9 Ocak 2010 Cumartesi

Türk avatarı....ZEYTİNBURNİA

yABANCI AVATARI SEYREDEN SEYRETSİN.

Bizde yerlisi var.

Zeytinburnu adeta şahsına münhasır bir yer. Daha çok göçmenler, etniki metnikiler, ve diğer dünya göçebesinin oluşturduğu bir kültür. Adeta bataklıktaki sazlıktan oluşan yeni orman.

Bir ocak sabahı, dünya yuvarlağının 2012 sonu erkene çekilmiş, zeytinburnunda sıradan koşuşturmalar ve giriş çıkışlar.

Zeytinburnu, 6x13 km boyunda eninde bir ova. Ve dünyanın son saniyesinde bir kabuk, sınırları zeytinburnu ovası, dünyadan uzaya kalkar, dünyanın karakteri artık ikiye ayrılacaktır. Ve savaşlar barışları takip edecek, olması gereken ama olmayan dünyalar savaşı, ilahi gücün takdiri neticesinde sefil dünya ile mutlu zeytinburnialılar arasında ceyeran ( cereyan ) edecektir....

Dünyada, sönmüş dünyada kısıtlı kalmış 1 bilyar* aç bilaç sefil ve cani insanla ,

Uzaya fırlamış 250 bin müreffeh, kendi halinde huzurlu ve dönmeye niyeti olmayan Zeytinburnialılar arasında olacaktır.

( s. avatarını beklediniz, benim avatarı da bekleyin...)

*Bilyar; Bin milyar...

Vay Oros....vayyy

bu yazı seninle ilgili!

bu yazı riyalarla ve riyakarlarla ilgili.

Eşçinsel muhafız cemil ipekçi kadar bile tutarlı olamamanla ilgili.

Karaketerinle hele çok yakından ilgili. Ors.. ne demek, zevk için bozulmuş demek değilmi? Sende günlük hayatını hep kendi zevk-çıkarlarına göre değiştirip durmuyor musun. Öyleyse..

Bu mesleği yapanlara hakaret ederken, bir yanda ors. ruhların peşinde koşmanla ilgili.

Gayet osmanlı ve elegans gözükme yarışındayken, bir liranın hesabını yapmanla ilgili. İmajın intiban herneyse onunla ilgili.

Ve sen ors, eğer işini iğrenerek yapıyorsan ruhunla, ama zevk alarak yapıyorsan bedeninle, her ikisiyle de yapıyorsan karakterinle ilgili.

Gücünün yetmediği yerde dışlıyorsan ve kendini kapatıyorsan, geceni gündüzünü mağlubiyetle geçiriyor ve bundan gocunmuyorsan seninle de ilgili.

Hepinizle ilgili...

Vay orospular vayyyy....

8 Ocak 2010 Cuma

SENİN TAMAMIN benim yarım

Bir kadına aşık olmak kolay mı? Kolaymı çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarla uğraşmak? Birde benden duymuş olmayın, fiziksel boyutuyla.

Olaya bir tanımlama ile başlayayım. Aşık olunacak kadın portresiyle. Hem de eşzamanlı bir tanımlama çerçevesinde. Her iki cinse ve tüm zamanlara atıfla.

Erkekteki eksik yön veya yönler bir kadın tarafından ne derece doldurulursa, kadının cazibesi o kadardır. Yetenekli, coşkulu ve diktatör kadının koca profili, eş profilinde, sakin, ev tipi, ve kısık erkekler yeralır. Bu; ilahi komedyanın birliktelik dna'sıdır. İki aktif eşin yapacağı birliktelik ise tez zamanda deprem yarıklı fotoğraflarda kalır.

Bu kadar nöropsikoloji ile yıkadığım yazılara dikkat ediveren oldu ise, yani genel mantığı görmeyi başarabilen, doğaya müdahele etmediğimi sadece kurallarını yorumladığımı algılayabilir. Oysa doğa kendinden alınanı mutlaka geri alır.

Şimdi başlıktaki lirik, şekilmatik ve numayişli kelimenin açılımını açalım.

Ey aşık olacağım kadın;

Sen beni ne kadar tamamlayıcı bir parçan olarak görsende, ben ikimizin oluşturacağı büyüklüğe odaklanmışım. Seninle varolan bu yücelikte ilahi amacım sana hizmettir, çatıyı ancak böyle yükseltebiliyorum kendimce. Aslında seninle eşit olabilmenin verdiği huzurla doluyum, acizane başlığımda bahsettiğim budur, kendi yarımı saymıyorum ve kesip atıyorum, ama seninle bütünleşirken senin varlığın bir bütün olarak benim yarımın yerine geçiyor. Bende aşka sebep olacaksan, bendeki aşkın anlamını bilmeni dilerim. Eğer tamamını söküp alırsan benden, diğer yarımı sakladığım yeri asla bulamayacağım. Ne yerde ne gökte. Demekki yeri de göğü de yakacağım. Gizli bir tarikata dönüşeceksin bu yangında, ve demek değil ki, seni yerde veya gökte arayacağım.

