5 Ağustos 2009 Çarşamba

DEKOR KADINLAR

Dünyada birkaç şey yaptım, beşinci vitesi bulmak için.

Mesel; Futbol oynadım, baktım ki toplara en sert vuran, geriden başlayıp öne geçen, vucüd koyduğu adamı sahadan silen adam oldum. Yetmedi, en estetisyen golleri attım. Ama yetmedi, zirvedeki su yavandı.

Sonra kumara takıldım, tek kollu, çayına, karı bulmasına. Fakat kumar, temdeki fahişeler gibiydi, sadece işini yapan ve oynatana kazandıran.

Sonra dini temalı gruplara dahiliye. Arkadaşlar, arınmışlar, hep iyiyi işaret ederek, nefsini körleyenler. Ama bir baktım bendeki kültür derinliği yok.

Sonra geç te olsa, kızlarla arkadaşlık yapmaya başladım. En sıcak güneş, ve donduran buz, arktik buz da diyebiliriz, birbirlerini yakmadan, eritmeden yanyanalık yapacaklardı. Bu samimiyetsizlik zaten iradenin en yüksek perdesinde gezinen ben için çocuk oyuncağıydı, ama manasız yerde yokum, ve kızlarla arkadaşlık yapanlar bana çok bandana geliyor. Orjinal aslan köpek tasmasını fazla taşıyamadı.

Sonra bir arkadaş dediki, gel şu bol yaldızlı gece hayatında bir çorba içelim. Aldım kaşığı. Saçma salak kendinden kültürlü boğaz diskolarında bir bardağa 50 liralar verdim, arabamı parkeden çakala 20 liralar verdim. İşleri güçleri salak sosyete erkekleri avlamak olan örümcek kızlara içki ısmarlayacak kadar kellelik yaptım. Bu hareket hepsinden daha çok buluta binmekti, er geç anladım.

Dedim ki özüme kırarsam kendimi bulurum. Öyleya eski arkadaşlar ve eski komşular. Ama bir baktım ki, siyah beyaz filmler ancak gülmeye yarıyor. Oradaki melodram yaşanılası değil, anlatılası.

Spor dedim, kitap dedim, rus jimnastiği dedim, hamam dedim, cezayir sokağı dedim, diye diye, maçkadaki teleferik bile dedim.

Fakat bir baktım ki, en çok kayaya çarpan en yamuk adam olarak:

-Hayattaki en zirve hadise, içten gülen, duru ve endişesiz gülen bir kadının, senden aldığı güç ile güvende hisseden bir kadının gülen gözlerine bakabilmek...

4 Ağustos 2009 Salı

turistler ve mustafa

Kusura bakmayın teknolojiyle aram size yeni ufuklardan bahsedecek kadar engin değil. Burdan hareketle yaşanmışlık babında sürçili ihsanlarımız oluyor.

O bahtsız mahallemde, çorak mahallemde, bir garip çocuklardık. Birimiz koşar, diğerimiz ardına takılırdık. Plastik toplar zıpladıkça yüreğimiz zıplar, patladığında ise yenisine koşardık. Dıgıdık..

Bir turist çift gelmişti o ıssız taşlığa oturmuştu. Sırt çantaları ve tuhaf giyimleriyle. Bir heyecan bulutu koptu. Yanlarına geldim, ellerindeki şişeyi gösterip bişeyler dediler, hemen ablamın yanında aldım soluğu, ne diyeceğiz diye? Olay kıtalararası ve stratejik bir meseleydi, yetki lazımdı.

Vats yur nem diye sorun dedi. Gittim, vats yu neymi dedim.

Gene bişeyler dediler, ben yine fırtına oldum, ablam bana buzdolabımdan su verdi, götürdüm, teşekkür ettiler, ellerindeki şişeyi gösterterek. Günün gerisi bu hadiseyi tellendirerek geçti, gitti.

Dolmabahçede gezerken, oturduk bir banka. İstanbul bankasının bankına. Bir Wosfos minibüs geldi, 2 çift çıktı içinden. Rahmetli nenem, herhalde hibi bunlar dedi. Hibi neyse...

