missunderstood him, he is nat a enginnerr, he was only a pilavcı hasan.

Anday ask to suzan:

Is there someting wrong occure bitween both of you?

She ansırd: Yes hasan kiss me first and goes beyond together. It vas my first experince of all my sexual life with a Kurdish man.

I wait because some tears on her eye, ı gave selpak to her hand, she have performed then.

After the sexual activity, he beaten me, I was shock, and, hasan told to me:

I am not love you, ıf you like pilav and yoghurt, there is a possibility to love you.

Mr Mehir; I never make a sex vith a turkkish kurdish man. Im so upset. And no vacation room, also all money TL. spent for journey. Help me, assist my soul, to return Scotchland, mr and msis brown are wonder about me.

I gave her about 200 pounds in cash on the table. And left a little kiss to her lips.

She wanted to gave me her beauty, but ay reject, I never go to the bed with a girl, who makes love with pilavcı hasan.

This is all the storey.

25 Aralık 2009 Cuma

Bugünden notlar...

Dünya yuvarlak, ve günü çok kısa. Ama çok ince bir işçilik saklı günlerin içinde.

Mesela sadece bugün öğrendiklerim.

Dünyanın en güzel kadınları Taylandlı travestilermiş. Yakında bloğum sona erebilir.

Bir sabah zebza meyva haline giderseniz ama elinizde çuvalla, istediğiniz kadar doldurabilirsiniz. Bedava.

Taylanda uçakla inişe geçereken havayolları ikramları; incir fındık üzüm, kavrulmuş artı kurutulmuş.

Kabaca Kerane

Keraneler, istanbul keraneleri.

Karaköy rıhtımından çağrıştığı haliyle kaldı aklımda. Denizle özdeşleşti.

Sahipleri esnaf, çalışanları fırlama, sermayeleri erbaptı. Nicelerimizin bir önceki oluşumu kerane çıkışlıydı.

Bir gün sakal bırakmıştım, varmıştım sahiline keranenin. İçerde gelinlik kuşanmış bir hayat kadını bana; Gel sakallarını sürt ..cığıma demişti, oysa ben gözlem için gitmiştim. Hatta eğlence için yine bile giderim.

Nişantaşında değme sosyeteden farklı bir yaşam tarzı olmayan Havalı deniz, belki emekli olmuştur ama, öyle bir tüttürüyorduki citan'ını ortalarda, oralarda. Kesin içinden yenilere küfrediyordu. Sonradan yeşilçamda kerane filmlerine esin bile verdi. Öyle havalı işte.

Ama girmedim hiçbir zaman mektebin kapısından. Aynen osman hamdi bey'in yağlıboyalarına baktığım gibi baktım sadece. Şimdi kerane küçüldü ama her yer kerane. Adı fuhuş, boya ve fırça, biraz ithal çokça yerli. Fuhuş yaşantımızın yeni ismi...

Çok kurcalamadan stop, reklam yapıyor der birileri...

Temel Sevişme Teknikleri

Arabi, japoni, türki,

Dünya kültür çeşitliliği esasına dayalı sevişme tekniklerinden bahsederek, sizlerin genel yaşam kalitenizi yükseltme amacındayım.

Bazıları ayağa kalkıpta Mustafa Dünyada ne kadar cins hatun varsa sobelemiş diye yaygara yapmasın. Zira her kadın aynı kadındır, bazıları taksim, bazıları eyfel, bazıları bağcılar meydanı sadece.

Kürt kadınlarla olan sohbetinizde en önemli kıstas; önem vermektir. Bu cins kadınlar hayat boyu önemsiz bir kuluçka işlevi gördükleri için, önem verilme durumunda kürt hatunların -e -de -den, yani bütün hallerini kolayca görebilirsiniz, hatta kürt abonesi bile olabilirsiniz.

Hemen fransız kadınına geçelim, kürt kadınının tam tersi, bu kadınlar da abartılı bir önem gördükleri için, aşşağılık adi bir fahişe muamelesine bayılırlar.

Alman kadını aslında malum disiplin ve mekanik uygulamalardan sıyrılmaya yönelik arayışın kadınıdır gerçekte. Alman kadınını şaşırtan kazanır, hemde neler neler.

Japon kadını, saf ve basit bir denkleme tabidir. En çok önem verdikleri öğe olan "ataları". Yani Japon atalarının bazı karakteristik özellikleri katın bünyenize, görün japon teknolojisini.

