3 Kasım 2009 Salı

KRİZ ORTAMINA BAKIŞ TEDBİRLERİ

Herbirimizin hayali; -bir şans oyunundan para çıkması ve borcumuzu harcımızı yatırıp, dünyada rahat bir nefes alabilmek. Zenginide böyle fakiride, mağaracısı da. Milli Piyango biletleri basım halinde zaten, hayırlı ola. Bir kilo da bana doldur evladım...

Öncelikle sokaktaki haydut ve yarıhaydut nufüsü Cumhuriyet tarihinin en makro düzeyinde. En ufak bir değer bile olsa, açıkta ve boşta hiçbirşey bırakmayın.

Size birdenbire daha samimi ve canayakın davranmaya başlayan nemenem insanlara şüphe ile yaklaşın ve asla ortaklıklara girmeyin, parasız bile olsa böyle ortaklıklar, imza bile atmayın. Zira kriz ortamları insanları canavarlaştırır ve hayasızlaştırır. İmam bile imanını satacak raddeye ulaşabilir.

İyi kötü bir işiniz varsa asla borçlanarak rahata varmayı denemeyin, iyi kötü işinize güvenip bir yatırımın altına girmeyin. ( borç ödeme yatırımı olsa dahi. ) Zira haydut bankalar dahil, herkes kriz zararını çıkartmak için enayi arar halde. Karaya varmanın tek şartı; suyun üzerinde kalabilmektir. Bu söz kulağınıza küpe olsun.

Bankaların ( hepsi 1 tane aslında, ama -lar demek zorundayım ) kasaları önce para ve boş kalan yerleri de kasatura ile dolu. Ama süt dolu bir meme gibi kendilerini sıkmakta vede zorlamaktalar, halen daha aç bebekler arıyorlar senelik yüzde 35 ort. faizle. O yüzden faizleri 0.4 lere dek çekecekler ve Mustafa bir kez daha haklı çıkacak hep olduğu gibi.

Bir diger nokta ise asayiş, sokaklar tecavüzcü ve fırsattan istifadeci sapıklar ile dolu. Krizlerde en çok namus sektörü felç olur. Kadın çalışanları ise mağdure. Parasız kalan fuhuşçular ise namuslu kadın kaynağına yönelerek, kendilerine fırsat fuhuş arar hale gelirler. Kadınlara düşmanım ama ahlak düşmanı değilim. Bu sebepten uyarıyorum. ( Hoş ahlaklı kadın sayısı bir elin parmakları ya )

Peki Mustafa Efendi, biz bu kriz ortamında bu derece kendimizi geriye çekersek, ekonomiye kim can katacak ki ? derseniz, ekonomiye can katacaklar paravanın arkasında, yaklaşık atıl 15 milyar dolar sermaye, ve dolaylı 30 milyar ile beklemedeler. ( Krizden önce satış yaparak likit kalanları kastediyorum. ) Yaklaşık bir yıl içinde dış fırsatçıların önlerini keserek bir 15 milyar daha potansiyeli devralmaya hazırlanıyorlar. Krizden çıktık yaygarası bu sebeple.

Neyse, açık hedef haline gelmemek için daha fazla yazmaya gerek yok. Akli olan son 19 seneye bakabilir ve beni anlar abi.

Özel not: Haydi, ekolojistliği bırak, ekonomist bir yorum yap, görebilelim annesi.

1 Kasım 2009 Pazar

Söylem Teyze Arayışta

Söylentilere göre Söylem Teyze, yaradılışının özel bir amacı olduğuna içten gizliye inanırmış. Her insanın iç cd'sinde kayıtlı olan "bir değişimin sebebi ol yada boşuboşuna yaşa" felsefesinin güdücüsüymüş. Arayışı ise aynen sınavlardaki "şıklardan başla çözüme varabil" tekniğinin yaşama uygulaması. Her an heryerde olma, her insan bir hikaye ve her şeyin bir amacı vardır inanışları ise arayışın anahtarı....