Erkek turist kadın turistin dudağına kenetlendiğinde aynı nenem uzun bir oooooooo çekti. Utandık bozardık kızardık. Uzaklaştık. Yanaklarımız al pembe, tam bir ufo hadisesiydi. Tanımlanamayan turist davranışı, 25 sene öncesinden.

Hollandada gurbetçilerim vardı çocukluğumda. Bizim fakirhaneye 3 5 gün gelir, mahalleyi çukulatalara boyarlardı. Sanırım sene 81, bizler mecburi ihtilal çocukları, holanddan turist takmışlardı peşine, adı luz olan. Luz mahalleye gelen 70 lik turist delikanlı, bizlerde uzaktan seyirciler. Luz destanlaştı, komşu mahallenin çocukları bile Luz'cu olmuştu. İlk uzay turistini nişantaşı akkirman ağırlamıştır vakti x zamanında..

Hele o ilk arap seferleri varya. Bunlar ara nesil arap, eğlenceleride dolmabahçe küçükçiflik lunaparkı. 3 yaşında arap çocuğu anasıyla ingilizce konuşuyor, hantal arap beyleri, sürülerinin önünde, adeta bu sürüyü ben doğurttum, görevimi yaptım edasıyla devevari yolalıyorlar. Aksanım bile araplaşmaya çaldı, yarışma yapılsa en iyi arap ingilizcesinde ülkeme teneke madalyalar kazandırmak garanti.

Sonra turist kadınlar meşhur TAN gazetesinde. Günlük siyasi müstakil ve seksi Tan gazetesi. Öyle bir turizm reklamı yapıyor ki tan, millet antalyalara akın etti. Turizm ve yerli turizm tan ile tanıştı, sevişti....

Sonraki turist maceralarım biraz edepsiz, olsun, nede olsa kazandırdımya ülkeye döviz...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Dünyalar Klasiği

Kadın gayet boyutlu bir sesle,

-orada kal! dedi, daha fazla gelme telgrafın tellerinden yürüye yürüye.

Erkek şaştı ve dondu,

-Neden ki, ben bu dikenli tellerden yürürken dengesiz dengesiz, seni ve kendimi ateşe atıyorum, belki çareli belki çaresiz?

Kadın yüzünü çevirdi,

-Olamazdı senle, yapamazdık senle, yaralıydı kalbim günaşırı seninle.

-Tamam velakin daha birşey olmadıki, daha tellerin yarısındayım,

-Daha ne olsun dedi kadın. Direğe çıktın, tellere atladın, bana doğru adımladın.

Erkek ise:

-Amma ödüm kopuyor zaten, sana birkaç adım kaldı, ben sadece gözlerini ve yansımasına odaklanacaktım.

Kadın ise,

-Ya yansıma olumluysa?

Erkek:

-Ondan sonrasını bilemem, çembere girdik mi, helede çember daralıyorsa, birbirimize dokunmamız an meselesidir.

Kadın

-İşte ben bu belirginsizlikten korkuyorum. Geçmişim hortladıkça, ben seni hortlak olarak göreceğim. İşte bu yüzden ipini keseceğim.......

2 Ağustos 2009 Pazar

süper kupa zaferi

Federasyonca ilk kez Türkiyede tertib edilen süper kupa finalinde geçen yılın lig ve kupa muzafferi Beşiktaş jimnastik klübü ile geçen yılın lig ve kupa mağduru Fenerbahçe s.k. karşı karşıya geldi.

Karşılaşma İkitelli olimpiyat stadında icra edildi, İki tarafın seyircileri olanca taakatleriyle takımlarının muvaffakiyyeti için galeyana geldi.

Maç tilki tivi kanalından halka arzoldu.

Maçın başlarında BJK, santrahaf çizgisine topu yakin tutarak, Feneri kendi yarısahasına hapseyledi. Bu dakikalarda FB idareyi mütevellisi haflara ve muazzaf subaylara yaptığı takdik ve uyarılarla, topu kademede tutmayı münaasip gördüler.

Maçın Hakem heyeti ise giymiş olduğu kırmızı urbalarla arzı endam eyledirler.

