Mustafa Sinan MEHİR
24 Eylül 2026 Perşembe
Kukumoto
Eğer dişi milletine düşünsel derinliğimi yansıtabilseydim, etrafta ne gratis, ne bakım merkezi ne de estetik sektörü kalırdı. Bir çok sektör amonako kaderi ile yüzleşmek zorundaydı. ( Amonako kaderi: Daha doğmadan sadece koklaşma boyutunda kalmış olmak ) İşte ben de bu gerçeği bu yazıda soluklamanızı istiyorum. Her kadın güzeldir lafını rafa koyalım önce, her iyi kadın güzeldir diyelim. Her anne de güzel değildir, ama bebesi her anneyi gördüğünde yüzüne gülümseme gelir. Demek ki güzel kadın olmak için bağ kurmak gerekir. Maalesef zamanımız kadını daha çok zehirli çiçeğe daha yakın. Sağolsun internet bu zehiri havaya yayıp yayıp duruyor. Holivot starları gibi olmak istiyor her kadın, holivot orda, tutan da yok ama bu yarış bu gerçeği saklaya saklaya sürüyor. En iyisi benim holivot starlarından neyim eksik demek. Bacağı çarpık, dişleri yapılmış, ayakları orantısız ve yüzü yıpranmış, madde bağımlısı ve kendilerine ayrılacak zamanı olmayan sokakta yürümesi imkansız bir kadını kıskanmak zaten aptal işi. Bir de Allahın her kadına verdiği bir üstünlük güzelliği var, yoksa kıskançlık dağları neden oluştu sizce? Kimi kadının temel başlıcalarından, yüzü, göğsü, bacağı, kalçası, eli ayağı, aklı, çekiciliği, çalışkanlığı, seksiliği, teni, saçı, anaçlığı, çalışkan ve azimliliği, umut aşılama özelliği, yani 30a yakın güzellik özelliği var, mühim olan bunu vurgulamak, 30 da biri bile değilseniz, o zaman da eviyle, soyu ile, gündem uzmanlığı ile, yani erkeklerdeki temel başlıcalarla övünebilirsiniz. Geçmişiniz veya geleceğinizle. Anlamayan var ise tek bir cümle ile vedası olsun bu yazının: Bardağın dolu tarafı da bazen görülmeli...
Motokurye Evreni
Sayılarını 2 milyon olarak tahmin ettiğim bir ekosistemi sosyokültürel boyutlarına girmeden tarif edebilir miyim? Sanırım evet. Yani kimdir bu motokurye, evren oluşturduklarının farkındalar mı? Geleceği düşünüyorlar mı? Her olgunun ve her insanın götüne kaşık sokma becerimle size bu kodları vereceğim ama siz de çıkan parçacıkları tamamlayıp zihninizde resmi tamamlayacaksınız. Boktan bir resim olabilir ama birlikte bir sanat eseri yapmak ta eşsiz bir deney. Hatta muhteşem de diyebilirim. Motokurye bu milletin tembellik geni ile, işsizlik ve geçim zorunluluğuyla, eğitimsizlik nasıl paraya dönüştürülür ihtiyacıyla ve en düşük sermaye ile ne iş yapılır sorusuyla doğmuş bir bebek. Tek ana baba yerine, resmen toplu seks ürünü bir çalışan. Motokuryelik ise köyde eşek binicisini ve endüstri mühendisliği mezununu aynı sele üzerinde gördüğümüz bir meslek. Motokuryelik bir kahramanlık destanı bu mesleği yapan kişi için. Arabalara, trafiğe, yollara, zamana, hava şartlarına, memnuniyetsiz insanlığa karşı verilen bir savaş olduğu için bu mertebede. Aslında motorlu garson da denilebilir, ama motokuryeler bu sosyal nitelemelerin farkında değil. Motokurye ne kadar sefer-saat çalışırsa o kadar kazancı olduğunu bildiği için, standart ölçülere göre 3 milyon kişinin iş yükünü 2 milyon kişi çekiyor. Motokuryeyi ailesi meslek sahibi olarak görmüyor, çünkü sayın devletimiz bu meslek grubunu tek bir çatı altında toplayacak standartları belirlemiyor. Çünkü işsizliğin toplumsal yükü azalıyor bu motor sayesinde. Motokuryeler sohbetlerinde yollardaki maceraları anlatıyor birbirine, devlet ve toplumdan alamadıkları saygıyı kendi