2 Mayıs 2016 Pazartesi

EKOLOJİK DENGE

Ekoloji yeni kavram değil, dünyanın kibriti çakılalı beri varolan dengenin adı. Ekolojinin amacı şu içinde bulunduğumuz zamanı oluşturacak bütün aşamaları sıraya koymak, bozulduğunda müdahele etmek, ve sırasını bilmeyenleri cezalandırmak. Yani Ekoloji bir deyişe göre Allahın sopası manasına geliyor.

Ne zaman ekoloji ile müşerref oluyoruz diyecek olursak: Mesela bir ormanda geyik nüfusu kontrolsüz şekilde çoğalırsa, oraya kurt nufusu yerleşmeye başlıyor. Ne zaman barajlardaki su çekiliyor ve insan nesli tehdit altında ise, o zaman ekoloji bulutları orada görevlendiriyor.

Biz hayvanoğluinsan olarak, ekolojinin gücünü hafife alan yaratıklarız. Hayvan öldürürüz, nesil yokederiz, doğmamışı bile ekolojiden daha iyi bildiğimiz varsayımıyla katlettiğimiz olmuştur. Oysa ekoloji anaların anasıdır. Bizi doğuranın bile anası ekolojidir. Bir ormanı katleden zalim insan, bizim anamıza, anneannemize küfretmiş olur. Bush gibi, narkozy gibi, kasaturamato gibi hayvanhıyar herifler ise, ekolojinin kendi menfaatlerinden küçükeşittir olduğunu düşünüp, toptan sülalemize küfrederler.

Aslında ekoloji naif bir tavuktur. Bize değerlerin hası olan yumurtayı sunar, ama biz tavuğa -Altınları çıkar, çıkarmazsan seni keseriz diyerek onun sessizliği ve dinginliğine tecavüz ederiz. Tavuk yumurtadan kesilincede onu yiyerek, yumurtanın soyunu kesmiş oluruz. Tavuğun yediği böcek artar, ağacın kökünü yer, ağaç söner, toprak hareket eder, veya su, bizde ekolojiye döneriz en ceset halimizle.

TEPKİ SENARYOSU: AŞK-I MUSALLA

Yapay zekanın boş vakitlerimizi çaldığı bir tepkime noktam ise TV dizileri.

Birisi diziye senaryo yazacak, manuel kitabındaki dizi unsurlarını üç eksik beş fazla döşenecek. Bu raiting eroinmanları hangi artiste göre seyreder diyerek, özcan baş erkek, necla baş kadın, necmi ançorman, selma ançorwoman, dayımın oğluna rol, halamın kızına yardımcı rol, Bebekte tanıştığımız veresiye aysele bi rol. Aşk, gizem, töre, ihanet, kimlik, yöre. Ver coşku, al reyting.

Sete on, purodiksiyona beş kişi, evde beş arabada onbeş hesabı...Aynen "popstar" gibi, aynen "birisi bizi rontgenlesin" gibi, aynen "açmısın tokmusun" yarışması gibi.

Benim neyim eksik, sakız gibi uzayan dizilerin senaryolarından? Takır takır yazdım.

Aşkı Musalla

Tüzün bir sosyete klüpte arkadaşlarıyla esrar sakızı çiğnemektedir. Gözü beş masa yandaki İlayla'ya takılır. Arkadaşlarıyla bahse girip, -İlaylayı ilaylaylarım bu gecenin sabahında der.
Kötü adam arkadaşı Cem ile arabasına ve kaskosuna iddaya girerler.Cem İlaylaya yaklaşarak, dans figürleri yapar,

İlayla: --Ama, Ben Kızım der.

Cem, -farketmez, bende kızlara musallat olurum, bazen extasi çekince ipinceleşirim der.

Tüzün bu arada sol şeride kırar, makas yapar ve -Pardon hanımefendi, bu bey sizi rahatsız ediyormu der, ( bütün karizma havada. )İ

İlayla hemen bu limana demirler,

-Hayır ama etmek üzereydi, zaten gidiyordu der. Cem buna sinirlenir ve arabasının anahtarını Tüzün'e gizlisingizliye toka eder.

-Merhaba Adın Tüzün, senin bir adın varmı? der.

-İlayla...

Tüzün; -Çok memnun oldum tanıştığımıza, vajinal bir hastalığın yoksa beş dakka konuşalım mı diye sorar.