Maçın haftayımında hakem meclisi tivaletini siyaha cünub eylerken, müsabakanın seyrü seferüde FB için değişime garkoldu. Bu yarıda alternatör ü ejnebi Daum efendi hazretleri, takımına topu kendi fileİ umumiyesinden uzak defeylemelerini ve karşı beklere münasebette bulunmalarını emrini verdi.

Maçı seyreden umum heyetlerin seyri ile maç cefadan sefaya telkin eylendi. Kum saatleri 77. devrini dökerken, alex efendinin yaptırdığı cezai müstamleke vuruşunda top bağcılar tarafındaki kalenin iplerine takıldı. 0-1.

Maçın son devri takühüdünde sağdan güyiza efendinin havalandırmasına, yatarak duhul eyleyen alex efendi, perdei umumiyeyi fb hesabına kapattı ve maçın efkarı umumiyesi topluca direklerarasına giderek, hali münazaralarına celp eylediler.

Bu da mı ridicülüs?

1 Ağustos 2009 Cumartesi

BEYİN SALATASI

bU GEce kafam biraz dönende. o Yüzden bir konuya değil-birkaç konuya bok atıp çıkacağım..:

Amerikada kahramanlar neden çif kişiliktedir? A-Tek kişilik fazla dikkate haiz değil. B-Artı ve eksi aynı anda çekim yaratıyor. C-Şaban halkın arasından gelmelidir ki halk benimsesin. D-Süperkahramanlık ve getirdiği sorumluluklar en sonunda adamı İbne yapar.

Neden biz Türkler her Türk filminde kalıp kişiliklere sahibiz? Akşam içki içen, pardon rakı içen, namus için canını vermeye hazır, araya kadın girdiğinde dengeleri bozulan, hırslanmamız için patronumuzun, yada sevdiğimiz KADININ bizi aşağılaması gereken. Anasına dalayım, ben bu kişiliğe itiraz ediyorum. İstediğinize giydirin.

Şu chuk dizisinde esasoğlan çak ile acan WALkır ( sütün gibi hatun, ama bacakları ve ağız yapısı bozuk ) yani jüstinyenin eğri sütunu, neden ateşli ve kainatı sarsacak bir sevişme yaşamıyor. Saplantım oldu. Televizyon sinirimi bozdu. Hayalimde en sonunda aşıkları seviştirdim. Bu kadar sevdaya ve birikime karşı her iki tarafta 10'ar kigi kaybetti, diziye tatil verdim.

Neden düğünlerde, nişanlarda, evlilik törenlerinde her ayrıntı her kamera ve fotomakineye çekilir ama, bu çiftin en ateşli gecesi çekilmez. Hangi salak toplum 3-5 saatlik düğünü iki kereden çok seyretmiş bu dünyada. Oysa çekseler tenlerin tenten olmasını, hem seyredilir, hem torundan toruna nakledilir. Off ne salaklık.

Neden seçilmiş kişiler mazbatasını almadan göreve başlamaz. Mazbata sihirli değnek midir. Mazbata bi kere nedir? pandoranın cihazımı? Mazbata almadan göreve başlayan adama maaş vermesinler abi.

Neden ilk karşılaştığımızda yüzüne güldüğümüz herkes bizi kazıklar? Bizim onu kazıklama ihtimalini bastırmak için mi. Ben kazık yemesem, bunları yazmazdım, yazar olamazdım, üretemezdim. Ama bana kazık atanlar bir işe mi yaradı şimdi?

Bir işe mi yaradınız?

SEYRELTME EGZERSİZİ

TÜRKİYE NUFÜSU....72.138.646
KENDİNİ YETİŞTİRMİŞ KİTLE....23.118.974
EDEBİYAT VE SANATTAN ANLAYANLAR...7.367.880
HER GÜN YIKANANLAR.....3.934.112
İSTANBULDA YAŞAYANLAR....1.008.118
FİZİKSEL OLARAK İDEAL DURUMDAKİLER....201.697
AVRUPA YAKASINDA YAŞAYANLAR....117.948
İSTANBUL AŞIKLARI....42.755
KADIN EXPERİ....1.357
ADAM GİBİ ADAM....128
KOMİK VE MANALI....32
ÖLMEDEN TANINMASI GEREKEN....8
DUYGUSAL ROMANTİK ÇOCUKRUHLU....5
ADI M. HARFİ İLE BAŞLAYAN....1
20 SENE SONRA.....0

30 Temmuz 2009 Perşembe

AY LOVE "GALAPAGOS"

Galapagos adaları. Günümüz. Dünyanın geçmişle olan köprüsü. Erken keşfedilseydi veveya dünya mirasına eklenmeseydi, Dubai grup'un anasını ağlatacağı yer. Veya Trump veya Ağaoğlu "my galapagos " olacaktı.

