19 Temmuz 2009 Pazar

Kadın nasıl öpülür

Bilinmesi gereken ama bilinmeden yapılan bir eylemdir öpüşmek. Kadınları öperiz, diğer sevgi duyduğumuz canlılarıda ama sizlere ruheniştenizden bir jest daha, tam tekmiliyle KADIN NASIL ÖPÜLÜR......

Sınırsızlıkla öpülür. Kadını öpmek nasıl derler, mini bir seks denemesidir. Kadın öperken aktardıklarınızla bir masal anlatmalısınız, kadın büyülenmeli ve size kenetlenmeli, o an bitmesin diye iç geçirmeli.

İştahla bezenmeli kadını öpmek, varya yaşamak için yemek, kadını'da yaşatmak için öpmeli her öpüş bir yaşam öpücüğü edasında.

Şevkat duvarını delmelidir öpmek. Onun huzursuzluğunu alarak güveni kanına karıştırmalı, sevdiğinizi anlamalı, kadın ne yaşta olursa olsun, babasının onu bebekken öptüğü hazzı verebilmektir öpmek.

Kalplerin atışını aynı ritme uydurmaktır öpmek, dış dünyaya kapanmak ve sonsuzluğu selamlamaktır öpmek ve öpülmek.

Yılın transferidir öpmek, bedeni titreterek başka aleme uçurabilmek, ruhun miracını belgelemek ve bu transferin imzasıdır öpmek.

Bir bedene geçişin anahtarı, o bedenin giriş kapısını diğer girişlere kapatmak ve her öpüşün hatırasını tarihe eşsiz kaydıyla yazabilmektir öpmek.

Bir işgal planı, bir ateş duvarı, bir siyah beyaz resimdir öpmek, renklerin anlatamadığı aşkın asaletinin perçem perçem ruha işlemesi. Bu nakışı dudaklara bezemek ve gözlerde kendini görmek, olaki sözler anlatamıyorsa, hareketin ruhunu sergilemek.

Ben kadını böyle öpüyorum, kene yada kapan değil dudaklarım ama orada bir ömür kalmak istiyorum, bidahaki hiçbir öpüş, bu zirveye ayak basmasın diyerek...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

HALİS TOPRAĞIN ÖLÜM TANGOSU

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12829532.asp?gid=229

Duydumki saygıdeğmez eski patronum Halis TOPRAK 17'lik bir salatalık sütü ile evleniyormuş. Aman ne güzel 40 x 40 düğün düzenlensin, yaltak sosyete özel olarak ağırlansın, nikah memuru yüklü bahşişi kapsın, balayına da Londradaki altın klozetli malikaneye gidilsin. Umarım duvarların izolasyonu iyidir, kızımızın viagraya alerjisi olmaya görsün, sağlığı bozulmasın.

Tam ömrümün 4 senesini bu firmaya bağlamıştım. Askerlikten sonra hayata tutunmak için bir yerden başlama gereğiyle. Normalde 3. günde bırakmam gereken bu müesseseye 4 yılını verecek babayiğit aranızda pek bulunmaz. Boğaziçi mezunu olduğumuda övünerek belirteyim.

Özal; zamanında koç ve sabancıya gözdağı vermek için yukarlattığı Halis Ağa, her sebepsiz yükselişin kademesiz düşüşünü yaşadı ve yaşattı. Kendisinin olmayan para ile yaptığı görgüsüzlükler, denetime girdiğinde oynadığı madur senaryoları ile sıfırı eksiye düşürmekten sakınmadı. Yüzlerce yaralı kariyer yarattı. Ama onun için çalışan demek MARABA demektir. Çünkü servetinin kaynağı katır nakliyeciliği olan adamın elbette sosyal düşüncesi olamaz.

Peki ya o mağdur ve hayatı kaymaya aday kızın babasına, yani biyolojik tetikçiye ne demeli. Yazılı izin vermiş kızının katliamına. Topu topu alacağı 150 - bilemedin 200 milyar için. Beni dikkatle dinle babalık: Halis ağanın sözüne pek güvenme bana kalırsa, sana verdiği 15- bilemedin 20 milyarın devamı gelmeyecek. Kızın o sırada birmilyon çabayla bir yangının külünü yeniden yakmaya çalışıyor olacak. Olsun Halis AĞA sana -baba diyecek ya, babayı görmeyi sen istemiş olacaksın. Eh alan memnun satan memnun, şeytan memnun.

