Yine sıcak, yine buhran, sosu toz olan. Tatil hakkımda yok, araba sat, araba sat rüzgarlarıda sadece samyeli, zavallı tenimi kavuran.
Bu ahvalde 3 yıl öncesiydi. Temmuzun dibi. Genel Müdür çağırdı.
-Seni eski işyerimin kilit müşterisine göndereceğim. Arabayı yıkat, üstünü başını efille, sana Asu eşlik edecek, müşteri onun.
Asu. Adına kanmayın, moleküler çekimi olmayan bir kadın ve korku merkezi. Özel odasında steril, selamı kıt, mesafesi uzun. Bir yıldır şekil hariç hiçbir paylaşımım olmamış bir kazulet. Kerameti kendinden mamul işyeri ikonlarından. Hissiz vampir kadın. Karşıdan gelince koridor değiştirdiklerinizden.
Kendi kendime düşündüm, bu puşt genel müdür beni kovduracak, Asuya'da harcatacak. O yüzden beni korkularımla yüzleşme seansına sokuyor. Yolda giderken şerit değiştirsem Asu gammazlayacak, bir nevi deneme çekimi ama filmin çöpe gideceği belli. Eh anasını satayım şimdiden.
Bütün arkadaşlar bunu duymuş, Asuya şöförlük yapacağımı, cenaze timi gibi dizilmişler, beni teselli ediyorlar. Bu çaycı ne zaman haberi uçurdu arkadaş? Asu merdivenlerin başından göründü, ruhuyla sevilmeyen bu kıza, cellata bakar gibi baktım.
Çıkalım mı Mustafa BEY, dedi.
Buyrun asu hanım. ( bırr )
Motoru çalıştırdım, süs ikonası buz hayret yanıma oturdu. Aslında arkaya oturup, fakrimi yüzüme çarpmak varken.
İşyeri mücavirinden çıkarkene dek konuşmadık. Birden döndü, şefkate saran bir sestonuyla;
Rengin içaçıcı değil, nasılsın?
Ses sanki onun değildide, Cindrellaya kostüm getiren iyilik perisinindi.
Sıcaktan olabilir.
Biraz sessizlik.
Bana sen dedin.
Evet. Ne varki, sen, sen, sen.
Sanırım havaya dişilik molekkülleri sıkmışlardı. Asu, benim yanında yapılması en kırmızı hareketi yaptı. Kapalı ayakkabılarından ayaklarını çıkarıp, koltuğu geriye çekti ve dizlerini topladı, eteği dizaşırı yerleri geçti, ve kültürüm beni yanıltmıyorsa uçuk pembe iç çamaşırıyla selamlaştım.
Bak sevgili musti, ben bir yıldır seninle bir paylaşım bekledim. Sen bu işyerine en fazla, en efendi, ve asla yanılmayacak hislerimle en romantik aşkı içinde besleyen farksın.
8.7, merkez üssüm adaların güneyi..
Asu, arabayı ayran satan bir ağaçdibine çekmemi istedi. Sigara içicisi olduğunu orda öğrendim. Gizemlerini bende sonlandırmayı ister bir venüsün kıskacındaydım. Yürüyelim dedi. Sıcak ona gömleğini bir, iki, sırayla üç dal açtırdı. Pembe südyeninden taşan sinyaller ile akilane hislerim yerini lise çağlarıma bıraktı. Artık bir çekimin kölesiydim. Çamaşır pembe, kilot pembe, herşey pespembe, yer gök pembenin arasından görünmez oldu. Organizma pembe, düşler pembe, asu pembe.
Buz erimiş pembe olmuş, sarılıştık, en şiddetli öpücüğüyle içimi vakumladı, korku perdesi masal perdesinde son buldu. Bu seansın sadece 1 kez olduğunu söyledi, ona aşık olmaya çalıştım ama izin vermedi. Bedenimin gördüğü en taze pembe ile elele helal olduğu meleklerce kabul edilecek bir sevişme yaşadım. Asla bir beden rahatsızlığı duymadım. Vicdansız aşka eser oldu heykellerimiz.
Arabada özü olmayan özüne döndü. Gittik müşteriye 20 araba sattık, ama daha önemlisi, ben artık gizli saklımın beni nasıl kendine inandırdığına hayret ediyorum. Birdaha böyle bir şey yapmadı Asu. su...
28 Temmuz 2009 Salı
Mum Işığında AYTEN
İnsanların daha gerçek hali mum ışığı halleridir. Gün ışığı aslında bir karanlık, çünkü sadece dışa, imaja yansıyor.