içlerinde sağlıyorlar. Tabelasız bir örgütlenme bu, motorkardeşliği de diyebiliriz. Motokuryeler bazen de olmadık işlere girişiyorlar, sipariş poşeti içinde tozlu maddeler de adrese teslim olabiliyor. Bir diğer gizli bilinen ise, yollu kadınlar, kocasından memnun olmayan ablalar, mesleki formasyonunu devam ettirmek isteyen eskort erbabına da motor heyecanı yaşatıyorlar. Pekiyi bu motokuryenin azraili kim olacak? Tabiyki yapay zekaya bağlı dron canavarları. İlk başta motokuryelerin taşlı sopalı saldırıları ile sektörün adı kirlense bile, operasyonu daha hızlı verimli ve düşük maliyetli rekabetçi güvenli bir modele dönüştüğü anda motokurye de ayakkabı boyacıları gibi filmlerde kalacak. Sahi onlar nerede, en son ne zaman gördünüz bir boyacı???
19 Eylül 2026 Cumartesi
Büyük Demokrat Recep Ustanın Seçim Taktisyenlikleri
Seçimi 1 gün önceye alıp erken seçim yaparak aday olabilir, dünya tarihine geçeriz. Hatta sabah değil gece yarısı başlar seçim, akapeliler reis için geceden sıraya girer, sabah namazında sandıklar kapanır, muhalefet rakısını içip uyurken mışıl mışıl Türkiye Binyılı başlar. VEYA, Netanyudan rica eder, bir kaç füze gönder, parasını düşünme der, füzeler patlayınca olağanüstü hal ilan eder, tcg anadolu gemisini girneye gönderir, böylece seçim takvimi 5 sene uzar, her sene bir kaç füze bu işi meşrulaştırır. VEYA, seçim görevlilerini satın alır, rozet takar, yüzde 99 ile meclisin tamamını alır, anıtkabiri avm yapar, Atatürkü hain ilan eder. VEYA, olur da seçimi kaybederse, ertesi güne bir seçim daha, bir seçim daha koyar, yaklaşık 300. seçimde milletin anası ağladığında en demokratik şekilde iktidar olur. VEYA, emeklilere akbili, şehirler arası seyahati bedava yapar, emeklilere bir karı bizden kampanyası, evlenemeyeceklere huzur evi parasız der, dullara koca kampanyası ve 5000 lira evlilik yardımı açıklar, yüzde 51 ile iktidarı kapar. VEYA, emeklilik yaşını 25 e, emeklilik günü toplamını 500 e çeker, muhtardan kağıt getireni emekli yapar, seçimde mecliste çoğunluğu ele geçirir. VEYA, suriye, ırak, iran, afganistan, hindistan, bangladeş, somali, çad, nicerya, fildişi, gergedanboynuzu ülkelerinden ülkemize gelecek ilk 100 milyon kişiyi vatandaş ilan eder, al sana iktidar. VEYA, banka kredi, kart, vesair bütün borcu olanların borçlarını devlet üzerine alacak der, amca dayı kardeş bakkal market, aklına ne geliyorsa bütün borçları seçimden sonra kapatıyorum da diyebilir. VEYA, bu kadar işe gerek yok kendimi başkan ilan ettim, meclisi kapattım, partileri feshettim, anayasayı lağvettim, ölene kadar burdayım, çekemeyen çatlasın da patlasın, olmadı götüne anten taksın diyebilir,
Mustafanın Bloğu Değerini Bulur
Herhalde hayatta benim kadar yazılara vakit ve beyin ayırıp, ki profesyonel bir çalışma değil bu, boşa bir çaba olarak algılanacak bir uğraşıya yatırım yapan 2. bir insan yoktur, aramayın zaten bulamazsınız. Vakit ne vakti bu asri çağda? Algının, şişirilmenin, manüpilasyonun, mastrübasyonun zirve yaptığı, herşeyin sanal ve sahte olduğu bir kandırılma, kendi kendini kandırma çağı. Sosyal medyalar ile kendi krallığını kurduğunu zanneden, kendi kendini siken maymunlar devri. İnsanlar evrimini tamamladı ve tekrar maymuna döndü özetle. Bu boyalı devirde halen daha yerdeki pirinç tanesini alıp onu değerini vermeye çalışan adam kim? Mustafa. Fazlasına ne gerek var, ihtiyacımla