Amerikan kadını en zırhlı kadındır, özel anını bulmak gerekir. Çünkü tüketim ekonomisinin en çok sarmalladığı kadındır. Gösteriş ile şansınızı denersiniz. Ama çok çabuk deşifre eder şahsınızı. Amerikan kadının en zayıf tarafı kadınlık içgüdüsü olan çocuk doğurma içgüdüsüdür. Senden bebeğim olsun diliyorum dediğinizde, o dev gibi amerikan kadını minik fareniz olur.

Rus kadınının ülkemizdeki tahribatı malum. Hepsi paragöz, çatal dilli yılancıklardır. Esiriniz gibi görünür ama esir eder bütününüzü. Dolayısıyla rus kadınını buz kalıplarının arasında aramak gerekir. Tundrada hayatta kalmak içgüdüsü ile bütün yaşam kırıntılarını değerlendirir. Kendileri buz bukalemunudur. Sıcak davranın erisinler.

Sırada Türk kadını var.

Bu bir basitlik mi veya en kompleks nitelik mi oluyor, onu bilemem ama;

Türk kadını ile iyi sevişin yeter...

( Not: Yazının başlığı ile yazı arasında kalan ve beklediğini bulamayanlar:
Sevişme; zaten bir kadının kalbini elde etme aşamaları değil midir? Kadının aklını çelen, kadının tamamını fetheder. Aklı fikri trifonfini de olanlar yine muz kabuğuna bastı. )

23 Aralık 2009 Çarşamba

Türk insanına pazarlama teknikleri

Mevcut etiketinize yüzde 20 ilave edin, sonra düşün bu yüzde yirmiyi.

Sizin patronunuzu tanıdığını-canciğer olduğunu söyler, aslında yok öyle birşey, ama yüzyıllar boyu böyle devam edecektir bu kalıp. Patronu tanıyan patrondan alır esasen, şahsen ben böyle yapardım.

Sakın müşterinin ihtiyacını belirlemeye kalkmayın, size ihtiyacını kendisi söylesin.

Eliniz mal dolu olsa bile, mutlaka son kalan mal şeklinde pazarlama yapın. Yada ona özel uçakla getireceğinizi, geminin rotasını değiştireceğinizi, hatta fabrikaya özel üretim yaptıracağınızı. Utanmayın; dövizkurunu bile sabitleyebileceğinizi söyleyin.

Asıl mesleğinizin profesör doktor veya yüksek mühendis olduğunu söylemeyi unutmayın, bizim halk mağduru sever, mazlumu nokta nokta ker.

Taksitle yapılan alışverişlerde sakın faiz maiz lafını etmeyin. Bizim halk abartmayı sever ama kabartmayı sevmez.

Çok konuşmak tehlikelidir. Bırakın zaten boş laf profesörü olan halkımız konuşsun ve sonunda "hadi bakalım ver bir tane" diyeceği zamana kadar sabredin.

Satışta bir hatanın bütün sevapları götürmesi diye bir kural geçerlidir. Bütün ihtimalleri hesaba katarak garantili ve yuvarlak konuşun.

Sizin önerinizi veya teklifinizi karıma soracağım diyen insanlara sakın ha kanmayın. Karıya soracağım diyen adama şahsen ben mal satmam. Zaten karıya soran adam karı gibi adamdır.

Müşteri ile zeka yarışı ve iddiaya girmeye sakın kalkmayın. Onun iddia ve doktrinlerini gerçekmiş gibi kabul edin. Aksi halde satsanız bile yaptığınız ticaretten birşey anlamazsınız.

Mustafa, bu söylediklerinin hiçbiri bilimsel ve ilimsel değil diye karşı çıkanlara da hak veriyorum.

Zaten hiçbirşey okulda öğrettikleri gibi değil, bizi kandırmışlar...

18 Aralık 2009 Cuma

Roberto

Mahsun plaj çocuğu, babası hakem, baldırı 60 santim. Gelmiş geçmiş en iyi sol bek.

Gitti.

Ama yandığım tek nokta ne biliyor musunuz: Galatasaraya bir gol atamadı, ama direkten döndürdüğünü hatırlıyorum.

Roberto ilk geldiğinde aklıma ilk gelen şey, Galatasaraya atacağı bi kucak gollerdi, çünkü kendisi çok çapkın ve vurucu bir tip olduğu için galatasaraya çok iyi bir damat olacaktı. Ama olmadı.