Ben size çok müteşekkirim Ayten. Geçmişimden cımbızın alabildiği yegane şahsiyetsiniz. Bendeki yeriniz İstanbul'un en değerli arazisi. Siz'in tabiiki çok zor bir ruhunuz vardı, çözümleyenin fişini çektiğinizi biliyorum. Ben ise kendimden şarjlı hallerimle sizi epey şaşırttım hatta taşırttığım da bakiidir. Sizinle görüşmelerimde esas amacım, o 2000'siz yıllarda, ruh olarak 80'li hatta, sizin içten olarak gülebilmenize aracılık etmekti. Ettim.
Kıymetli Ayten,
Elbette bizlere ömrünü adamış eşlerimiz var. Onların yeri ayrı, mekanları kabe. Asla o yörüngeye girmemeli, zira uzayda kaybolmakla sonuçlanır uzay mekiğimiz. Zaten siz benim, ben sizin ahlakçılığımızı biliyoruz.
Biraz sizden bahsetmek istemiştim, şu yazarlık halleriniz dikkatlerime cezbolmuştu da. Zaten sizinle klasik yuro dolar hesabı açmadık, siz de bana, ben çalışmıyordum, şimdi başladım arada, siz en son bir eğitim kurumundaydınız şimdi nerdeyseniz? bunlar mevzumuz olmadıki zaten. Zaten feyzinizdeki insanlarla yapacağınız türde ceylanlar bunlar.
Siz sözkonusu olunca benim taramalı susmuyor. Kusuruma kalmayın,
Mum ışığında çok güzelsiniz, beni çok eğlendirdiniz gülerken. Kendime güldürdünüz. Size acayip hakkım helal olsun, ayrıca babanada rahmet dilerim, mekanı cennet.
Hadi işte haberler böyle, fazla gözünü bozma gari..
Ben size çok müteşekkirim Ayten. Geçmişimden cımbızın alabildiği yegane şahsiyetsiniz. Bendeki yeriniz İstanbul'un en değerli arazisi. Siz'in tabiiki çok zor bir ruhunuz vardı, çözümleyenin fişini çektiğinizi biliyorum. Ben ise kendimden şarjlı hallerimle sizi epey şaşırttım hatta taşırttığım da bakiidir. Sizinle görüşmelerimde esas amacım, o 2000'siz yıllarda, ruh olarak 80'li hatta, sizin içten olarak gülebilmenize aracılık etmekti. Ettim.
Kıymetli Ayten,
Elbette bizlere ömrünü adamış eşlerimiz var. Onların yeri ayrı, mekanları kabe. Asla o yörüngeye girmemeli, zira uzayda kaybolmakla sonuçlanır uzay mekiğimiz. Zaten siz benim, ben sizin ahlakçılığımızı biliyoruz.
Biraz sizden bahsetmek istemiştim, şu yazarlık halleriniz dikkatlerime cezbolmuştu da. Zaten sizinle klasik yuro dolar hesabı açmadık, siz de bana, ben çalışmıyordum, şimdi başladım arada, siz en son bir eğitim kurumundaydınız şimdi nerdeyseniz? bunlar mevzumuz olmadıki zaten. Zaten feyzinizdeki insanlarla yapacağınız türde ceylanlar bunlar.
Siz sözkonusu olunca benim taramalı susmuyor. Kusuruma kalmayın,
Mum ışığında çok güzelsiniz, beni çok eğlendirdiniz gülerken. Kendime güldürdünüz. Size acayip hakkım helal olsun, ayrıca babanada rahmet dilerim, mekanı cennet.
Hadi işte haberler böyle, fazla gözünü bozma gari..
Mermer Kalp
Her günümde bir eksilmeyi formüle yazarsam:
t-( k? ) = Azalan düzenekte ömür
Her yaşadığım aşkı formülle anlatsam
-=aşk :( belki ve belki %)......."0"
Her giden sevgilinin bende kalanı
m&xyz ( -xyz ) >= m yani kısaca m=m
Gelecekteki aşklardan beklentim ise
.......> + M & xyz >= XXX
Bunun gerçekleşme ihtimali ise
XXX + M = m31
Tüm bunların toplandığı formül ise atomsal değer olarak
xyz + xxx + M&xyz ( XXX ) >=> $.
t-( k? ) = Azalan düzenekte ömür
Her yaşadığım aşkı formülle anlatsam
-=aşk :( belki ve belki %)......."0"
Her giden sevgilinin bende kalanı
m&xyz ( -xyz ) >= m yani kısaca m=m
Gelecekteki aşklardan beklentim ise
.......> + M & xyz >= XXX
Bunun gerçekleşme ihtimali ise
XXX + M = m31
Tüm bunların toplandığı formül ise atomsal değer olarak
xyz + xxx + M&xyz ( XXX ) >=> $.