Buradaki hayvanlar neler düşünür diye iç geçirdim. Ayten otobüslerinde genellikle. Nerden kaşındım, nerden kurcalandım bilmem. Sanki burası yeniden gündeme gelecek, veya yeni bir hayvan keşfedilecek, yada volkan harekete geçecek yakınlarda. Herhalde hissi kavlen vukuu damarım kabardı gibi birşey.

*HİKAYE*

-Baba, bize ne olacak dersin şu dünya ahvalinde?

-Ne olacak ki, carette carette'yiz oğlum biz, ekoloji döndükçe yumurtalardan denizlere, denizden karaya. Bir şey mi duydunuz?

-Baba şu nesli kurumuş semenderlere baktım, Allaha yan bakıyor tersi dönmüş, elham'sız gitmişler sahilde. Dedimki bu fukara tayfanın sonunu getiren, bize neler hazırlıyor diye?

-Bak oğlum, o semenderler Allahtan belalarını buldular, bizim yumurtaları sahilden kazdılar kazdılar, Allah razı gelmedi, petrol karası oldular, biri bulandı, hepsine bulaştırdı. Saddamın karabatağının yanındalar şimdi.

-Peki Selami abi, bu grenpis'çiler ne ayak abi.

-Magazinci lan onlar, beşiktaş sahilinde parayla dergi satıyorlar artık, sonrada otu çekip, sabaha kadar birbirlerine biniyorlar.

-Ee, abi yapma gözünün yağına yumurta kırayım. Onların çiftleşmek hakkı değil mi, yeni nesil grenpis projeleri.

-Yok oğlum, onların hesabı başka, görmüyor musun bütün işleri tröstlerle, sektörlerle. Rekabet grenpisi iyice çingen yaptı. Ver parayı sür karayı.

-Peki geçen gün gördüm abi, sahile pankart germişler, Deniz feneri yakında Galapagosta, konser, Safiye Faik, diye.

-Nee, deniz feneri mi, ahada şimdi tükendiğimizin resmidir oğlum. Faik safiyeye hava atmak için bizim kabuklarımızı kırar.

-Neden geliyorlar abi.

-Oğlum bu deniz feneri varya, islami sermayenin, yada bir deyişe göre, Al'guiade'nin öncü birliğiymiş. Sosyal fotoğrafı çekip, oradaki yatırımları, emperyal kardeşlerinden önce yetiştirelim ayarlı.

-Yaa selami abi ne çok şey biliyorsun abi, boşuna sana Galapagosun Fatih ÜREĞİ demiyorlar.

-Oğlum dostun martıysa, albatrossa sende çok şey duyarsın.

-Abi aşk durumların ne alemde? Geçen gün Havalı Melahat le görülmüşsün çalılıklarda.

-Konuştuk. Ne kadar yumurtlarsın dedim. Dedi, taş çatlasa 5 sezon 50 total.

-Sonra?

-Sonra 5 sene mezar kazarız oğlum. Bana en aşağa 10 sene 100 yumurtalık performans lazım.

-Abi amacın yumurta yapmakmı, Melahat abla taş gibi kız, 450 yaşında, dünya yaşıyla 36 abi.

-Oğlum o kadar hesabı bizde biliyoruz. Karının amacı elli yumurtadan sonra üstümden doğal hayatı koruma vakfı korumasına girmek.

-Peki ya neslimizin devamı nasıl olacak abi?

-Oğlum duymadın mı, üçüncü türle seks, artık herşey kollektif. Fantazinin sonu gelmedikçe nesiller tükenmez.

-Peki hangi türü düşünürsün abi, bizde arada neslimizi koyverek.

-Abi ben şahsen galapagos maymunlarını düşünüyorum. Nat Geo'dan seyrettim. Full fantazi + muamele.