Adoş bu transfer ile ilgili " Fener ancak formasını alır " demişti ya, bu bile kendini bilen için 100 gole değer.

Aslında robertonun tipi şemali, askerde kafayı kele döndürmüş maraşlı acemilere benzediği için, onu kendime ekstra yakın buldum.

Keyifli bir şampiyonlar ligi maçında, topu benim bulunduğum tribüne atınca, orada bulunan bir amca; Keseyimmi topunu diye bağırdığında, güldüğünü hatırlıyorum. Anlamadı ama anladı.

Yolun açık olsun kel arkadaşım. Formanı adnana ben hediye ederim.

15 Aralık 2009 Salı

Dubaide Türk Hükümranlığı

Konu ekokriz değil.

İlk önce bunlara tüm istilacı girişimciliğimizle altyapı sattık. Çölde medeniyet sağladık ki bu az şey değil. Şimdi oralara giden bizim yarıyavşamış medya, bize saltanat satıyor. Bizde ilk para vurumunda dubaiye gideceğimiz planları yapıyoruz. Pastaya ceviz verdik, şimdi pastayı yemek zorundayız.

Dubaide yakın zamanda 800 metrede, uçaksavarımızla arap dilberleri indireceğimiz günlere doğru gidiyoruz, ki oda kiralayana araplar bedava zeytingöz veriyor, fuhuş promosyon yani.

Reklamını yaptığımıza göre, şimdide işin sosyal yönüne gelelim. Çölde süslü betonarme içinde yaşanan dramlar konumuz.

Dubai zenginler hapisanesinde zaman farklı akıyor, tek hayat tarzları; zamanı iyi geçirme felsefesine sahip arabiiler, osruklarını bile törenle atmaya başladı. Aslında kas yapıları, yani bozulmuş anatomileri ve şişmiş tavuk görüntüleriyle gaz işi bile büyük bir aktivite.

Bakın nasılda bizim kaşar dizilerimize meraklılar, işte size alternatif pazar, alın samanyolundan 50 milyara bir dizinin pazarlama hakkını, verin 500 bine.

Eğerki geçmişten gelen gözetmen türk abi imajını iyi oynarsanız, istediğiniz sermayeyi yükleyebilirsiniz.

Kalp atış hızları ortalama 35-40 olan araplara enerjik kişiliğinizle ayrıca nufüz edebilirsiniz.

Bizimle lüks ihtişam sınıfında ve hayalgücü boyutunda yarışamayacak kadar zihin fakiri olan dubaide her türlü sanal rezilliğide okutabilirsiniz. Hatta Şeyh olup milyonları toparlamak ta işin cabası.

Siz siz olun, siz Türk olun da Dubaideki yumurtasız tavukları ızgara yapmayın, benim bile iştahım kalktı şu dakika itibariyle.

14 Aralık 2009 Pazartesi

AVATARRR.

İşte gelecek kehanetlerim; biçim biçim vede evre evre kafa çıkarmaya başladı. Teknoloji boka saracak, evrim tersine dönecek konularında burada az tuş basmadım. İşte, eserlerini koruyamadıkları için, olay sinemadan başka yerde izlenemez formata döndü. Daha durun, koltuğunuzu daha çoook ıslatacağım, mabaadınızı çürüteceğim. Bu ne ki?

İşte bilmem hangi gezegendeki koloninin özgürlük savaşındaki ikilemler, aşklar, karşıtlıklar, medeniyetler, böyle bir konu, farklı bir cins, sos, kına, salça, ve Avatarrr.

Şimdi fan siteleri, meraklı forumları, tv fenomenleri ve bütün zer-zevat bu film hakkında sanal tatavasyona başlayacaklar. Eleştri, karşı görüş, taraftarları, siteler vesair müthiş bir çekim alanı manyetizması oluşturacaklar, katma değer ekonomisi ile türk sermayesinin 10-15 "milton" doları havadar olacak. Aynen.

Biz Türküz, biz istilacı ve intikamcıyız, bende hemde. Şimdi avatardaki yaratıkların dişi olan mavi gözlüsüne, en ahmetaltanvari hareketlerle dünyalının gücünü gösteriyorum, doğacak olan yavrumuz ise büyük ihtimalle brozontus dinazoruna benzer.

Kendi çapımda bütün avatara gidecek sinemaseverlere yavrumuzun peluş bebeğini armağan ettim bile.