26 Temmuz 2009 Pazar
DOĞAÇ
( İstanbul. Gece 05. Kimin umrunda? İstanbulda bir semt geceye sarmalanmış. Kimi alakadar eder? Bir otobüs bekleyen adam. Sıradan, çok sıradan. Bir binayı aydınlatan projektör. Bundan basit ne var? İşte o ışıkta kendini parçalarcasına dönen duran çılgın bir kelebek, ışığına kavuşmak isteyen, çıldırmış, gecenin tek hareketi, semtin ve İstanbul'un. Bu beni alakadar ediyor, hemde nasıl, bir ölüm kalım mücadelesi, ışıktan beklenti, aslında ışık onu yakacak belki, ama o kendini parçalıyor. Ebatları sadece kanatlarından, uçmasından oluşan bir böcek, kendini yağmalayarak ışığa kavuşmak istiyor. Hatta ışığın bile umrunda değil. Gecenin hiç değil.... )
Ahmet Emrah TEKGEZER. Asıl adı böyle, pop müzik serüvenine girecek, arkasında müzik prodüktörleri. Burak kutlardan, Tarkanlardan, Sandallar ve Kenanlardan sonra yeni bir ilah üretmek durumundalar. Dosyalar incelendi Ahmeti seçtiler. Sesini dinlemeye pek gerek yok, üsküdar cemiyetinde 3 sene geçiren adam nasıolsa. Ellerinde safilo kalemlerle Ahmet'e bir tip belirlediler ve bu tip Allahtan sonra Ahmete en yakışan poptip oldu. Adını belirlediler. Zamanın bütün trendleri biçildikten ve Cemil İPEKÇİ'ye sorulduktan sonra. Albüme şöyle bir kapak:
muhteşem...
DOĞAÇ..
Konsept belirlediler. Modern Yunus EMRE - Genç Aşık Veysel. Albüm resimleri bu yüzden çuval ve çoban kepeneği giydirilerek çekildi.
Geçmiş belirlediler. Alıcı kitle genç kız ve ergen erkek, yani feminen ağırlıklı, bilgelikten ve karizmadan hoşlanan, orta yüksek gelir gurubu. Bu durumda Doğaç geçmişi şöyle: Yüksek bina ve minarelerin aktarma-temizlik-baca vesair işlerini yerden fersah fersah yüksekte yaparak ancak geçimini sağlayan, eğitiminide bu şekilde yürütmüş, bu yükseklikte şarkılara yüksek bir ruh katmış söylerken ve insanlığa tepeden bakabilmeyi başarabilen bir doğal yetenek.
Çıkış belirlediler. Eskidendi ikonacanlarla görülmek. Şimdilerde üstüne para verselerde ikonacanlar popçulara çıkış sağlayamıyor. Bu yüzden çıkış için Sandal ağabeyiyle birlikte sabah ağarırken bilinmedik kırlarda koşu yaparken çekilmiş resimler. Hani şu eski popçular gençlere el veriyor da, onun yenilenmiş çizgisi talep görüyor ya. Musti'nin yanındaki gizemli genç kim, ağaçlara neden tırmanıyorlar, musti evrimine mi hazırlanıyor, ormanda sandala mı biniyorlar. Meraklandırma kampanyası ve DOĞAÇ'ın çıkışı.
Eh imaj kaygısı hemen hemen giderildi, peki bu adam ne söyleyecek? İşin ürün tarafı nasıl yapılandırılacak? Yeniden trend trenine şöyle bir gözgezdirildi. Halk kendinden bazı esintiler görünce, o ürüne saldırıyor trendinden hareketle, Amatör yazarlar mecrasından iki isimle şarkı sözü üzerine anlaşıldı ve siparişler verildi. Bir kadın ve bir erkek. Mustafa ve Hülya kod adlı kişilerle anlaşıldı. Mustafaya 5000 lira Hülya'ya 10000 lira verilecekti. Mustafa'nın şiirleri:
B. Yüzü
1-Ten Testi
2-Yüreğim Kaldırımlarda
3-Kalpten seken Kurşunlar
4-Eşeyli Üreme
5-Ruhunu alana bedenin bedava
6-Sevişmek gece gece.
Hülyanın Şiirleri
A.Yüzü
1- Sabıkalı aşklardan ibaret
2-Gel küllerden doğalım
3-Hararet kırmızısı
4-Geçmişin tortusuna aşkın korkusunu ekle
5-Zamansız açtı güller
6-Sensin aşkın katili, davulun uzak sesi, bunu erken anladım. ( Türk Sanat Müziği formunda..)