İlayla; -Bende arkadaşınızla benim üzerime iddaya girdiğinizi sandım, ay ne kadar safım dermişim der, ve arkasına bakmadan çıkışa yönelir.

Ertesi gün Tüzün'ün Esans Fabrikasındaki mecburi ( babası kızdığı için ) gezisinde, lojistik depolama bölümündeki kız Tüzün'ün dikkatini çeker..

Gerisi; Tüzün'ün annesi annesi değil, ablası, Tüzün'ün vurulması, İlayda'nın Cem'in tuzağından kurtulması, Tüzün'ün vurulması, bütün oyuncuların vurulması, kaçırılması, kaza geçirmesi, çocuk kaçırılması, kaza kurşunları ( her manada ) diziye giren ve çıkanlar...Gerisi 24 olmadı 36 bölüm, artı sezon finali....

TİTANİĞİN OKYANUSU

Bu Titanik, kısaca TİT, 200 boylam 400 enlemde yatan bir kısayol emeklisi olarak neden bu kadar “insanlığın ortak değeri” ?

Dolapdereli hurdacılar tarafından kilosu 10 kuruştan “belki” değerlendirilecek bir demir yığını, üzerine bu kadar mevzular bahis edilirken, “tamamı ile madde” dünyamızda gördüğü evrensel değeri nasıl mütaala edebiliriz?

Yada üzerine kondurulan hikayeler midir Titaniği ete-kemiğe büründüren?

TİT’in 250 metre boyu ve 40 metre eni, bugünün standartlarının çok çok altında kalmış iken hemde, bizler dedelerimizin sevdalarıyla dalga geçerken birde hemde, bu talihsiz gemi ne taşımaktadır?

İşte size sonu planlanmadan yazılmaya başlanmış bir hikaye daha: TİTANİĞİN OKYANUSU…..


***
Adam internetten tanıştığı, yok yok yazıştığı kadın ile gizemin esrarını sona erdirecek ve gecenin sathında buluşacaktır. Aslında yaşı ermeye başlamış, kelli benli, ve artık dibi tutmaya başlamış şemali ile, beğenilmeme endişeleri taşımakta ama taşımayı taşıyamamaktadır.

“Gecenin soyadı siyah,ikinci adı sabahtır” diye düşünür. Olgunlaşır düşüncesi: Serde beğenilmemek ya da önyargılara kapılmak denilebilecek endişeler barınır ama özde insan en iyi kendisini tanır…

Kadın o sırada, kadınlığın verdiği garantici yaklaşımlardadır. Biraz gecikecektir, azıcık ta aynalara bakacaktır. Aynaların değerlendirmesi ile vizesini alacaktır bu görüşmenin. Son anda geri basabileceği de ihtimaldir. Çünkü kadın beğenilme, çünkü kadın iltifat görme, çünkü kadın taşınabilme odaklıdır.

İşte dostlar, gecenin gizemi dediğimiz şey bu.

Adam; evli ve statü sahibi, çocuk sahibi olma titr’lerini bir kenara bırakmıştır, sadece bedenler ruha hizmet etsin, onları birbirine taşısın, ruhlar kaynaşırsa eğer biraz oynaşsın, bir pazar pikniği boyunca kimlikler bir yere bırakılsın ;

Adrenalin fabrikaları kapanmasın’dır amacı.


Beni buraya getiren şey neydi, ya da ev sahibi iken kiracılaşmaya iten? Üzülme ve büzülme ihtimallerinin girdabında…

Adam, eskilerde eski eğleşmelerindeki ruhu aramaktadır: Bir kadını gerçekten güldürebilmeyi. Arınabilmeyi. Ruhunu katalizöre bırakabilmeyi. Yada bir kadının gözünde bir portre olabilmeyi. Kadın yaşlanacaktır ve yaşlı hasta yatağında bir gençlik filmini keyifle seyredebileceği bir görüntü verebilmeyi.

Adamın özü vermektir.

İnci isimli kadın, ancak dalgalar sahile vurmaya başladığında gelebilir mekana, vestiyere şemsiyesini bırakır, hafif ıslaktır zihni ve bedeni, -ben bu sulara girmekle iyi mi yaptım acaba derken.

İçeriye bakar, bir adam girişe sırtı dönük haldedir, birde geçmişine: - Aslında hiçbir kadın asla ve asla hayalimin iskeletini oluşturduğu kadın olarak görselleşemez, ama olduğu kadar diyerek tevekkül gösterir.