Aklı olan anladı.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Kalite Diye Bir Şey

Eğer varsa 2 tane kaliteden bahsedebiliriz. Dışa vurumu olan, ve dışa vurumsuz.

Dışa vurumlu kaliteden 2 şekilde bahsedebiliriz. Dışa vurgulanan ve dışa yansıyan.

Dışa vurgulanan kaliteden 2 tane sonuç çıkar. Mevcudun vurgulananı ve olmayıpta vurgulanmaya çalışılanı.

Olmayıpta vurgulanan kaliteden 2 tane çapanoğlu çıkar. Ticari çıkar ve kompleksli kişilik.

Kompleksli kişilikten ise sadece kompleksli kişilik çıkar başka birşey çıkmaz.

Dışa vurumsuz kaliteye gelecek olursak, dışa vurumsuz kalite; en kaliteli kalitedir, kardeşiyle yanyana gelmeye bile yanaşmaya çalışmaz. Kaliteye has bir kalitedir, başka birşeye değil.

Bu minik yazımla sakın bir sınıflama yapmaya kalkmayın, kaliteniz ortaya çıkar mazallah.

SÖYLEM TEYZENİN YAZILARI ÜZERİNE

Birkere Söylem Teyze diyince duracaksınız orada. Florans Naytingel akımının öncüsü olan Söylem, ruh dünyasındaki sızılarımızın çaresi yazılar yazar, nasıl?, kendi iç dünyasında ürettiği melhemler ile.

Gelişmesinin merhalelerinde durup geriye bakma ve geleceği aydınlatma amaçlı bakışları ve bakış açıları ile, toplumdaki kalabalıkların yalnızı Söylem, bizleride bu ıssız buz çöllerinde konuk ederek serinlememizi sağlar.

Modern İnsanın Trajedisi olarak sınıflanan yazılarında, teknolojiye ve teknolojide kaybolmuş insanlığa yaktığı ağıtları ile, vardığımız noktanın bir zirve olduğunu ve artık düşüşün başladığı sinyallerini alırız.

Normal insanın düşünce devri saniyede 2500 lerde seyrederken, 10 bin devri gözü kapalı yapabilen Söylem Teyzenin düşünce hızı, neredeyse dünyada gezmedik santim bırakmamıştır. Uzaylı teknolojisi ile yada şöyle diyelim; yabancı bakış açısı ile dünyayı keşfeder, notunu verir.

Yaklaşık 8 ülke vede 100 ayrı nokta kayıtlı olan portföyünden edindiği evrensel izlenimleri ile dünya vatandaşlık mertebesine ulaşan bir zat, bir şahene, bir kitaptır. Yazar olabilme tekamülü ile farklı deneme ve sürrealist hikayeleri mevcut olan söylem, aynı zamanda bir soğan ekmek seansına bile kendini adapte edebilecek bir yapıya sahiptir. Zira mevcut olduğu salon toplumu ona tam bir samimiyet sağlamamıştır.

Şimdi kendisine yazar olabilme aşamasındaki kendi amatör tespitlerimi ileteceğim.

Yazar olmak istemelisin, kimse seni yazar yapmaz doğal kabiliyetlerinle keşfetmek suretiyle.

Uzun yazmalı ve beyinleri tokatlamalısın, bir hikayeyi bütün sürrealizmi ve pasajları ile bir bütünün omurgasına tutarlı şekilde oturtmalısın.

Öncelikle kendin bu alemde seyrüsefer yapabiliyorsan, insanları o noktaya uçurabilirsin, yoksa yolu kaybetmek olasıdır.

Sahip olduğun değerleri ortaya çıkartmakta, o haris ve şüpheci kişiliğin ile gelişmeleri gölgeleyebilirsin, zira ben herkesten büyüğüm ve sofistikeyim egoların ile geçmişte çok yaralandığını ve gözyaşlarını içine akıttığını gördüm, ben; Mustafa yani..

Yine YILBAŞI gelecek

Birbirleriyle kovalamaç oynayan 365 ler, onlar eğlenirken, bizde onların eğlencesine ömrümüzle katılıyoruz.

Tüketim yılbaşılarından birini daha yaşamadan yaşamak yoluyla özümsemeye geldim.