Bu puzul şeklindeki arayış boşluğunu doldurmak için her türlü ruhi kıyafeti kendine uydurma derdindeki Söylem Teyze, aynı zamanda "çözüme olaşamıyorsan fazla vakit kaybetme diğer puzula geç" anonimi ile de haşırneşirmiş. Birgün bir gece, bu düşünceleri ile fuzul eylerken bir rüya görmüş. Rüyanın ipuçları ise,

-Balkabağı
-Ayakkabı teki
-Peri anne
-Behlül
-Çukurova

olduğu için "mutlu bir rüya" şifre sözcüğünü 1974' e kısa mesaj olarak göndererek, başlamış rüyayı görmeye.

Yaradılışının amacından gelen özellik güzelliği'ni ruhunda taşıyan Söylem'in saçları anlam, gözleri felsefe, burnu bilgelik ve kulakları fazilet kadar harikadır. Bu yüzden ona halk arasında "pamuk Söylem" lakabı yakıştırılmıştır.

( 1. şifre: Çukurova = Pamuk )

Küçük yaşta kötü bir kadın tarafından evlat edinilen Pamuk Söylem'in iki kötü övey kızkardeşi tarafından kendisine karşı sistemli bir eziyet, yıldırma, orta sahada pres, kötü imajlama, ve diğer bütün astarsız yakıştırmalar yapılmaktadır. Övey anası onu okula bile göndermemekte ve muhtar'a rüşvet vererek onu yok göstermektedir.

( 2. Şifre: Muhtar = Behlül )

Küçük Pamuk Söylemin en yakın arkadaşları evdeki haşerat ve sonbahar serçeleridir. Bunlardan bilge olanın adı Çıtırcık, tembel olanın adı Pıtırcık'tır. Pamuk söylem işini gücünü bitirdiğinde Çıt ve Pıt'ı patlamış mısır, keten tohumu, yumurta kabuğu, diyet çizi ve diğer haşeratlar ile beslemektedir. Bir gün pıt, solgun şekilde pencerenin eşiğinde yatarken onu bulan Pamuk Söylem, zavallı kuşu içeri alır, ısınsın diye sobanın üstüne koyar, talihsiz kuş, haşlanmaktan saniyelerle kurtulur, ama kurtulur, ve bu anda sıcaklığın verdiği büyü bozma kimyası ile esas kimliği olan Mother fair Tale şekline döner, söylem bunu hal-ü sinemasyon zanneder, oralı bile olmaz, taaki pıt ona güzel bir şekilde:

-Kızımmmm, pamuğummmmm, bili bili biliiii diyene kadar...

( 3. Şifre: Mother Fair = Peri Anne )

Peri Anne ( eski pıt ) ile olan kısa hasbihalden sonra, Pamuk Söylem ona ahvalini anlatır ve masal ritüelindeki bir dizi aksiyon gerçekleşir, saat 12 yi vurduğunda Ihlamur Kasrından sekerek uzaklaşması gerektiğinin bilinci içindeki Pamuk Söylem, Prensin iznini ister, prens Albırt cevaben :

"Şimdi beni ülke çapında araştırma ile vakit kaybettireceksin, ahada gel seni şurdaki övey annenden isteyelim, isterse vermesin, hazır davetliler ve burus vilis ile zarif eşi emma hemming buradayken nikahı kıyalım, masalın geri kalan kısmını tarih istediği gibi ayarlasın." der.

Pamuk Söylem:

"Olmaz sevgili prensim, bende sizin sürdüğünüz parfümden etkilenmedim değil, ama saat 12 yi vurduğunda büyü bozulacak, ve saray eşrafı ve diğer seçkin konuklar benim olduğum gibi halimden hoşlanmayacaktır, o yüzden hazır yazılı tarih varken ne diye rutinden uzaklaşalımki, siz geleceğe dönüş filmini seyretmediniz herhalde," diye cevaplar.

Prens gürültülü bir kahkaha atar, Söylem'in tipik surat bozulma ifadesi yüzüne yapışır, belli etmemeye çalışır ama bu rüyada konuk oyuncu olduğunun bilinciyle sorar:

-Sayın prensim neden güldüler acaba, yoksa herşey bir masaldan mı ibaret? diye sorar.