çevrelensem yeter diyen adam kim? Mustafa. Olmazsa olmazları olsa da olur olmasada olur diye kodlayan kim? Mustafa. Yani darlık devrine şimdiden ruhi disiplini olan adam kim? Mustafa. Mesela şu batık fon olayı. Herkes parasını az çok bu şişirme yatırımlara akıttı, ama gelgelelim orjinal değil hayal bir getiri ile zaman geçirdiler, şimdi ise geçirildiler. Yani orjinal olmayan herşey hormoneldir. Ve çoğunuz bu hayalleri kendinize kostüm yapmışsınız, zamanı gelince çıplak olduğunuzu anlayacaksınız. Dua edin de bu çıplaklık yaz aylarına gelsin ve rezil olduğunuzla kalın. Veya bu çıplaklığınızı radikal tercihimdir diye savunun. Olmadı, zamanında en güzel ve pahallı kıyafetleri giydim, şimdi o zirveden döndüm diyin. Ama bilin ki bu çıplaklıkta bile bir yaprağı giyerek fark yaratacak adam da mustafa. Bu zamanlar tahmininizden daha yakın da olabilir. İşte benim yazılarımın birer yaprak olduğunu ve çok işe yarayacağını da anlatabildim. Şimdi bu yazıyı okuyacağım değerli dostum Cenk beyefendi de diyecek ki yine kendi kendine mastürbasyon yapmış bu deli mustafa diyecek, saçma diyecek, gece uyumamış gene diyecek. Yani kendi dibimi bile aydınlatamıyorum belli ki, ama uzaktan titrek ışığımı görenlere de selamımı çakıyorum. Siz bu zamanlarda dolaşın, ben zamanın bittiği yerlerde olacağım ısrarla...
15 Eylül 2026 Salı
Şövalyelik Ruhu Belası
Ortaçağın simgelerinden olan şövalye nişanı çok basit elde edilen bir ünvan değildi. Geride 20-25 leşin olacaktı ki bu ünvan bedene otursun. Artı sadakat artı savaş ustalığı ve bir sürü kalifikasyona tabiydi şövalyelik. Şu anda lions derneklerinde 3 sene geçirdiysen şövalye olabiliyorsun. Elbette tarih dersinde değiliz, ben sosyal bir olguya dönüşen ve tehlike olarak boy gösteren şövalye ruhundan ve zararlarından bahsedeceğim. En çok zarar verdiği kurumların başında Fenerbahçe spor klübü geliyor. Kendilerinin farklı bir dünyanın insanlığa gönderilmiş elçileri olarak gören, daha doğrusu diğer insanlara ulaşılamaz bir yücelikten baktığını düşünen, fenerbahçeliliği kendilerinin şahsi varlığı olarak gören kutsamış tipler bir sinek sürüsü gibi klübü işgal ettiler. Ali koç gibi tipolojiler bir fenerbahçe dininin yüce şövalyeleri gibi olayları görmekte körlük yaşadılar, ama kendi gruhlarını ışık zannediyorlar. Yanlış karar ve stratejilerini halen daha savunuyorlar, çünkü kutsal dokunulmazlıklarına inanmışlar, Allah ıslah etsin. Cüce okanın 4 sene üst üste şampiyon olmasından da nefret edip, konuyu hakem federasyon fetö hükümet dış güçler israil amerika hatta Allaha fatura edenler var. Hatanın adı şövalyelik ruhu. Geçmişe özlemin zamanı manasızlaştırması girdabında boğulmuş halde bu acı kayıplarımız ve Fenerbahçenin kaybolan yılları. Geçen bir röportajda 2 tanesi diyor ki, biz taraftar değil Fenerbahçeliyiz. Yani çocuğuyla maça gelmiş babaya taraftar diyor, onları alta, kendini yüce dağlara yaslıyor ibneler. Vay be, ne kutsal bir ailenin şövalyelerisiniz. Dibim damağım düştü. Bu sırada cüce okan ter kanter içinde geleni gideni harş harş sikerken, biz fenerbahçelilik sabunuyla kendimizi tatmin etmekten bile bıkmış haldeyiz. Bu şövalyelik ruhu zavallılığını tayyibin mahdumu, çorap yırtığı Bilalde de görüyoruz ahkamlar keserken. İç dünyasında kendisinin dünyalara bedel olduğunu düşünmüyorsa gelin beni karpuz diye satın. Bir de akapanın zengin ettiği yandaşların havalı bebeleri