Halis ağa, sen çıkmayan candan umut kesilmez diye yaptığın bu son varyasyonları kameraya kaydet en iyisi. Ben 4 senemin hesabını soracağım yerde birlikte seyrederiz.

17 Temmuz 2009 Cuma

ASAL ADAM

Tarihteki asal adamları biraz merceğe oturtacağız. Öncelik ise asal adamlığın ne olduğu ve nereden anlıyoruz asal olduklarını.

Asal adam sadece ve sadece kendine inanan ve bir zirveye kurulmuş adamdır, o zirvenin yüksekliği asal adam için önemli olmayıp, sıfır seviyesinde bile olsa o adam için orada tek başına olmak önemlidir.

( Salaklık testi: Issız adam filmiyle paralellik kuranlar bu yazımı okumasın. )

Mesela Kaptan Tommiks. Sadece misyonuna inanan bir ranger. Seks le menfaatle, keyifle alakası yok. Atı silahı olsada olur olmasada. Tabi bildiğimiz kadarı bu. Sonradan Yüzbaşı Tommiks rütbe atlayıp yolu şaşırmışsa bilmem. Haram yiyen polis moduna girmişse saçı dökük göbeği büyük, birde evlenmişse, tom ve jerry adında mahdumlar eylediyse, asal adam olarak anamayız adını.

Aklıma gelen diğer asal ise, Cengiz han. Hayatı boyu savaş istila, hayat boyu töre. Devlet kur, devlet boz. Hani o eski fresklerde heykedilen soğuk adam varya, duruşu, bakışı, ifadesi mesajı daima aynı olmuş, hep bir yöne bakan adam. Fena halde asal.

Atatürk'te asal adamdı. Aklına koyduğunu yaptı. Deli dediler, deli ettiler, kötülediler, yücelttiler, ama onun fikri daima; sekiz yaşında kargaları kovalamak, 38 yaşında gavur kovalamak, 48 yaşında cehaleti kovalamak, ve 58 yaşında bulutları kovalamaktı. Tanıdım en asal adama asallık dersi verir.

Bir diğer asal adam ise James Bond. Ne asal ama. Tip, onda, zeka onda, popüler de, yaptığı iş önemli de. Ama o isterse her saate bir afet, her çukura bir hazine, her yeryüzüne bir daire koyabilecek ken, misyonundan taviz vermemiş. Asallamış ta asallamış.

Bir diğer asal adam Castro, yaşlı kurt asal. Devrimin öncesinde ne ise devrimin sonrasında o. Kendini domates yetiştirmeye yada puro ihracatına adadığını bilen var mı? Adasaydı şayet onu anmak ne mümkün olacaktı. Asal mı asal.

Kaddafi de diyebilirim. Kaddafi asalın komedi katılmış versiyonu. Amacı kutsal mı? hayır, varabileceği bir nokta veya görebileceği bir saygı var mı, hayır. Ama sadece asallığı benimsemiş. Sanal asal.

Veeee, Mustafa, Asallığın kitabını yazabilecek tek asal. Halen daha kendine aşık, halen daha yaradılışının bir amacı olduğuna, gizli bir amacı olduğuna inanıyor. Süpper güçleri olduğuna inanıyor. Dünyayı iyilikle kurtaracağına inanıyor. Geçmişindeki sahtekar, orospu, ve adilerin bile aslında sahtekar, orospu veya adi olmayabileceği ihtimaline bile inanıyor. Bu asal bütün asallar gibi kendine inanıyor. Asallığa da inanıyor.

Asal olmayanla asla diyecek kadar asal.

14 Temmuz 2009 Salı

İzel Çelik Ercan neden dağılmış olabilir?

Bu pop üçlüsü'nün dağılmış olma sebebini bulmak için önce neden biraraya geldiklerini çözmeye çalıştım. Sizde öyle yapın.

Üniversite marifinde veya hayata önhamilelik döneminde birkaç paydada buluşmak çok kolaydı. Bende simit, sende karper varsa çaycı'nın memleketi önemli değildir. Hangi takımı tuttuğu bile.