7 Ocak 2010 Perşembe

Turkei ne halde

Memlekete buradan sahip çıkma özentisiyle bir yazı.

Globalizmden kasıt, vucudun sefa organlarıyla cefa organlarını eşgüdüme yerleştirmektir. Bunu; plaza söylemleri, nüzeyyenler, plaza kızları, cumartesi fahişeleri, deprem habercileri ve bilcümle mustafanın blog kahramanları bilmez. Onlar kendi hikayeleriyle koşutlu kafes kahramanlarıdır.

Bu felaketi aynı zamanda dış sermayenin plazalarında kağıt devrimler ve pazarlama kampanyaları yürüten beyincik soğanlarıda bilmez. Süt verimli inekler bilmez. Sadece ihtiyar kurtlar, bilge fareler, ve sabırlı örümcekler kavrayabilir, ama en iyi mustafa bilir.

Hayatın ve mevsimlerin anafikrinde bazı seviye farkları, gece gündüz ısı değişiklikleri, farklı yörüngeler, yaz kış ve hareket esasları yatar. İnsan mesela, önce kesede minimal hareketler, sonra çocukluğun sınırsız keşif cevvaliyeti, sonra ileridönüşüm kazanındaki haşrolma, sonra koruma kollama ve nihayet korunma çaresizliği ve zınk, toprak kaseye dalış. Dünyanın dönüş seciyesi, suların sıcaklık ile olan valsi, karacaların 78 km, aslanların 79 km hızla olan koşusu.

Sanırım aklı olan anladı. Belkide bu yüzden historik insanların dünya'nın dengesine olan yorumları bir dağın tepesindeki tabak olarak niteledi yerküreyi. Bizden daha bilge imişler.

Memleket yanıyor diye arasıra arıza çıkaran benvari söylemlerde bazı parçaları birleştirelim ve fotoğrafı daha iyi süzelim şimdi. Ana fikrine insanı koyacağım, siz diğer rakamsal bezemeleri kendinizce yapın. Ama elastik düşünün.

Plazalarda kalem kağıt cetvel, olmadı kaltülatörleriyle strateji belirleyen genç dimağlar, daha hayat çarkında dönmemiş ve örs ile dövülmemişler. Ne anlarlar onlar halk dinamiğinden, ne anlarlar, anaların kendilerini sattığından, ne anlarlar 20 lira için gebzeden nevşehire direksiyon sallayan kamyoncudan. Onlar ancak, reklam kampanyaları için komedyen
T.Telekom=Cem
Türüksel=Şaan
Vadayfon=Şaffak

ayarlarlar, hatta orhan gencebaya hayatının en seviyesiz artistliğini yaptırırlar. Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur cihetinden.

Orospu çocuğu ve anaları sikilmiş sigara şirketleri, önce yüzde 40 zam, sonra yüzde kırkı al ama yüzde 20 tekrar koy şeklinde fakirin metresi sigara yoluyla yaptığı masum zinadan bile paylarını çakal gibi kopartırlar.

Hambuger iğrençleri, 1 liranın altına gelen osuruk ve ödsuyu esanslı köftelerini bize fahiş karılar yoluyla 20 katına yedirirler, analarını sikiciler emzirirken.

Türk insanı ise borçtan korkmaz, borcun kafir işi olduğunu anlamaz ve dikte edilen hayatlar şeklinde çatıya asılı yaşarlar.

Türkiye için bir zaman gelecek ve 2 saat boyunca saniyede 20 insan kesecek şekilde kanlı bir peygamber devesi olarak cinnet geçireceğime kuvvetle ihtimal veriyorum. Yada keseceklere başımı uzatacağıma...

TANGO HAYALLERİ

Yıllar birbirini ardına binerkenlerin birinde bir iş görüşmesi ve bir patron ve aday kompozisyonunda bir dili geçmiş diyalog:

Mustafa bey, ilerde ne olmak istiyorsun,

Cevaba dikiz:

Alanımda uzman olup, üniversitelerde konferanslara davet edilebilme.

Hayale bakar mısınız? Aslında çok boyutlu, avrupai, ve sofistike.

Ama beklenti bu değil, print istenilen sayfa bu değil.

Yani demem gerekiyor muş ki; çocuklarımın kollejlerde okuması, ayda bir yurtdışı, iyi arabalar, villamsı konutlar, cemiyet hayatı ve ötesi, adeta sosyete modacısı olmaya giden yol.

Bir saat ilave konferans yedik hayallerimizin üstüne, konferans vermeye giden yolda. Aklım boşaldı, fikrim deşarjlarda.