Prens:

Yok be güzelim, saatler bu gece 1 saat geriye alındı, ve bu dediğim bütün işleri kalan bir saatte hallederiz, ve herşeyden önemlisi, benim bir alerji durumum var, ve bil bakalım neye karşı?

( 4. Şifre: Alerji = Ayakkabı ve ayak kokusu alerjisi )

Pamuk Söylem, bir sonbahar güzünün yazdan kalma saray gecesinde, ve saat 12'ye on kala muhteşem bir tören ve havai fişeklerin mehtabında Prens ile nikah törenini gerçekleştirir.

Düğün pastası yapmaya yeterli zaman olmadığı için, Söylemin balkabağı arabasını saray mutfağında bir güzel "kabak tatlısı" yaparlar ve davetlilere yedirirler, Burus vilis; Pamuk Söylemi kutlar ve ona bu çok özel tatlının Amerika distribütörü olmak istediğini söyler.

( 5. Şifre: Burus Vilis = Balkabağı )

Söylem bu şekilde sabah uyanır. Prenseslere bile nasip olmayacak bir rüya görmüştür, mutludur, gururludur, ama arayış bitmemiştir. Türkiye çapında bir kabak tatlısı restoran zinciri kurmak ve işletmek ile ilgili bir pazar günü arayışı onu beklemektedir......

28 Ekim 2009 Çarşamba

İKONCANLAR NE AYAK ?

Cemiyetimizde İkoncan namlı şaheste bayanlar türedi ve oldukça katma değerli bir pozisyonda seyriendam etmekteler. Moda, çıplaklık, ve serbes hayat bileşenlerinde magazinin odağı oldular, buraya kadar eyvallah.

Önceleri hakaretvari bir ünvan olan ikoncanlık müessesesi, şu an reklam, popülarite, magazin, ve eğlence başlıklarının en önemli vitrin mecrası. ( Bunlardan biride, benim kalem şaheserim olan algı ikoncanı, (bilin bakalım,) Söylem Teyze. )

Ünversitede tezvari bir çalışma yapmıştım, Milliyetçilik ve evrimi diye. Önceleri Türk olmak Osmanlı idadisinde, "hammal, bekçi, çoban, zerzevatçı kimliği ile haşrolmuş" bir topluluğun adı idi, hatta aşağılama ünlemi olarak kullanılırdı. Rahmetli Atatürk, bu kimliği, yeni kurduğu toplumun birleştirici unsuru olarak genişletti ve milli ülkümüz Türkçülük oldu. Eğerki özellikle 1890-1910 aralığında -ben Türküm, ne mutlu Türküm diyene şeklinde dolaşsaydınız, sizi mazhar osman şifahanesine kapatırlardı.

Süreyya - ıvana - eda- derin - isimli ve derin yırtmaca sahip bu bayanlar her ne yaparlarsa yapsınlar, sadece yaşamları ile gündemde olmak kaderine sahipler. Bu bilgiler genel ve çoğunuzca bilinen müşterekler zaten.

Ben ise, farklı ve hayal ikoncanı olan ben ise, bu çekirdek ikoncanların neden tutulduğunu irdeleyeceğim.

Bence bu kadınlara içten içe acıyoruz, bence bu kadınların teşhir handikaplı birer acuze olduğuna acıyoruz, bence bu kadınların ne kadar komik göründüklerinden haberleri olmadığı için onlara şefkat duyuyoruz. Bence bu kadınlar hem bu kadar komik, aynı anda bu kadar ihtişamlı olmalarına karşı, kendi halimize şükrediyoruz. İkoncanlara bile iyimseriz, sosyetenin halk açılımı olan bu kadetlere bile bağrımızı açıyoruz.

27 Ekim 2009 Salı

TOYOT

Söylem Teyze nakit likid hesabında hem günaşırı tortu faizi, hem sabır hem anapara, hemde kadınlara özgü kocasından arttırma birikimleriyle, 71.380 eurosuna 28.225 euro eklentiyi gerçekleştirmiştir. Kendi kendine verdiği söz olan 100.bin euro olduğunun mesajı geldiği anda kendisine bir TOYOT alacaktır. Sonunda kriz odaklı mevduat güven birikiminden gelen 690 lirayı euroya çevirtir, cepten mevduat munzam karşılığı hesap arttırım order yöntemi ile parasını 99.999 euroya denkler. Bu ne mutluluk, bu ne azimdir. Artık peynirli pohaça ile mutlu olan söylem yoktur ama, çocuktan önceki çocuğu almaya emin adımlarla giden bir söylem vardır, ve gerçek olan da budur. Toyot'un ruhsatında Söylem Teyze yazacaktır.