Bu fikirle üç farklı yumurtanın omletlerine bol bol ekmek bandık. Oysa yaptıkları müziği zavallıdan da öte, ekmek arasında sunulan, sucuk, ıspanak, çokomel benzeri bir fas fut gibi yutturan neydi bizim gençliğimize? Nasıl yedik?

Bir kere aralarında tek sanatçı sayılacak kişi biraz izel. Ercan fırsatçı ticari organizatör, Çelik ise şahsiyete tutunmayı başaramamış biz dogma'cı.

Bu grubun sinerjisi nereden geldi diye düşünürsek: Birincisi Türk halkının açlığı, yani aç adamı doyurmanın kolaylığı. İkincisi, mevcud-alışıldık grupların snoplaşması, kendilerini rolling stons saymaları, üçüncüsü, bir inanış olan, gençliğin en makbul ve güçlü odak olarak lanse edilmesi.

Bu dalgalar sonucu bu arkadaşlar, daha müzik şahsiyeti, yani kulağı gelişmemiş yığınların ilahları olmayı başarabildiler. Yani içe dönük birbirini tamamlayan legolar olmak yerine, dıştaki boşlukları dolduran legolar ( dışbükeyler ) olarak zuhur eylediler.

Sonradan, para için birbirlerini içten içe eritmeleri, izele aynı anda aşık olmaları ve aslında aşık olmadan inatlaşmaları, bu grubun temel taşı benim gururlulukları, grubu satma, grup adına kendini yetkili görme, diğer arkadaşlarının katkılarını küçük görme ve ipe sapa gelmez bir sürü varolma rezillikleri.

Zaten bu üçlünün şükürler olsun ki dağılmasından sonra, bireysel olarak müzik çizgileri ve hayat çizgileri çok farklı yerlere dağıldı. İzel şu anda sivilceleriyle ve genç erkeklere olan yaşlanmama çabalarıyla, Ercan şu anda Aydın doğana damat olması ve hıncal uluç olma çabalarıyla, Çelik'te Atatürkçülük kabadayılanmaları, ve çıkış anında biten çıkışlarıyla hatırlanmakta.

Yinede; -Mustafa neden bu konuya el attın, anlatmaya çalıştığını anlamadık, sana giren çıkan nedir diye soran olursa, sanırım müziğin evrensel ifadesiyle cevap vereceğim:


Birgün yatsam sonra rüyaya dalsam hiç uyanmasam.
Sonra birdenbire sevgilim gelse, bana sarılsa.
Yürüsek sahilde, dolaşsak kırlarda, sonra birden bana o lafı fısıldasa.
Yürüsek sahilde, dolaşsak kırlarda, sonra birden bana

Aa! Aa!

Allahım bitmesin bitmesin bu rüya, sonunda evlilik olsun ne olur uyandırma
Allahım bitmesin bitmesin bu rüya, sonunda evlilik olsun.

10 Temmuz 2009 Cuma

BEĞENNAME

Salaklık kimde?

Yazarak gurulaşacığı düşünen bendemi, yoksa beni keşfet dediğim kitap yayıncısında mı?
İnsanların yazma içgüdülerinin ittirmesi ile kucaklarına düşüren yayıncı ( bundan sonra YAY olarak anılacaktır ) benim mesajıma cevap vermeyi bile çok gördü. Demiştim ki; bakın bana kitap yazın, coşun, coşturun dediniz ama, bende bu masrafı yutacak hortum yok, alın size allayıp pullayıp göndereyim, kesin biçin, et-kemik ayrımını yapın, yenilir hale getirin. Yani önce sevişizm, sonra evlenme.

Ama ne yapsın salak YAY, benim pazarlama dehamı bilmeme batağına saplandı her 4x4 gibi.

Çağırsaydı bu absorbeciler, sucker'lar, idyotlar, yada kısaca YAY, ONLARA DEVRİM FİKRİMİ SUNACAKTIM.

BEĞENNAME'Mİ..