Taksimde toplanan coşkulu kalabalığın içindeki coşku ateşinden yine taciz kurşunları ateşlendi. Güney Afrikalı Joan ve Kristinin baldırları morardı, kalabalıktan biri elinde 2 adet jarse kilot ile tarlabaşına yöneldi.

Sevgilisi tarafından yılbaşında cinsel festival hayalleri elinden alınan kazım, sevgilisi ayferin evi önünde havai fişek patlatmaktan gözaltına alındı.

Bu yılbaşına sevgilisiz giren K.M.Paşalı bir grup genç, tüketmeyi bile tüketirken midelerindeki maddelerin kimyasal reaksiyon sonucu ateş almasıyla birlikte, kendilerini meydandaki havuza zor attılar.

Aksarayda, yılbaşı için kiralık kadın kalmadığını öğrenen kağıt toptancısı Nezih, yılbaşını geçirmek için şişme kadın da kalmadığını öğrenince, kendisine kağıttan arkadaş yaptı, ama sabun kalmadığını öğrenince yılbaşı kutlamaktan vızgeçti.

Yılbaşı gecesi için kiralık araba bulamayan bir grup liseli, İETT Ayazağa garajından otobüs kaçırdı, ve bandırmadaki ucuz barlarda yılbaşı kutladı.

Söylem Teyze bu yılbaşı Romada rezervasyon yaptı, 5000 avro feda olsun Nuhun Ankara Makarnası için...

8 Aralık 2009 Salı

Kış Güneşi

Bahsimizin 2 boyutu var, yeni gelecek olan filmler gibi 3 boyutlu değil yani, istemeyen okuyamayabilir. Birincisi iklimsel boyut, ikincisi duygusal boyut. Ben bu ikiliyi harmanlayacağım, harmanımsan harmısan, harmana benle varmısan?

Yılların ömrünü ömrüme denklerdim çocuk iken. Bilmeden bunu sizde yapardınız, 31 aralıkta çılgın dehşet eğlenceler, 1 ocakta yeni doğan bebe gülümsemesi. Yani cehennemden cennete hesabı. Peki değişen mevsim hareketleri ile aşk hayatımızın ortak bir paydası olabilirmi? Olabilir demeyelim, hüküm Allahındır diyelim ama bazı bilimsel göstergeleride gözardı etmeyelim, ilim çinde bile olsa bir tuşla ulaşılabilir halde çünkü.

Mesel kediler, ufak bir kıştan sonra eğer güneş yüzgörümlüğü yapar ise, kendileri hemen MSN ve FCBK' larını açıyorlar. Ama yanılıyorlar, ve kışın hamile kalmak, rüşvet alırken yakalanmak gibi birşey.

İnsan organizmasını açar isek: Kış aylarının kasveti ve kısa aydınlığı, insanda umutsuzluk hormonu yeşertir. Yüzümüz az güler, evde olmak ve güvende olabilmek paydaları ağır basar. Bu sebepten özellikle kadınların çiftleşme ihtiyacı yükselir boş atımlı veya dolu atımlı. Erkeklerin ise otomatik organizmaları evde fazla kalmaktan ötürü sakinleşir, güç üretir ve sevişme dürtüsü alevlenir. Belgesi ise yazın doğan çocuklar. Oysa ilkbahar ve yazın farklı genlerle buluşmak isteyen erkek çağlayanı, diğerinin peşine düşer, diğer bedenlere asılı kalır.

Kış güneşi tezimde vurguladığım anafikirde, tüm doğal salınımdan aykırı olmak üzere, yeni bir ruha aşık olma histerisi kastedilmektedir. Bu yüzden kadınlar erkeklerine karşı çok sunuşkar, ve uysal olmaktadır, güven içgüdüsünden dolayı. Erkekler ise kendilerine bir aşk yolu bulur ise kesinlikle aldatmayı göze alacak bir depreme yakalanır. Çünkü erkek kimliği, çokeşli bir nüveden oluştuğu için, erkek güven azalmasını başka bedenlerle takviye eder.

Bu yazıdan bir şey anlamadınız mı, bende pek anlamadım ama bir vakit gelecek ve anlayacağız aşkım...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Yabancı kadınlar ile Bizimkilerin farkları

Geçtiğimiz yıllarda bir haber okudum, diyordu ki; Hollanda cinsi hollstein ineklerin yıllık süt verimi, bizim en verimli modelimizin 10 katı olduğundan sebep, inek ithal edip bizimkilerle kırma yoluyla süt rekoltemizin arttırılacağı kararı alınmıştı. Yahu be menem bir işmiş arkadaş dedim içimden gülerek. İşin zor tarafı bu giriş ile bu yazıyı, birde başlığı denkleyebilmek.