Mustafa?
İnci hanım?

Ortam denize döner, konuştukça okyanusa, ama okyanus kabarmaya fırsat bulamadan evlere dönme vakti gelir. Kadın saçlarını tımar eder, adam ise bir ayağı okyanusta; dünya kupasının vuzuvela uğultusunu dinler. Titanik seyahat ederken duyabilseydim bu vuluvela denilen zımbırtıyı buzdağına toslamazdım diye kendi okyanusuna dalar. “Zaten koskoca okyanusta bir inciyi bulmak imkansızdı, fakat ya okyanus bu incinin içindeyse?

Maç penaltılara kalır.

DEFNE SAMYELİ İLE BENİDE İLİŞKİLENDİRİN !

Defne denilen Samyeli ile bir ilişki yaşadım bende, itiraf ediyorum, yıl olarak 1992,5 lara dayanır, Boğaziçi üniversitesinin mahsun adımlarında, hisar kampüsü, 2 numaralı köprü manzaralı, aşka ilim irfan katan mekanda.

Defne o sıralar, süratle inkişaf eden televizyon asansöründe bir sabah şekeri, ve stajyer spiker. Birde Türkiye güzeli, miss Küçükçekmece değil, kiraz veya plaj güzeli değil, alasta alastrabanda Türkiye güzeli.

Bizin bölüme kayıt yaptırmış, bizde bir helecen bir helecan, kişisel bakım masrafımız yüzde 50 artıyor, bütçe sarsılıyor.

Koridorda bekler vaziyetteyiz, aynen kuliste sanatçı bekleyen hayran modülünde.

Defne diye geleceğine inandığımız aşüfte, ama gelen bildiğin pejmürde. Kalın lila kazağı, özensiz kotu ve bakımsız makyajı ile, bizim efsane defne, bildiğin şile patates güzeli. Maksat belli, bende sizden biriyim.

İletişimci ya,

Sonradan dinliyorum bizim patatesin anılarını, babasını genç yaşta kaybetmiş, mimarmış rahmetli, defnenin güzelliğinin nerde yapıldığı belli.

Çok hırslı bir hatun bizim defne, bende hırsın bileyeni, defnenin iri deniz mavisi gözleri aynen içimde.

Denize karışan bir siyah beyaz saadet fotoğrafı bizimki, balıklara yadigar. Bir ilkbaharda defne yaprağı esintisi, burnuma değdi, geçti.

Şimdilerde defnenin özel yaşam piskosu dillerde, kocası mimar, ihalenin altında kalınca, evliliğin cankaybı, defne eski yaprakları açıyor komidisinden, öğle programı yapıyor, birde ilişki, Amerikan televizyoncuyla,

Kocadan gizli buluşmalar, internette yazışmalar, alenen sevmeceler, batan geminin malları.

Yapmıştır defne, hırslı kızdır, delidir bilirim, o televizyondaki değildir, o televizyondaki sadece kostüm, ama defne uğrunda tepinilecek kadındır, erkeğine tapan kadındır, mimardan 2 çocuk boşuna değildir.

Defne, zirvelerde esen bir samyelidir, adam nedir, kimdir bilir, babasını arar rahmetli hayallerin beklentisinde,

Kendisine buradan açık çağrı, daha konuşamadıklarımız var, lanet olası gözlerinin büyüsüyle kilitlenmiş dilimde.

30 Nisan 2016 Cumartesi

Türkiye üstüne oyunlar

Arapları ve türk cumhuriyetlerini yanına çekipte yeni güç oluşturmaya kalkarsan suikaste uğrarsın.

Yabancı sermayenin borularını kesmeye kalkarsan, terör azar, iç karışıklıklar patlar.

Yabancı sermayenin içteki taşeronlarıyla uğraşırsan, medya yoluyla siyasi karmaşa körüklenir.

Amerikanın bölgedeki çıkarlarıyla ters düşersen, mazallah arap baharı sana sıçrar.

Ekonomiyi istikrara bağlayıp, üretimi destekler ve mali yapıyı kuvvetlendirirsen, milletvekillerinin seks filmleri hafta sonu hediye cd olarak gündeme taşınır.

İmralı yoluyla siyaseten üste çıkmak istersen, şehirlere bombalar yağar.