Ahmet Emrah TEKGEZER. Asıl adı böyle, pop müzik serüvenine girecek, arkasında müzik prodüktörleri. Burak kutlardan, Tarkanlardan, Sandallar ve Kenanlardan sonra yeni bir ilah üretmek durumundalar. Dosyalar incelendi Ahmeti seçtiler. Sesini dinlemeye pek gerek yok, üsküdar cemiyetinde 3 sene geçiren adam nasıolsa. Ellerinde safilo kalemlerle Ahmet'e bir tip belirlediler ve bu tip Allahtan sonra Ahmete en yakışan poptip oldu. Adını belirlediler. Zamanın bütün trendleri biçildikten ve Cemil İPEKÇİ'ye sorulduktan sonra. Albüme şöyle bir kapak:
muhteşem...
DOĞAÇ..
Konsept belirlediler. Modern Yunus EMRE - Genç Aşık Veysel. Albüm resimleri bu yüzden çuval ve çoban kepeneği giydirilerek çekildi.
Geçmiş belirlediler. Alıcı kitle genç kız ve ergen erkek, yani feminen ağırlıklı, bilgelikten ve karizmadan hoşlanan, orta yüksek gelir gurubu. Bu durumda Doğaç geçmişi şöyle: Yüksek bina ve minarelerin aktarma-temizlik-baca vesair işlerini yerden fersah fersah yüksekte yaparak ancak geçimini sağlayan, eğitiminide bu şekilde yürütmüş, bu yükseklikte şarkılara yüksek bir ruh katmış söylerken ve insanlığa tepeden bakabilmeyi başarabilen bir doğal yetenek.
Çıkış belirlediler. Eskidendi ikonacanlarla görülmek. Şimdilerde üstüne para verselerde ikonacanlar popçulara çıkış sağlayamıyor. Bu yüzden çıkış için Sandal ağabeyiyle birlikte sabah ağarırken bilinmedik kırlarda koşu yaparken çekilmiş resimler. Hani şu eski popçular gençlere el veriyor da, onun yenilenmiş çizgisi talep görüyor ya. Musti'nin yanındaki gizemli genç kim, ağaçlara neden tırmanıyorlar, musti evrimine mi hazırlanıyor, ormanda sandala mı biniyorlar. Meraklandırma kampanyası ve DOĞAÇ'ın çıkışı.
Eh imaj kaygısı hemen hemen giderildi, peki bu adam ne söyleyecek? İşin ürün tarafı nasıl yapılandırılacak? Yeniden trend trenine şöyle bir gözgezdirildi. Halk kendinden bazı esintiler görünce, o ürüne saldırıyor trendinden hareketle, Amatör yazarlar mecrasından iki isimle şarkı sözü üzerine anlaşıldı ve siparişler verildi. Bir kadın ve bir erkek. Mustafa ve Hülya kod adlı kişilerle anlaşıldı. Mustafaya 5000 lira Hülya'ya 10000 lira verilecekti. Mustafa'nın şiirleri:
B. Yüzü
1-Ten Testi
2-Yüreğim Kaldırımlarda
3-Kalpten seken Kurşunlar
4-Eşeyli Üreme
5-Ruhunu alana bedenin bedava
6-Sevişmek gece gece.
Hülyanın Şiirleri
A.Yüzü
1- Sabıkalı aşklardan ibaret
2-Gel küllerden doğalım
3-Hararet kırmızısı
4-Geçmişin tortusuna aşkın korkusunu ekle
5-Zamansız açtı güller
6-Sensin aşkın katili, davulun uzak sesi, bunu erken anladım. ( Türk Sanat Müziği formunda..)
24 Temmuz 2009 Cuma
DÜNYADAKİ MEKANLARIM
Mekanların sadece bir sevgiliyle anlam kazanması, o mekana biraz haksızlıktır. Ben mekana mekan demem, o mekana tek başıma gitmek içimden gelmiyorsa.
Taksimin yamacı olan bir yer vardı, ilk türk holivudu olan Cennet Bahçesi. Orada bizans imparatorları prenseslerine evlenme teklif edermiş. Bende de megalomanlık varya.
Boş kaldıkça boğaziçinin çimenlerine giderim, ağaç altından boğazdaki gemileri gözlemlerim. Peçesinin ardından göz süzen bir aşuftedir o manzara. Hem seksidir, hem geçen giden gemilerde aşkın mutlak geleceğini görürüm.
Canım türk otantizmi çektiğinde karaköydeki köprü altında gezerim. Almanyadan gelmiş gibi bakarım kendi kültürüme. Canım biraz sonrada güllüoğlundan baklava çekecektir, her biten aşkın ardından istendiği gibi.