Tabiiki maksat; kahrımızı çeken kadınlarımızın imajıyla oynamak değil. Nasıl ki zencilerden, çinlilerden, slavlardan farklı isek, başlıkta bahsedilmiş mevzuuda da farklılıklar olacak.

Bizimkilere yalan söylerseniz elde tutabiliyorsunuz, yabancılara yalan söylerseniz kaybediyorsunuz. İnanmayan denesin.

Bizimkilerle yatmak için kırk katır kırk satır atladıktan sonra belki, o da belki yatabileceğinizi kastediyor, yabancılara bir içki ısmarlayınca ve hoşlandığınızı söyleyince hemmen o akşam.

Bizimkilerle yattıktan sonra sabaha salya sümük ağlayan bir kadın, yabancılarda ise size günaydın diyerek, öperek uyandıran bir kadın.

Yabancıyla yattıktan sonra arkadaş oluyorsunuz, bizimkilerle yattıktan sonra düşman.

Yabancı kadınlar sizin esprilerinize içten kahkahalar atarken, bizim kadıntılarımızda şüphe ve direnç.

Yabancı kadın erkeğin hizmetine girmekle mutlu olunacağını benimsemiş, yerli kadın erkek toprağın altına girince....

4 Aralık 2009 Cuma

Sana Aşık Oluyorum

Bu blog original by by me, çok analitik bir yapıya sahip. Yani her parçası birbirine uyumlu. Gören için. Amaçlı ve hedefli, vizyon sahibi. Seyir zevki olanlar için dev bir akvaryum, içinde yaşam olduğunu bilenler için mutluluk vaad ediyor.

Şimdide aşk denilen borazanın başına oturuyorum ve içindeki sırları size aktarmak istiyorum.

Aşık olmak aslında gönüllü olmanın bir yüce seviyesi. Bir kadına aşık olmayı kastediyorum ama, kadınların bir erkeğe aşık olma semptomlarıda sanırım aynı dna'nın sarmallarına benziyor.

-Bakışlarımdan anladın değil mi bir yola beraber saptığımızı. Ayrıntılarımızın önemi kalmadı. Ben senin güzelliklerine daldığım yerde kaldım. Bir şiirsellik bulutunun bizi yükseltmesi yerçekimine ters, ama nefes alışımız bu yükseklikte dahada sıklaştı. Şu an atmosferden kopmak üzereyim, ve bulutun kaptanı olarak herşeyinle bana ait olmanı hissedebiliyorum. Senden ne istersem isteyeyim, kendimin olmuş sayabilirim değil mi? Baştan evet değil mi? Senden geçmişin intikamlarını alabileceğimi hissediyorum ama değil intikam almak, senin kılın için kaynayan lav çukurlarına düşmeye bile gönüllüyüm. Bu mutluluğun geri ödemesi bizi ne kadar geriye götürürse götürsün, birlikte ödeyeceğimizin gücüne sahibiz. Kimse bize dokunamaz, dokunsada bulamazlar. Senin nefesini alıp veriyorum, ve her nefeste dahada arıyorum hissetmeyi. Lanetli bir cadı olsan bile senin kolleksiyonuna katılmaya can havliyle hazırım. Herşeyi birlikte yaşamışız gibi kazanın içi, ve fokur fokur. Ama sensizlikte üşümemi engellemiyor. Her hedefin ismi sen, aştığım her dağdan sonra doğan yeni güneşlerde beni bekliyorsun ve bu meczup halimle koşturmaya bayılıyorum. Kanım bir kez daha kaybettiği alyuvarlarıyla buluşacak, bunun için ölüm ufak bir ayrıntı, bir kıymık. Bu toplumdan kovulsam bile. Seninle dans ederken seni öpmeyi istemedim değil ama sevgide saygı saklı, benimkinde saygı kemik, kemikten duvarlarım iç içe geçmiş seni korumak için, ama sen ihanet etmezsin değil mi, bu sorularda nefesleniyorsam, güneşinde serinliği aradığımı sende kabul et. Aşk mecbur etmemektir bende, sevaptır sevap. Herşeye meydan okutan o cesur duruşunla kapımda tekbaşına olma sahnen ile amaçlarımın merkezine dahil oldun. Allahıda şahit ettik, artık önümüzde birşey duramaz değil mi?