Yerli araba üretmek istersen, planlamayı yapan mühendislerin uçak motoru arızalanır.

Amerikan savunma sistemlerine alternatif sistemler üretmeye kalkarsan, projeyi yönetenlerin intihar eğilimleri tavan yapar.

Gelişmeyi güneydoğuya ulaştırmak istersen, buraya yatırım yapacak işadamlarının işleri birden kesilir, kredibiliteleri sarsılmaya başlar, puanları tepetaklak olur.

Rum ve ermeni, yahudi ve misyonerlerin ayağına dolaşırsan, borsadan yabancıların paraları ve işlem hacmi negatif yönde azalır.

Bankaları vesair bütün temel altyapıları yabancılara satmazsan, bu kurumların piyasa değeri yarı yarıya düşer.

Yurtiçindeki yabancı vakıfların çalışma alanına girersen, birden gösteriler başlar, laiklik elden gider, dolar TL'yi döver.

Savunma ihalelerini dışarıya vermezsen, sarkozi merkel berluskoni putin obama ve diğer ikonlar Ermeni soykırım yasa tasarısı için imza toplar.

Araplara kanaat önderliği yapmak ve dış ekonomiyi rayına oturtmak istersen, suriye ırak azerbaycan ve diğer sınırlardan onbinlerce mülteci kapına dayanır.

Kıbrısta petrol aramaya kalkarsan, kriz söylentileri iç piyasayı durdurur, faiz baskısı yatırım ve istihdamı keser, bitirir.

Nükleer santral ve hidroelektrik santralleri ile dışa bağımlılığı azaltmaya kalkarsan, üniversiteler, aydınlar ve çevre kuruluşları beyoğlu asmalımescitten çıkar ve rambo olurlar.

Avrupa topluluğu girişimleri için bastırırsan, gazeteci, papaz, misyoner ve turist cinayetleri başlar, cezaevlerinde işkence hortlar, ergenekon davası dallanır budaklanır.

Bu yazıyı yazdım diye AKP li olduysam, verin bana belediyeden 2 ihale, bak nası kurtarıyorum memleketi.

29 Nisan 2016 Cuma

ŞEKSPİR 31 ÇEKER MİYDİ?

Tarihin müzmin şahsiyetlerinden William Alexander SHEAKSPARE, bilinen hayatının dışında ince bir detay gibi görünsede; mastürübassion yapar mıydı?

Şekspir efendi, yazdığı ölümsüz eserlerin yanında ayrıca bir özel hayata sahipti. O zamanlar artist - tiyatrocu - sanatçı takımının şimdiki gibi çok şairane bir hayatı yoktu. Yani kimin eli kimin cebinde vari bir yaşam tarzı henüz sergilenmiyordu tarihin tozlu raflarında. Ki, ben daha 1912 deki titanik seyahatinde bile kimsenin sevişme maksadı ile gemiye bindiğine inanmıyorum.

Şekspir, zaten derin ve his zengini bir alim olarak, seks ihtiyaçları konusunda çevresindeki matmazelller ile arasına mesafe koymak zorundaydı. Dünyada deha olmanın yan etkisi; ilişkilerde size konulan engeller ve gizli korkmalardır. Zaten Şekspir, eğer kendisine her ilham geldiğinde sevişecek bir yapıya sahip olsaydı, o kadar zeka, o kadar evrensellik, o kadar uhreviyat derin bir çukurda kaynayıp gidecekti. Eserleri bize değilde balıklara ulaşacaktı.

Zaten şekspir, eğer cinsel ihtiyaçlarını karşılama cihetine gitseydi, mutlaka zamanının bilge hatunları ile kontakt kurabilirdi. Yani az biraz yaşlı, çok biraz içi geçmiş. Genç ve çıtırlara yönelseydi, aradaki zeka ve yaşamışlık uçurumundan dolayı bu kitleyi çekici bulmayacağını düşünüyorum. Yani eğer yaptıysa, rahibelerle, zengin dullar ve emekli fahişelerle yapmıştır. Sanmam ama, büyük ihtimalle yapmamıştır bu durumda.

Şekspir, şayet evli bir kadınla ilişkiye girmişse, ki yapar, insandır, mutlaka çok kaçamak durumlara girmiş ve iki arada bi derede erimiştir. Sonradan bu yasak aşkın yansımaları olarak, yüz metreyi 15 saniyede koşabilme hedefini gerçekleştirmesi muhtemeldir. Aşk o zamanlar çok pahallı ve meşakkatliydi. Belkide bu ölüm korkuları şekspir efendiye bu derece uhrevi senaryolar ürettiriryordu.