Tenimde tuz istersem, bir otobüsle kilyos denilen doğanın garsoniyerinde gizli denize dalarım. Buda benim bodrumum, ikoncanlar çatlasın.
Canım ahiret çekerse, ramazanda sultanahmete çekerim gemiyi. Oruçtan bir saat önce mutaassıp ailelerin şenliği bir köşeye kurulur, ezanın bayrağı minarelere iner çıkarım gözlerimle.
Canım hedonistlik isterse, aksaraydaki sahte cennete, rus azizelerinin fink attığı holivud bulvarına giderim. Bunlara bakmakla ruhlanır bedenim, ama konuşmam asla, sesleri boğmaca olmuş kazlara benzer. Kuğu gölü balesini sessiz sinema olarak izlerim.
Canım cehenneme gidecek insanları çekerse, Bebek semtine giderim. Bana acıyarak göz süzdüren kızlı erkekli tuhaf dünyanın işçilerine aynı acımakla bakarım.
Hayatın delillerini çürütmeye gelince sıra, nişantaşıma kavuşurum. Eski teyzeler nineler, ve eski ben. Ruhların valsini sessizce izlerim, geçmişin ruhlarının. Çocukluğumun anlamsız filmini acılar içinde seyrederek, eski duvarlarıma bakarım. Babamın tokatlarına yüzümü uzatırım.
Haksızlık etmeyelim, bazı aşkla kavrulduğum dişi varlıkların eski semtlerine de uğrarım. O ana dahil olarak o anın hisleriyle yıkanır, çıkarım günümüze.
Taksimin yamacı olan bir yer vardı, ilk türk holivudu olan Cennet Bahçesi. Orada bizans imparatorları prenseslerine evlenme teklif edermiş. Bende de megalomanlık varya.
Boş kaldıkça boğaziçinin çimenlerine giderim, ağaç altından boğazdaki gemileri gözlemlerim. Peçesinin ardından göz süzen bir aşuftedir o manzara. Hem seksidir, hem geçen giden gemilerde aşkın mutlak geleceğini görürüm.
Canım türk otantizmi çektiğinde karaköydeki köprü altında gezerim. Almanyadan gelmiş gibi bakarım kendi kültürüme. Canım biraz sonrada güllüoğlundan baklava çekecektir, her biten aşkın ardından istendiği gibi.
Tenimde tuz istersem, bir otobüsle kilyos denilen doğanın garsoniyerinde gizli denize dalarım. Buda benim bodrumum, ikoncanlar çatlasın.
Canım ahiret çekerse, ramazanda sultanahmete çekerim gemiyi. Oruçtan bir saat önce mutaassıp ailelerin şenliği bir köşeye kurulur, ezanın bayrağı minarelere iner çıkarım gözlerimle.
Canım hedonistlik isterse, aksaraydaki sahte cennete, rus azizelerinin fink attığı holivud bulvarına giderim. Bunlara bakmakla ruhlanır bedenim, ama konuşmam asla, sesleri boğmaca olmuş kazlara benzer. Kuğu gölü balesini sessiz sinema olarak izlerim.
Canım cehenneme gidecek insanları çekerse, Bebek semtine giderim. Bana acıyarak göz süzdüren kızlı erkekli tuhaf dünyanın işçilerine aynı acımakla bakarım.
Hayatın delillerini çürütmeye gelince sıra, nişantaşıma kavuşurum. Eski teyzeler nineler, ve eski ben. Ruhların valsini sessizce izlerim, geçmişin ruhlarının. Çocukluğumun anlamsız filmini acılar içinde seyrederek, eski duvarlarıma bakarım. Babamın tokatlarına yüzümü uzatırım.
Haksızlık etmeyelim, bazı aşkla kavrulduğum dişi varlıkların eski semtlerine de uğrarım. O ana dahil olarak o anın hisleriyle yıkanır, çıkarım günümüze.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
ATOM ÇAĞI'NIN ULTRA FAHİŞESİ
Şu tekno marketlerin önünde birbirinizi ezerek aldığınız elektronik harikası aletler varya, biraz geri durursanız size bir yenisini icat ediyorum.
Üzerinde çalıştığım bu aleti öncesinde kalıp olarak düzenleyip, geliştire geliştire, ruhumu kata kata, empati ve deneme yanılmalarla size, hizmetinize sunacağımı bildiririm.