Söylem eşiyle birlikte ve beraber Toyot satan bir plazaya gider. Söylem almayı düşündüğü Toyot benzinli iki kapılı eğer fazla fark yaratmayacak ise tavanı camlı bir versiyon olacaktır. Rengi beyaz tavan ve parlemen mavisi. Eşi ise ona farklı bir söylemde bulunur. Dört kapılı, bağaj'lı, dizelle, ve gümüş rengi, 2 elde değerli.

Kimin dediği olur?

Söylem Teyze'nin rengi plazadaki kırmızı deri koltuklar ile aynı tonu yansıtmaktadır. Tartışmanın konusu tercihler ile alakalıdır.

-Ben iki koltuklu benzinli ve otomatik spor kupe ile bir emelimi gerçekleştiriyorum. Göktürk'te çalışırken direktör denilen havalı tip, bana bu TOYOT'un bir eski modeliyle hava atmıştı. Artı ben bunun parasını tamamen birikimlerin getirisiyle ödeyeceğim. Birde bana özel olmasını, sadece seni ve annemi gezdirme ihtimalini sevdim. Amacım şayet aile tipi olsaydı, zaten senin şirkette kullandığın büyük bir TOYOT var, o zaman hayallerimizi resmedemeyeceksek, ne gerek var araba almaya.

-Ama Söylem, bu tip araçların değer kaybı yüzde 45 lere varıyor, dediğim toyot ise sadece yüzde 15 değer kaybediyor. Ne dedi Soros, krizden çıkmanın vadesi 2015 lere varacak, bu durumda birde çocuk planımız var, uzun ve orta vadeli bakarsan olaylara, beni haklı bulacaksın.

-Ne alakası var benim Toyot'umla Sorozun horozun. Çocuk sahibi olunca satarız, likid nakit hesabımdaki artışla birlikte istediğin anaç Toyot'u alırız. Bu kadar rasyonel.

-ARKADAŞLAR BOŞUNA TARTIŞIYORSUNUZ!

İkisi birden donup kalır ve yukarıya bakarlar. Tüm çevre; filmlerdeki beyaz boyutsuz ve sonsuz ortama bürünür. Yukarıdan gelen ses devam eder:

-Birbirinizin kalbini boşuna kırıyor ve yaşanmışlığın rengini koyu renge dönüştürüyorsunuz. Hayallerinizi birbirine katarsanız ortaya karabasanlar çıkar, herkesin hayali kendine özeldir. Ama ben bile bu tartışmanızda bir türlü kim haklı karar veremedim. Klasik kadın erkek çatışması. Bu yüzden size ihtiyacınız olan tek şeyi ben vereyim, gerisini siz getirin. Şimdi birbirinize sarılın, bir elinizi yukarıya açın, ve gözlerinizi kapatın, beş saniye sonra açın.

Birden o beyaz ortam yerini TOYOT plazanın günlük koşuşturmasına bırakır. Söylem ve eşi ellerindeki şeye bakarlar, tartışlıkları konunun ne kadar boş ve bomboş olduğunu görürler.

İkisinin elinde birer "A" harfi vardır ve plazadan iki adet istemiş oldukları toyotA ile çıkarlar...

HAYALİ BULUŞMA.....M.s.m - S.t. ......

-Öncesi ahirinde birbirini iyi tanımayan ve hiçbir hesapları kalmamış iki kişi neden yıllara meydan okur ve görüşür anlamıyorum dedi Söylem,

Sıfır birden büyüktür dedi Mustafa, yani yazmayı sevdim, kendimi kağıda daha iyi ifade ettim, ve burada olmamız ifadelerin gücüne bağlı, yani nasıl diyorsun, senin bankacılık geçmişinde çok kullandığın, irrasyonalite oldu mu rasyonalite..