Zaten şekspir efendinin teatral senaryolarına baktığımızda, iç dünyasındaki derin haykırışların, filozofisinin, yaşamla ölüm arasındaki trajikomik çelişkilerin dışavurumunu görmekteyiz. Yani şekspir varoluş ile dalga geçmiş ve ironiler tavan yapmış. Diyebiliriz ki; minik mastürbasyonların yansıması şeklinde yazılar yazmış. Eserlerinde orgazm izleri görmekteyiz.

Şekspirin bize ulaşan resimlerinde ise gözlerinde bir muzur ışık, kafasında parlak bir kel oluşumu, muzip bir gülümseme, bir o kadar da hüzün salatası görmekteyiz. Tüm bu yansımaların iletişim olarak "yaşanmamış cinselliğe" tekamül ettiğini söylemek bilimsel olur. Haliyle tüm yaşanmamışlıkların temelinde kendi kendini avutma sendromları ağır basar.

Tüm bu tarihi tespitlerim ve bilim süzgeçli çıkarımlara istinaden soruyorum:

ŞEKSPİR 31 ÇEKER MİYDİ?

28 Nisan 2016 Perşembe

Barack Hussein OBAMA' nın oluşumu ( siyasi roman-romantik macera )

Obama dünyamıza öylede böylede girdi. Dünyanın geleceği, kriz, barış ve yeni modelller üzerine etkisi genellikle iyimser atmosferlerde tartışılır oldu. Sanal bir kaplan oldu, siyah inci ve barış meleği olarak anılan Obama, tophaneye bile geldi, kedimizi sevdi, Tayibi öptü, conrad deniliyor ama çırağanda dansöz seyretti, büyük ihtimalle aralarında beğendiği bir tanesiyle de gymsex yaptı veya yaptırıldı. Olmaz demeyin zira karısı yanında yoktu, boğazdaydı ve iyi besleniyordu.

Herkes Obama'nın geçmişi veya siyasi kariyeri üzerine yazdığımı sanacak, ama ya-nı-la-cak. Ben bir hayalgücü araştırmacısıyım. Şimdi size muhterem annesi ve babasının barrack obama'nın doğumu için beraber olduğu gecenin ayrıntılarına gireceğim. Orjinalinden tercümeli, dokuz tekmilli.....

Annesi: Joja ( Yasemin )
Babası: Amuro ( Emir )
Büyücü: Hayador ( Haydar )
Şef: Mutamba ( Mustafa )
Kaplan: Killfor ( Orman katili )
Goril: Helfi ( Elif )
Maymun: Maula ( Mualla )

Nemli bir Sudan akşamıydı, güneş turuncu, bulutlar kurşuni, dağlar mor ve üzeri 1000 yıllık kar. Köye akşam birbaşka çöküyordu, geceyi haber veren tamtam iniltileri dağlardan aksederek tempoyu çoğalttı. Yasemin akşam yemeğinde tavşan yahnisi ve baldo pirinci yapmak üzere tandıra çalı attı. Bir yandan da bataklı damın kızı Aysel edasıyla pencereden kocası Emirin uzaktan gelişini seyretti. Sırtında mağarada depoladığı üç tavşan ve bir testi vardı. Kocası yakınlaştı ve karşılıklı jumato dansını yaparak günün ritüelini gerçekleştirdiler.

Emir karısına tavşanları verdi ve mızrağına dayanarak günün ayini gerçekleştirmek üzere transa geçti. Gözleri açıktı ve terliyordu. Yasemin erkeğinin terini sildi, ve ona su ikram etti. Suya kekik katarak, emir'e bir hoşluk jesti yapmayı da ihmal etmedi.
Emir karısına son derece açık gözlerini dikti ve yaşadığı olayı anlattı:
Bugün Nil'e doğru ilerlerken ormanın çalıları arasında bir gölgenin beni takip ettiğini gördüm ve koşmaya başladım. İlerdeki çalı yumağına gizlendiğim anda gölge birden canlandı ve karşıma kanlı sarı gözleriyle Elif çıktı. Hayatım gözlerimin önünden bir drama olarak geçti. Bu vahşi hayvanın üç arkadaşımı gözümün önünde parçalaması benimde sonumun geldiği demekti.