Kaynak eser olarak yaşanmışlıklarımı kullanacağım. Eserimin kalıbı için dünya tarihinin en güzel kadını olan rus ırkından bir kızı kiraladım. Kız, bikere atadan babadan süper profesyonel. Yüzlerce soyundu giyindi, orgazm taklidi yaptı, ve yine dünya tarihinin en değerli erkeği olan Türk erkeğiyle olan arşivini bana açtı. Dikkat ederseniz malzemeden kaçmıyorum.
Bu prototipe beyin koymak gerekiyordu, gittim, dünya tarihinin en çalımlı ırkı olan latin kadınında karar kıldım. Kendileri aynı zamanda erkek fiziğine ve dayanma kapasitesine en yakın tür olarak kayıtlı.
Birde yürek lazımdı. Onuda fazla zorlanmadan buldum. Ölüyü diriltmekte en maharetli olan, disipliniyle ve mesleğine olan bağlılığıyla dünya tarihinden çekip aldığım Alman kadını. Alman milletinin tarihini okuyanlar bilir, germen ırkının kadınını.
Bu yavaş yavaş şekillenen çalışmaya bir de ruh gerekiyordu. Gene dünyayı turladım, gene arşive tıkıldım, beynimin hücreleri ful mesaiye daldı ve, oybirliğiyle Fransız kadınına karar verdim. Dünya tarihinin sanatta ve ihtilalde en büyük eserlerinin kaynağı olan fransız kadını.
Bilahere yaşam destek ünitelerini tasarlamaya geldi sıra. Öncelikle çok yönlü, ve her özellikten belli bir seviye yakalamış kadını aramam gerekiyordu. Lider özellikli olacak, gerektiğinde erkeğini kayıtsız şartsız destekleyecek, aynı anda anne ve çocuk olma kabiliyetlerinde bir varlık. Uydudan izledikleri için farkettiler ve bana gönderdiler Amerikan Kadınını.
Bu kadının bir diğer özelliği ise, ağır şartlarda hem işini hem kadınlığını uzun yıllar sergileyecek ve kırkından sonra bir kırk daha çıkaracak metanette, gayrette ve onurda birisi olmalıydı. Mailimin uyarısı yandı söndü ve işte karşımdaydı: Japon kadını.
Sıra gelmişti, en önemli birleşeni monte etmeye. Fahişelik vasfını. Ölçtüm biçtim, çarptım böldüm, dünyanın bütün kadınları aynı tahlil sonuçlarını veriyordu. Hemen hemen. Sonunda fahişeliği destekleyen maddeleri işin içine kattığımda, uzaktan bir müzik duyuldu: Samba. Dünya tarihinin en çocuksu ve en ateşli, bileşeni olan Brezilya kadını.
Sıra geldi oral yetenek olan konuşma, aksan, ve sestonu denilen multimedya özelliğine. Burada biraz tembellik yaptım, çünkü o sesi 20 senedir tek geçiyorum. Yunan kadını.
Kendini en sıradışı gösterme diye bir donanıma odaklandım. Windows her 3 senede bir bu konuda patırtı yapar ya, bu paralelde düşünerek ışığı gördüm. İspanyol kadını.
Bu kadar özelliği eklediğim metal fahişenin güvenlik ayarlarınada bir katkı gerekiyordu. Fahişeliğini her zaman göstermesi durumunda ayarlarını korumanın imkansız olduğu gerçeğiyle. Öyleyse fahişe ruhunu en iyi saklayan bir türe odaklanmalıydım, ışıkları kapattım ve onu gördüm. Arap kadını.
Eh bu kadar emek ve zaman harcarsınızda, onu fahişelik denilen dayanılmaz hafiflikten koruyacak bir asalet duvarı gerekmez mi? Onuda buldum. Duvarı aşmak zor olsada, İngiliz kadını.
Artık piyasa sürümü hazırdı. Sıra pazarlamaya geldi. Sen gel dünyanın özelliğini bir üründe topla ve onu Türkiyede sat, arkanda medya da yok, holding de, yabancı sermayede. Bu durumda bir katkıda bizim iç pazardan almak gerekiyordu.
Modelimin adı: Türkan. Dünyanın hiçbir enine sahip olmayan ama kendisini dünyanın en tepesinde gören: Türk Kadını....
Üzerinde çalıştığım bu aleti öncesinde kalıp olarak düzenleyip, geliştire geliştire, ruhumu kata kata, empati ve deneme yanılmalarla size, hizmetinize sunacağımı bildiririm.
Kaynak eser olarak yaşanmışlıklarımı kullanacağım. Eserimin kalıbı için dünya tarihinin en güzel kadını olan rus ırkından bir kızı kiraladım. Kız, bikere atadan babadan süper profesyonel. Yüzlerce soyundu giyindi, orgazm taklidi yaptı, ve yine dünya tarihinin en değerli erkeği olan Türk erkeğiyle olan arşivini bana açtı. Dikkat ederseniz malzemeden kaçmıyorum.