Ben yaklaşık 85 farklı ruh halimle denemasyonlar yazdım. 100' e tamamladığımda, 2. aşamaya geçecektim. Kitaptaki denemeleri, insanlara farklı bir ruh haline bürünmeleri koşulu şekliyle okumaları konusunda sufle pazarlaması yapacaktım. Haliyle, bazı yazılar bazılarına çok, bazıları az hitap ediyor. Aynen tavuğun budunu yeriz, derisini belki, kemiğini asla varya. Her denemenin basılacağı sayfa, ki başlıklarına özel seçili imajlar eklenmiş halde, sayfa dipleri delikli delikli, yani biletlerin yırtılan kısmındaki deliklilik hali, amaç; insanlara size hitap etmeyen sayfayı koparın, ve atın, ama ne zaman ruh takviyesine ihtiyacınız olduğunda, atmadığınız sayfaları okuyabilirsiniz mesajını atacaktım. Yani denemelerimi kişiselleştirecekti insanlar. Şahsiyetlerinin aynasını bu denemelerde bulacaklardı. Ama durun, beğenmediği sayfaları getirenler, sayfa başına diyelim 0,1 lira mesela 50 denemeyi beğenmeyen 5 ytl'yi geri alma hakkına sahip olacaktı. Yani denemelerin tamamını beğenmeyen, kitaba verdiği paranın yarısını geri alacaktı.

Bir taşta,

Hem insanların olaya katılma içgüdülerini,
Hem beğenmediğini paramparça et içgüdülerini,
Hemde, bu kitabı çıkaran salağı siteriz tamamını geri vererek diyenleri

olmak üzere 3 kuş vuracaktım.

YAY, ise dünyayı kendisince yorumladığı ve beni küçümsediği için

kısaltması "Taşş Kebabı" olan kebaptan bol bol yedi.

Benmi, ben yine kaybetmedim, ama kaybettirmeyi başardım.

BEĞENDİNMİ?

9 Temmuz 2009 Perşembe

Zornistan

Hayat edebiyatla hoş geçti ama durdum ve ilk minübüse atladım, son kalan boşluğa, filledim blanksı.

Geçmişimi gezdiğim edebiyat; ruhumu hem eksi buzda hem hijyende tuttu, ama toplumsal ödevler kabusa dönüştüğü için "iş" buldum. Şu normal insanların, normal şeyler yaparak dedikodusunu yaptıkları şey. Bokun sarıldığı paçavra. Size paçavra ödedikleri.

Her zamanki gibi bir adamın pazar payını yükselteceğim, ona insanlar kazandıracağım, çalışanları motive eden gizli mıknatıs olacağım. Birkaç hatun bana vermek üzerine düşünecekler, aynı onlar, beni ilk gördüklerinde çok çirkin ve itici bulduklarını, esprimlerimden gıcık kaptıklarını itiraf edecekler, ve aslında bunların yüzük takmadığımdan kaynaklandığını bilmeyecekler. Sonra kendilerini teselli edecek beden veya aletlere yönelecekler. Klasik.

Sonra bu adam beni çağırıp, pahallı olduğumu söyleyecek, tanzimatımı ödeyecek, veya sittiği bir bayanın dolduruşuna veya dedikodusuna inanıp, beni işten atacaklar. Paramı aldıktan sonraki ilk işim olan adamın bir koridoruna sessizce osuracağım, bu benim özel lanetim. O işyerini iflas ettirmeden dağılmaz, güçlü formul sayesinde.

Halbuki salak; beni gemisinde barındırsa, bu namaz ne işe yarar kasvetine düşmese, şirketi ve kendi, bir ilahi adamı, bir gelecek okuyanını, bir örümcek hisliyi, bir zirve yapışkanını barındırsa, kendini enaz on ile çarpacağını bilse. Ama her zevkini hiçbişeye değişmeyenler gibi, bir gecelik verecek gizli fahişeye kanmak yerine, kısık sesli sesi dinlese, hem günahkar olmayacak, hem uzaya yol alacak benimle. Neyse, sıkıntılı konu bu.

İşte bu döngüye girdim. Vicdanımı paralayan tornistanı yaparak. Akşam işten eve gelip, kim kimi sitiyorları seyredeceğim.

Zor bu ömrü limana ulaştırmak..