Yasemin müthiş gergin bir soluk aldı, ve anı yaşamaya başladı; peki sonra?

Bana bakan yüzündeki nefreti sana anlatamam ama o yüzdeki kaslar birden gevşedi ve sevgi hayranlık arası bir ifadeye büründü. Bir bana birde güneşe bakarak, elime dokundu, hatta sevdi diyebilirim. Saçımı inceledi, üstümü silkeledi, dallardan iri bir yaprak kopardı ve elime tutuşturarak ayrıldı. Kendimi tokatlayarak ayılmaya çalıştım. Ve mağaraya doğru yola çıktım. Yolda karşıma Haydar çıktı, şaşkınlığıma bir mana veremedi, bende heyecanla ona yaşadıklarımı anlattım. Benden yaprağı aldı ve ateş yakarak su ısıttı, yaprağı kaynattı ve bu gizemli içkiyi doldurarak bana bu testiyi sundu.

Ne işe yarayacak bu testi yüce Haydar? dediğimde, ise bana sus işareti yaptı. Geceyi yaşa diyerek, gerisin geriye koşmaya başladı.

Yasemin çok şaşırmıştı ama kendi başına gelenleri anlatmasına bir vesile bulmuştu. Dinle beni Emir ve yorum yap ben susunca diye ekledi.

Sabah sen gittikten sonra kabilemizin şefi Mustafa evime girdi. Biliyorsun onunla birlikte olmayan hiçbir kadının kocasıyla birleşme hakkı yoktur. Ben onun ne için geldiğini bildiğim için, tütsüleri yaktım ve soyunarak çalılara yerleştim. Mustafa bir sigara içti ve kendisinin tanrıların elçisi olduğu manasına gelen şarkıyı söyledi. Kabilenin diğer kadınları ise dışarda zılgıt atarak bu olayı perçinlemeye ve ilk aşkı resmileştirmeye çalışıyorlardı. Artık Mustafa'ya hazırdım. Ama üstüme değil yanıma yattı. Sanki bir sırrı bana açıklamak ister gibiydi. Bilirsin yatakta konuşulmaz ama ben ona sordum. Neden zinciri kırmıyorsun? Mustafa ise bana cesaretim ve teslimiyetçiliğim için teşekkür ederek, artık tam bir Kwana kadını olduğumu ve seni bu akşam tarlama davet etmem gerektiğini belirtti. Mümkünse diğer kadınlara bu ritüeli gerçekleştirdiğimizi ve vahşi timsahlara benzediğini söylemem ricasında bulundu. Bu bir istisnaydı, çünkü büyücü Haydarın kemik falında çıkan kehanete göre bakireliğimi korumam ve sana vermem hakkında kuvvetli bir mesaj görülmüş. Üç kere üstüste düşeş gelmiş. Giderken bana bir pusula bıraktı, üzerinde şu yazıyordu.: B.H.O. Ne demek acaba.

Ve çamaşır yıkamaya dere kenarına gittiğimde birden kilfor ile karşılaştım. Dereyi geçmesi ve bana saldırması sadece kuş ötüşü kadar kısa olacaktı. Umutsuzca derede sağa sola koşarken dizlerim üzerine düştüm. Üzerimdeki pusula yere düştü ve kilfor beni bırakıp bu kağıda bakmaya başladı. Bana döndüğünde ise bakire olarak öleceğimi hissettim ve tanrı lamulanın yanına "bakireler cennetine" gideceğimi anlayarak günün ikinci teslimiyetine hazırlandım. Birden dizlerimde bir sürtünme hissettim ve o vahşi canavarın kanamakta olan dizlerimi bir anne şefkatiyle yaladığını gördüm. Sonra bana bir uysal kedi gibi sürtünmeye ve sevgi şarkıları söylemeye başladı. Ormanda kaybolması ise aynen görünmesi kadar çarçabuk oldu. Maula tüm bu olanlara şahittir birde gökyüzü.

O halde tüm bunlar bir tesadüf olamaz, tavşan için ısıttığım suyu getir, temizlenmek ve sana kendimi kara Afrikanın gizemi olarak sunmak istiyorum dedi yasemin. Haydarın egzotik karışımını içelim ve şu yükselen tamtam sesleri eşliğinde......