Bu prototipe beyin koymak gerekiyordu, gittim, dünya tarihinin en çalımlı ırkı olan latin kadınında karar kıldım. Kendileri aynı zamanda erkek fiziğine ve dayanma kapasitesine en yakın tür olarak kayıtlı.
Birde yürek lazımdı. Onuda fazla zorlanmadan buldum. Ölüyü diriltmekte en maharetli olan, disipliniyle ve mesleğine olan bağlılığıyla dünya tarihinden çekip aldığım Alman kadını. Alman milletinin tarihini okuyanlar bilir, germen ırkının kadınını.
Bu yavaş yavaş şekillenen çalışmaya bir de ruh gerekiyordu. Gene dünyayı turladım, gene arşive tıkıldım, beynimin hücreleri ful mesaiye daldı ve, oybirliğiyle Fransız kadınına karar verdim. Dünya tarihinin sanatta ve ihtilalde en büyük eserlerinin kaynağı olan fransız kadını.
Bilahere yaşam destek ünitelerini tasarlamaya geldi sıra. Öncelikle çok yönlü, ve her özellikten belli bir seviye yakalamış kadını aramam gerekiyordu. Lider özellikli olacak, gerektiğinde erkeğini kayıtsız şartsız destekleyecek, aynı anda anne ve çocuk olma kabiliyetlerinde bir varlık. Uydudan izledikleri için farkettiler ve bana gönderdiler Amerikan Kadınını.
Bu kadının bir diğer özelliği ise, ağır şartlarda hem işini hem kadınlığını uzun yıllar sergileyecek ve kırkından sonra bir kırk daha çıkaracak metanette, gayrette ve onurda birisi olmalıydı. Mailimin uyarısı yandı söndü ve işte karşımdaydı: Japon kadını.
Sıra gelmişti, en önemli birleşeni monte etmeye. Fahişelik vasfını. Ölçtüm biçtim, çarptım böldüm, dünyanın bütün kadınları aynı tahlil sonuçlarını veriyordu. Hemen hemen. Sonunda fahişeliği destekleyen maddeleri işin içine kattığımda, uzaktan bir müzik duyuldu: Samba. Dünya tarihinin en çocuksu ve en ateşli, bileşeni olan Brezilya kadını.
Sıra geldi oral yetenek olan konuşma, aksan, ve sestonu denilen multimedya özelliğine. Burada biraz tembellik yaptım, çünkü o sesi 20 senedir tek geçiyorum. Yunan kadını.
Kendini en sıradışı gösterme diye bir donanıma odaklandım. Windows her 3 senede bir bu konuda patırtı yapar ya, bu paralelde düşünerek ışığı gördüm. İspanyol kadını.
Bu kadar özelliği eklediğim metal fahişenin güvenlik ayarlarınada bir katkı gerekiyordu. Fahişeliğini her zaman göstermesi durumunda ayarlarını korumanın imkansız olduğu gerçeğiyle. Öyleyse fahişe ruhunu en iyi saklayan bir türe odaklanmalıydım, ışıkları kapattım ve onu gördüm. Arap kadını.
Eh bu kadar emek ve zaman harcarsınızda, onu fahişelik denilen dayanılmaz hafiflikten koruyacak bir asalet duvarı gerekmez mi? Onuda buldum. Duvarı aşmak zor olsada, İngiliz kadını.
Artık piyasa sürümü hazırdı. Sıra pazarlamaya geldi. Sen gel dünyanın özelliğini bir üründe topla ve onu Türkiyede sat, arkanda medya da yok, holding de, yabancı sermayede. Bu durumda bir katkıda bizim iç pazardan almak gerekiyordu.
Modelimin adı: Türkan. Dünyanın hiçbir enine sahip olmayan ama kendisini dünyanın en tepesinde gören: Türk Kadını....
21 Temmuz 2009 Salı
AYTEN GEÇEN GÜNLERDEN BİRİNDE BENİ ARAMIŞ
Zaman, oluklardan sızan su gibi. Farketmesemde akıp duruyor. Her halükarda kendine bir suyolu bulacak, engel tanımayacak, zaten artık su sızmıyorsa, hayaletler gemisine bindiğimin resmidir artık.
Geçen hafta aramış beni bu meşhur zat. Telesiktiretime mesaj bırakmış. Ayten yavuz kızdır, nefret eder ama severim, görmek ister, ister ama istemezuk derim. Elini tutmak hayalleri beni az meşgul etmemişti trafikte kalmış otobüslerde, daha metrolar yokken. Ben sırf bu yüzden minibüsler dururken otobüse binerim ama Ayten bunu bilmez.