Hatırlı Cumalar

Kendi kendini yiyen hayvan hangisidir desem, ironi yaparsınız bana ve "insan" dersiniz.

Bu cuma boş vaktim çok ama hoş değil, çeşitli merhalelere merhem süreceğiz birlikte.

Öncelik l,e, basit zekadan ve türevi olan konuşmalardan uzaklaşır hale geldim. Bilgelik, kalite, bütünlük ve felsefe arar hale geçtim. ( Buradan beni kötü niyetli olduğumla itham eden, yani onunla bedensel düşünceler beslediğimden dem vuran zeka dahil. ) Katlanamıyorum böyle hormonalliği düşüncesinin üzerine geçmişlere. Sırt dönüyorum sırt dönülme ihtimali olsada.

Sonra özne olarak daima insanı düşlüyorum, insansız uzay uçuşlarında ısrar edenlerin elektronik zekasına madeni yağ sürerek.

İnsanların duyarlı görünmek için sarfettiği çabaya hayretimden elektrik çarpmışı oynuyorum; -Ne bu abi diyerek, kendilerine dokunulduğunda kıpkırmızı kesilen hasetleri süzdüğümde.

Ulan Mustafa, sen bu dünyaya azsın bu kadar çokun yanında demek farz oluyor.

Evrensel Adam

Kendimin reklamı....

Evrensel adam nasıl olunur kursuna gitmedim, ama tanımlarımda eski alfabe ile yazılmış bir paragraf var.

Evrensel adam, büyük bir pozisyona gelemez ve hayat standartlarını yükseklerde yaşayamaz. Zira pozisyonu zaten büyüktür.

Evrensel adam, her tür insan tipi ile empatiktir. Önyargı ve iletişimsizlik diye bir problemi yoktur, kendisi kapanmadığı sürece.

Evrensel adam yıllar sonra görseniz bile gözlerinde aynı ışığı yansıtabilen adamdır. Elektrik kesintisine uğramamaz, aynen hazine odaları gibi.

Evrensel adam, günahsızdır, ama sizin günahlarınızın aynasıdır, sizi kendisine benzetmede yazısız ve kuralsız bir etkileşim içinde olduğunuz kişidir.

Evrensel adam, hint fakiri tasvirinin medeniyet kostümü giydirilmişidir. Müziği çok şeye kadir'dir.

Evrensel adam, içindeki çocuğu aç bırakır, susuz bırakır ama öldürmez, bazı edebiyat şahesteleri gibi.

Evrensel adam mir uzay istasyonuna çok benzer, içinde liman olmaya odaklı, adanmış hayatlar barındırır, zamanı farklı boyutta yaşar, sizden önce ölebilir veya sizin öldüğünüzde gençtir.

Evrensel adam, öldüğünde mezarcıyı bile ağlatabilecek adamdır.

PORT'RAIT

fAŞİST..

İşte size bir otobiyaografi. Klişe bir kişiliğin kendi içindeki tutarsızlığında, vijdani tuzaklardan kaçışının göstergesi.

Kahramanımız asıl itibariyle çeşitli ruhları bünyesinde barındıramamaktan sebep, yoksunluklarını farklı ruh hallerine bürünerek gidermeye niyetli. Tek cevabı olabilir; Sanane..

Sanane acizane bir ifade ama sarılabilinecek tek yılan.

Yetenek yoksunluğundan ötürü, yeteneğe yeltenenlerin bahçesine karbondioksit salınımı tehlike değerlerinin üzerinde. Sarıldığı tek kurşunu; kimliği.

Doğa, yeşil, özgürlük, ifade benzeri kalıpları var, kalıp ustası, kırmızı çizgilerinin içi kalıplardan görünmüyor. Duvar ustası.

Dünyayı kendine görüş gözlüğünde görme odağında bir yaşam. Bu cümle kadar tutarsızlık salınımı. 3 boyutu 2 boyuttan ibaret, ona göre 5 boyutlu bana göre 2, "herkesin banası kendine" dedi bile içinden.

Bu faşiste ne söylenebilir ki, tutarlılığa daveti, yarım ekmek arası keçiboynuzu olarak yedi bile.

Sendeki faşizm; ruh milliyetçiliği, ruh; sigara dumanı, milliyetçiliğin paydasında sadece sen.