var, mercedes bmv maserati uzmanları, piyasanın hakimleri çocuklar. Emin olun götündeki donun bok izini çıkarmaktan aciz bu beslemeler de geçmiş nesillerden üstün, şimdikilerden aşkın, gelecektekilere de örnek olduklarını düşünüyorlar. Ağızlarında selamünaleyküm var ama tayyibi bile beğenmediklerine adım gibi eminim. Halktan örnekleri de var, iyi giyinmekle övünen bay, bakımlı olmakla kişilik satan bayan, kullandığı telefonun özellikleriyle varolmaya özen gösteren tekno gençlik, tümünün ortak özelliği başka bir yetileri olmaması. İşte tüm örnekleri verirsem burası okunmaz ama kendimden de bir şövalyelik örneği vereyim. Zekaya aşığım, çirkin ama zeki kadınlara okeyim var, aptal ama güzel kadınları kuluçka makinesi olarak görüyorum. Duygusal zekada belki sınırların ötesindeyim. İşte bu benim gizli şövalyeliğim ama 40 liraya bir ay bekçilik yapıyorum, bunu da gecelerin şövalyesi olarak imzalıyorum...
13 Eylül 2026 Pazar
Kerhane'ye gülerseniz böyle olursunuz...
Müthiş bir yitiş çağı yaşıyoruz. Ama bunu biz istedik. Ne ile yarıştığımızı bilmediğimiz bir sürat çağı, sanki insanlık olarak modifiye olduk, çift kalp çift ciğer mi takıldı bize? de bu yarışı daha ileri götürme iddiasındayız? Cevap Hayır, ama biz bunun farkında değiliz. Mesela Laleli battı, bavul ticareti zenginleri şu an kiralarını ödeyemediği için köye bilet arıyorlar. Biz ne dedik? İyi oldu battıkları, turistleri kazıkladılar, herşeyleri kaçak göçek, alt kültür olarak başladıkları yere döndüler. Mesela Osmanbey, bir yetmedi 8 katına sattılar, herşeyleri taklit tahyiş kaçak, kurumsal olmak yerine paradan para kazanalım dediler, kalite battı, imalatçı mısıra kaçtı , osmanbey oldu Osman efendi, 2 ekmek bir süt. Mesela kapalıçarşı, tarihi eseri ticaret kerhanesine döndürdüler, düzgün esnafın yerini karapara aklayıcılar aldı, bina yıkılmadı ama içini pas pislik tuttu, adı gibi kapalı oldu çarşı. Şimdi boş dükkanlar maceracı bol paralı biti kanlı ama kaderi bitli aday adayları bekliyor. Sanal ticaretler de bela oldu bu sektörlere, 8 şubenin işini bir internet sitesi yapar oldu. Mustafa piyasa adamıydı, şimdi gece bekçisi oldu, cenk kıtalar arasıydı, şimdi terlik arası oldu, önümüze ne atarlarsa razıyız, modern köleyiz ama yakında köle köpek modeline de ineceğiz. Hani o ilk günahın kayıt yeri kerane ( genel ev ) varya, orayı kapatıp kültür merkezi yapacağız dediklerinde ne kadar da sevinmiş ve rahatlamıştık tam bir ikiyüzlülük aynen en büyük paramız ikiyüzlük gibi. Diğer bütün piyasaların, caddelerin, semtlerin efsanelerin çöküşünü simgeliyordu keranenin kapanması, yüzümüze kapanan her kapının ilkincisi kerane kapısı oldu. Şimdi sevinebilirsiniz doya doya. Ama itiraz da edebilirsiniz, bu sektörel caddeler kendilerini zamana uydursalardı böyle bitmezlerdi, devam imkanları vardı diyebilirsiniz. Ben sabahtan beri ne diyorum, uyulacak zaman dediğin şey zaten herşeyi bitiren imha makinesi. Merak etmeyin, yakında organize sanayiler, avmler, semt pazarları, futbol klüpleri, oteller, aklına ne geliyorsa seri şekilde batacak bitecek, örnekleri var zaten dizi dizi. Sen kerane kapanışına gülüyorken kendi devrinin kapanışına da gülmüş oldun. Çünkü kerane, yapıları ayakta tutan kilit taşı gibiydi, tespihin imamesi, kemerin tokası, motorun silindiriydi. Çıktı gitti hayatımızdan ve diğer kaleleride evvela salladı sonra da yıktı ve gitti.