Yok anlamanın anlamsız olduğu bir tablo var, az sonra kalkacağım, ama çay gelmeseydi keşke.

Ben içerim, abi kredi kartı geçiyor mu, hadi geçiyor diyelim, kayda girer mi?

Çay bizden abi, burası hayali bir mekan, çay da sanal şeker de abi...

26 Ekim 2009 Pazartesi

KADIKÖYLÜ KAHKAHALAR

Cimbom saçların tarümar gözlerinde fer...

Orta sınıfın takımı ile aristokratların oluşumu karşılaştı ve olan oldu, 10 yıllık gelenek bozulmadı. Artık galataya 10. yıl marşı yazmak düşer.

Her sene bütçelerini aşan transfer yaparak, istiyorlar ki Feneri kadıköyde yenebilelim. Depderin bir kompleks bu. Madem bu kadar ülke parası dışarıya gidiyor, bende Kadıköyde feneri yenebilmenin formullerini Cimbomlulara anlatayım.

Önce İmanını tazele.
Hafta boyu camiden ve dergahtan çıkma.
Yabancı futbolcuları sünnet et, müslüman yap.
Aşırı gerilime alışmaları için oyunculara 220 volt ve 50 amper elektrik ver.
İlk 1 dakika içinde gol ye, fenerin fazla enerjisi boşalır ve motivasyonu terse dönebilir.

Yada bu işi fazla kurcalama, Türkiye nasıl eurovizyonu 30 sene sonra kazandı, belki böyle bir ihtimale sarılmak en iyisi.

Nice 10 yıllara, masonik galatasaray ve onun dışlanmış taraftarı.

25 Ekim 2009 Pazar

FAŞYONABIL İSTANBUL

Kavalli istanbula geldi. Sosteye bu organizasyona full kadro katıldı. Davetliler için su üzerine platform kuruldu. Kavalli yüzde yetmiş milano defilesindeki kreasyonlarını sergiledi, zannetti ki biz modayı geriden takip ediyoruz. Oysa bizim sosyete çok ileri bu konuda. Zaten Kavalli işini yarım günde bitirip, maç seyretmeye italyaya döndü. Sabah çırağan akşam floransa yani.

Bu defile için top model barrafalli seçildi, yani dünyaca ünlü lionard di kaprionun 2000 kalori harcadığı model. Televizyonlar bu model kızımız ile röportajlar yapmak için yarıştı. Sanırım 300 bin euro filan almıştır bir günlüğüne.

Kavalli defile öncesindeki sempatik hareketleriyle kalbimizi kazandı, Türk moda sektörü hakkında övgü dolu sözler sarfetti. Zaten kötüleme ihtimali yoktu, ama iyiki kötülemedi, zaten haburdan girenler yapacağını yapmışken.

Şimdi içimdeki şeytanı pazar gezmesine çıkarıyorum, hassas olanlar okumasın bundan sonrasını, lütfen hatta.

Kurulan platform, o platformu kuran organizasyon komitesinin anasının haznesine girsin. Anasını madırfaktığım kavallinin kreasyonları içinde kendisine rusya doğalgaz borusu girsin. Barrafelinin eline para sayanların kızkardeşlerini ben, annelerini arkadaşım cenk haftasonu otelinde all inklusif ağırlayayım. Bu defileye katılan top modelleri, sırasıyla bütün e tipi cezaevlerine götürüp, erkek mahkumlara defile yaptırayım. Bu defileye 500 lira verip önden seyreden bütün sosyeteyi, cinsiyet ayrımı yapmadan, istanbulun bütün kayıkçıları hain emellerine alet etsin. Hatta bu defileye keşke gitseydim diye içinden geçirenlerin de içlerine geçireyim. Bu olayı ekran ve sayfalarından bizlere taşıyan muhterem medyanın bütün emeği geçenlerine, elim kolum bacağım girsin.

Arada unuttuklarım varsa, hepsinin de anasını bütün nezaketimle anmak istiyorum. Analarını anıym kısaca.

Şimdi şeytanı içeri sokalım.

Seneye bekleriz.....