Aslında pratiğe teğet geçen hayallerimde bunlar süslü; her şey tamam ve gelecek endişesi yok, yapacağım iş sadece, cemiyette dolanmak, örnek alınır olmak, ve tangosu en kuvvetli adam olarak hariçten anılmak istanbul semalarında. ( iki ileri bir geri, eğil, referans ve fullstop )

6 Ocak 2010 Çarşamba

Gökten İnen Merdivenler

İnsan hayatta kalırken bazı mucizelerden beslenir. Yaşamın son noktasına varabilmeyi sağlayan mucizeler kastım burada.

Allah aslında her insanı en mükemmel eseri olarak yaratır, bu yüzden farklı şemallere sokar onu. Parmakizi, retina izdüşümü, ve insanın kentsel dönüşümü gibi farklarımız sayesinde insani zenginlik oluşur. Bu nüve ile dünyaya gelişimiz anından itibaren yozlaşır ve Allahın ışığını yansıtma misyonundan uzaklaşırız.

Allahın beklentileri demek, haaşa, o aslında beklentilerin sahibi olarak, insanın özünü işlerken bu beklentilerle farklı dna sarmallarına bürütür bizi. Biz ise düz yolda ters ayakla yürüdüğümüzü zannederek gerileriz. Şerefli varlık olarak doğar ve servetimizi harcarız.

Aslında ışık boyutunda dokunduğumuz hiçbirşey dokunduğumuz değildir, bastığımız her adım, bize yerdeyiz hissini veren bir boyut katılaşmasıdır. Gördüğümüz herşey imajdır. Aslında gözümüzü çevreleyen çevremiz, bir yumurta akı dolu zarın içindeki koşullu hareketimizdir. Nasıl ki dünyaya gelmeden önceki berzah aleminde söz verdik ve "senin varlığını tanıyarak ömrümü geçireceğim, yazıklar olsun senin varlığını tanımayan bedene dediysek, ki bu sayede dünyaya geçiş biletine sahip olduk, dünyada bu söze aykırı ne varsa yaparak, verdiği sözü tutmayan şerefsizliğe ortak oluruz. İnsan yaradılmışların en şereflisi olma sıfatına, ampulu veya hamburgeri icad ederek değil, verdiği sözün nurani kredisinde ulaşmıştır.

Dünyaya örnek müslüman ne kadar lazım ise, cehennemimize de o kadar Allahsız lazımdır. Sonsuz eşitlik dengesinin en temel nişanesi de bu ilahi balans olur, zira yıl biter hesaplar kapanır bir iyi ve bir kötü ile dünyanın mizan eşitliği sağlanır. Burada kişi sayısını düşünmeyin. Bir günah ile bir sevaptan bahsedilir, boyutları ne olursa olsun.

Size bir dehşeti kaleme aldım, zira kesin gerçek her zaman dehşet hissi verir.

Ulan dürzü mustafa, sen yine ispirto mu çektin, şaraba mı bindin diye söylenerek günaha imza atmayın. Dünyada doğumunuzun balansı ölümdür, ve hayattaki her hesabın pasif hanesine ölüm yazıldığında, bir bohçanın ağzı bağlanmış olur. Dünyada 120 milyar insan doğmuş ise, 114 milyar insan ölmüş ve 6 milyarı ise ölecek demektir.

Birtek sendeki duygu, yaşanmışlık, ustalık, ve binlerce hasleti düşün, yüz yirmi milyarla çarp, ve bu bilançonun pasif hanesine "ölüm" yaz. Hesabı kapat.

Hesap tutmadı mı? Öyleyse, kendini kaybetmiş olabilirsin mi?

5 Ocak 2010 Salı

NÜÜ TEYZE

Şu saftorik hatunun uzak tavırsızlığı ile izlenmemişlerde olmak beni ne yıpratıyor bilemezsiniz dostlar. Kavrulmuş mezgit döneri gibi pullarım dökülüyor ve derim soyuluyor. Cağ kebabı gibi yanarken yağlarım ateşten dumanlara dönüşüyor ve kredi kartımın limiti bitmiş gibi oluyorum.

Sanırım düşey horizonlarda hologramlar çizmekte olan bu hatun, belirsizliğe belge türünde oluşumlarda kanat çırpmakta. Oysa hemen burada, bu yazıların altında, aynen reel sektör gibi, aynen ekmek alacak parasını aynı gün kazanan ezmeler gibi, mahalledeki kuyruğun ortasında biryerdeyim. Gazetemi rulo yapmış haldeyim.

Tezgahın arkasına sakladığım yarım içilmiş bir sigaranın hayaliyle ısınan vucüt ısım ile sanırım ondan çok ama çooook daha gerçeğim. Ve bu halimle onun en doğal halinden daha estetik görüyorum kendimi. Benim hayallerim çıplak ama gerçek kendim hayal değilim anam.