5 Temmuz 2009 Pazar

KAVUŞMASIZ AŞKLAR SERİSİ: Plaza Kızları

Biliyorsunuz bende aşk hadisesi çakma değil avrupa hesabı, yaşanmışlık ve yaşatmışlık içiçe. Bundan kastım, toplumun yaşadığı ve yaşayacağı ortak duyguları yazıya taşıyabilmek. Aslında geleceğin bazı işaretlerini yazmaya çalışıyorum. Ama görebilen görüyor. Egomuzdan arınırsak gözlerimiz kuvvetlenir ya, okundukça pasımı atabiliyorum bende, sizlerin paylaşımı benim passökücüm. Sizlerin kabulleride, benim dolu dolu yaşamam demek oluyor.

Plazaların yoğun olduğu yerlere gittiniz mi? Yada öğlen arası vakitleri, giriş çıkış saatlerinde plazalara yakın durduğunuz oldumu? Olmuştur vesselam.

Orada görünen bazı cinsi latife'nin adı benim nazarımda plaza kızıdır. Nasıl köy kızı, ağa kızı, kralın kızı, maça kızı, hayatımızın kızı gibi bazı gruplar gerçekse, sizlere biraz plaza kızı ısmarlayacağım.

Bu plaza kızları, herhangi bir kız kozasından çıkarak oluşurlar. Aslında bizim kızlarımızdır. Ama farklarının temelinde bazı değişimleri esas alırlar. Çalışacakları plazaya bir bakarlar, çokkatlı, moderin, dimdik, güvenlikli ve statü sembolü. Kendilerinide çehre ve çevre olarak plazaya benzetirler. Plazalar güvenlikli olduğu için plaza kızlarıda dekoltede gayet cesur olmakta. Ayrıca mütevazi maaş almalarına rağmen, giyim bakım ve gösteriş konularında epey bütçeliler. Plaza kızları aynı zamanda sınırlarda bir kadınlık gösterisi sunmakta, birbirleriyle rekabet halindedir. Çünkü kadının olduğu heryer rekabetle döşelidir. Ama kadınlık ne kadar az taşırılmaya çalışılırsa çalışılsın, kabak gibi ortaya saçılan bir mefhumdur.

Plazalarda dedikodu akışı adeta havalandırma cihazlarıyla sirküle olacak kadar yoğunluk taşır, o yüzden plaza kızı, aşklarını plaza beyleriyle plazadan uzakta yaşarlar, ama akşam deliler gibi çarpışan beden ve ruhlar, sabah birbirlerine bir günaydını bile kuru kuruya derler. Ben bunun onlarca örneğini biliyorum, varın siz hesap edin katsayısını.

Benim plaza aşkım THY'de staj yaparken 90 larda, asla bedensel kitle imha savaşına girmediğim, bir sevimli sex suratlı plaza kızı olan Nihal Hanımdı. Nihal hanım, plazada yanık vücuduyla, dizüstü eteğiyle, beyaz, şeffafe yakın gömleğiyle, gömleğinin içindeki şefkat ve gösteriş sembolleriyle tanınırdı, aslında plazada benzerlerinin arasında farkedilmezdi, ya onu dışarı çıkartmak, yada farkeden gözlerle bakmak zorundaydınız. Ne farkı vardı acaba tv'lerde, magazinlerde gördüklerimizden bilemiyordum. Nihal'ile çay, yemek ve kahvaltı sıralarında rastlaşırdık. Plazadan bile büyüktü.

Birgün, yemek sonrası bir çardakta, arkadaşlarından izole olmuş, tekbaşına oturuyordu. Adeta hayallerine fotomodellik yaparmış gibi. Adımlarımı seyrelttim, bu hareket vahşi hayvanların avlarına saldırı kararının yansımasıdır, bendede var. Bende nihale karşı daha çok şey vardı ama sigara yoktu. Sigara bitmişti, aynen Nihale olan aşkımın başlamadan bitmesi gibi. Aslında sigara kendime karşı acı itirafımın simgesi. Zira Nihalle kesin sevgili olacaktık, ve onunla olan arkadaşlığım boyunca Plaza Erkeği olmak zorunda olacaktım. Mesai saatlerinde ayrılacak, mesai bitiminde bitecektik.

mustafamehir@hotmail.com