Bu faşist benim aslında, saf sen değilsin.

3 Aralık 2009 Perşembe

Komveks miymiş neymiş?

Mustafa yine bir fuara gider-bu hayatındaki 20 inci fuar.

Seramik araba lojistik araba yapı mapı derken 20 eder toplamı. Bu fuarların en marjinal fazlalığı olan adam Mustafadır fuar çakalları arasında.

Oysa Söylem hiç fuar görevlisi olamamıştır hayatı boyunca, boyu uzun hayatı kısa.

Hemen fuarın rengi dekolte kızlardır diye bir merak saracak okuyanları, öyleya edebi sapık mustafa ve adres arayışlı memeliler. Yok ama ben onları seven, gerekirse saran bir odağım sadece. Merak eden varsa söyliyeyim, fuar kızından karı olmaz. Kısa günün kar'ı olmayacağı gibi.

Yinede merak eden varsa söyleyeyim, günlük yövmiyeleri 60-100 tl arsında, ve utanarak söylüyorum, boylarına göre. Hadi bakalım insan hakları savunucusu Söylem teyze, göreve, git bir yerlerde protesto ediver.

En hayret bir diğer nokta ise, alıcı yok komple satıcı var, fuarlar duvaksız gelin olmuş, fiyatlar gebermiş.

Bazı anlı şanlı büyük markalar ise parasından korkup fuara girmemişler, hatta en büyükler. Kalite bazen beyinde.

Şimdi bu fuar bu günlük bitti, insan hikayelerini uzatmayacak ve anlatmayacağım, zira hayatta hiçbirşey bana sürpriz değil. Bunuda protesto eden ediversin bir yol..

2 Aralık 2009 Çarşamba

Edebiyyat Güneşi Söylemi Teyze

Uzun süren sonbahar Söylem Teyzenin yapraklarını dökmüştür, artık kış ayazları ve ilk buz tanelerine hazır bir vcuddur Söylemin ki.

Derin iç yolculukları ve ruhunu geçmişte gezdirmeleri ile amatör bir kalem olmayı başarabilmiş söylem; bir sonraki adımlarında daha büyük yolculuklara yelken kulakları ile açılacaktır. Buradan da anlaşılacağı gibi Söylem Teyzenin kulakları Tava Kulaklarıdır. Bu ses şehirler boyunca yankılansın.

Bir edebiyat söyleşisinde Yazar Pamuk ile karşılıklı oturmuşluğu bile olan Söylem, öncelikle kendini diğer yazarlardan ayırmaç eden özelliğim nedir diye şirketleşmeye karar verir. Tüm çocukluğu, gençliği, ve biçim değiştirse bile profesyonelliğinde daima salaş bir yaşamın içine sofistik bir ruh betimleyen Söylem, yazılarında da bu ruh ve beden uyumsuzluğunun sürtünme seslerini dillendirmektedir. Gölgesinden veya yaşadığını hissettiğinde nefesinden çekinen Söylem Teyze, sayısız ayrışmalarından birine daha start verir. Artık bestseller bir yazar gibi giyinecek, mekan olarak cihangir ve mücavirini benimseyecek, varsa teşekkürcü müdavimlerine canlı yazılar yazacaktır Cezair sokağı ricalinde. Hayvan barınaklarında deyim yerindeyse barınacak, morçatı kadın evlerine moral katacak, ve ezilmiş halkların yanında eylemlerde bulunacaktır.

İlk olarak okmeydanında polisle çatışmaya giren çocuklara laf anlatmaya çalışır, ajanprovakatör olarak nitelendirilir ve dayak yer, sonra polise laf anlatmaya kalkışır, gösterici olarak jop yer, hayvanbarınağında köpeklerin saldırısına uğrar, kadın cezaevinde koğuş üzerine kitlenir ve 1 hafta bayram tatilinde içeride kalır, en son hayranlarını ağırladığı cezayir sokağında, sohbet bitimi hayranlarının 1 gecelik tüketimini cebinden öder, ( yaklaşık 4 binevro )

Yani, yazar olma tavı merhalelerinde, fiziksel-ruhsal-siyasal-parasal her türlü şiddete maruz kalır. En iyisi yazar olmak yerine teşekkürcü yorumculara arzımı sunmak en tehlikesizi demek suretiyle yazar olma tedavülünü baskıdan çeker.

Derdest bir şekilde....