11 Eylül 2026 Cuma
Country Bej
Yıllardır, yani yaklaşık 25 yıldır yazmak isterim Country Bej hakkında. Bu bir film, bölge, kod, belgesel veya müzik grubu değil. Bu benim 4 senelik inşaat malzemeleri satış deneyimimde en çok duyduğum seramik kodu. 10*10 cm boyutlarında, mutfak banyosu ile tezgah arasına döşenilen duvar seramiği, toprak seramik ( ruhuna rahmet ) bünyesinde üretilen, açık sütlü kahve tonundaki hafif engebemli görüntü yüzeyli, kutusunda 1 metrekareye eşit 100 tane parça bulunan sevimli taş parçamız. Seramik aslında yontulmuş taş değil, bazalt kum silis bir sürü maden cevherinin harçlanmasıyla oluşan, üstüne sırlama yapılıp ısıtılarak sona gelen duvar dekorasyon malzemesi, ama o country bej var ya, bu toplumun çoğu sırrını açığa çıkaran bir ürün oldu. Bu country serisinin renk kardeşleri vardı, halen daha görsem tanırım onları, kızıl, yeşil, koyu gri, hatta az biraz da mavi, ama tek başına country bej bütün kardeşlerini yedi diyebilirim. Mutfaktaki temiz kadın imajını biraz da dekoratif olsun harmanıyla bütün türk kadınları country bej tercihi yaptılar, Onlara verilen mutfağını sen belirle hakkını country bej ile tamamladılar, fakiri de sosyetiği de. Yani sıradan mı sıradandılar. Bir kadın gelipte country yeşil veya kızıl seçtiğinde o kadının farklı olduğunu anlardım, cesur, kendi kuralları ile hareket eden, özgür ruhlu veya mimar olduğunu. Sıradan kadınlar diğer renkleri seçtiğinde diğer kadınlar tarafından "mutfağında kirliliği örtmek için" koyu renk seçmiş olması yaftasını yiyeceklerdi. Bunu göze alamayanlar da country bej seçimine yöneldiler. Birçok insan kahvaltıda sevdiği için muhallebi, tavuk göğsü filan yer ya, zamanla banyolarına da country bej almaya başladılar. Bazıları bardak altlığı yaptı, bazıları masasına, ofis masasına üst yaptı country beji. Haliyle aslında alt lig amatörü olarak tasarlanan country bej, diğer markalar tarafından da taklitlendi. Ama onlar işe uyanırken country bej artık devrini ( product life cycle ) tamamlamak üzereydi. Ben olsam country beji diğer renklerden pahallıya satardım bir sebep üreterek, ama kimse uyananadı bu ticari fırsata. Bugün tüm evlerin tüm mutfaklarında adını sanını geçmişini bilmeseniz de en az yüzde 15 metrekare alanı Country bej 10*10 kaplıyor, belki üretilmiyor ama yaşıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)