Ayten bana mesajında demişki, üzerimde çevresel baskılar hortuma dönüşüyor, yavrulamam konusunda beklentisi olan herkezin selamı bile değişti, selaymünhamile, aleykümbebe..Kocam bu konuda bana baskı yapmıyor, benim kararıma endeksli ama, arasıra gece bakıyorum, yastığın kulağını öpüyor, pofunu okşuyor, kıçını pofpofluyor. Adam bilinçaltına sarmış sarmalamış, ben nezaman kağıt banknotların ön yüzüne baba olarak resmedileceğim gibisinden. Mustafa, ben kimsenin bildiği kızlardan değilim, statüyü sağlayan çocuk doğurmaksa, bunu ben confirme ederim, baskılara kanıp imzalamam demiş, bi kaç şey daha demiş ama bant sardığı için sesler boğuntu olarak çıkmış.
Bende alınca mesajı, bantı başa sardım, Aytenin duyamayacağı şekilde banta kayıt yaptım. Öyleya bu sözleri bana aytenin kendisi değil bant kaydı naklettiği için, muhatabım bant. Biraz birazda bunlar vebal altına sokar adamı. Aytenin huysuz ruh olduğunuda biliyorum, ben yokken evde hizmetçi doldurmuş banta bunları diyebilir. Sonrada bahçıvanla çocuk yapmaya çalışmış, hizmetçiyi kovdum tazminatsız diyebilir. Bu durumda arkadaşı sinirlendirmemek gereğiyle, muhatabım hizmetçi, şayet hamile kaldıysa muhatabım bahçevan.
Bak bunlardan biri,
Çin atasözlüğü takar atgözlüğü,
Kalmadı babandan sana miras, çocuklarına vericen dünyanı biraz,
Ortaya çıkınca ciyaklar vıyaklar, yaşlandığında ise türlü türlü kıyaklar,
Madem sen bi numara büyüksün bu bataklı dama, ne iş yaparsın ki sadece yama,
Ömür kendini tekrar etmekle devinir, orta yaşa geldiysen mezarcı hafif sevinir.
Ne yaparsınki bu iş dünyanın devri, gençliğinden beri aynısın, daima fevri.
Madem buldun kendine hayatında bir eş, söylermisin bu tahtanın neresi yaş.
Gireceksiniz bir yaz günü çarşafa birlikte, çarşaf akpak olacak eşsiz temizlikte.
Senin yerine ben dokuz ay on gün yatarım. Bakacak gücün yoksa çocuğada ben bakarım.
Ayten, mesajı aldın mı?
Geçen hafta aramış beni bu meşhur zat. Telesiktiretime mesaj bırakmış. Ayten yavuz kızdır, nefret eder ama severim, görmek ister, ister ama istemezuk derim. Elini tutmak hayalleri beni az meşgul etmemişti trafikte kalmış otobüslerde, daha metrolar yokken. Ben sırf bu yüzden minibüsler dururken otobüse binerim ama Ayten bunu bilmez.
Ayten bana mesajında demişki, üzerimde çevresel baskılar hortuma dönüşüyor, yavrulamam konusunda beklentisi olan herkezin selamı bile değişti, selaymünhamile, aleykümbebe..Kocam bu konuda bana baskı yapmıyor, benim kararıma endeksli ama, arasıra gece bakıyorum, yastığın kulağını öpüyor, pofunu okşuyor, kıçını pofpofluyor. Adam bilinçaltına sarmış sarmalamış, ben nezaman kağıt banknotların ön yüzüne baba olarak resmedileceğim gibisinden. Mustafa, ben kimsenin bildiği kızlardan değilim, statüyü sağlayan çocuk doğurmaksa, bunu ben confirme ederim, baskılara kanıp imzalamam demiş, bi kaç şey daha demiş ama bant sardığı için sesler boğuntu olarak çıkmış.
Bende alınca mesajı, bantı başa sardım, Aytenin duyamayacağı şekilde banta kayıt yaptım. Öyleya bu sözleri bana aytenin kendisi değil bant kaydı naklettiği için, muhatabım bant. Biraz birazda bunlar vebal altına sokar adamı. Aytenin huysuz ruh olduğunuda biliyorum, ben yokken evde hizmetçi doldurmuş banta bunları diyebilir. Sonrada bahçıvanla çocuk yapmaya çalışmış, hizmetçiyi kovdum tazminatsız diyebilir. Bu durumda arkadaşı sinirlendirmemek gereğiyle, muhatabım hizmetçi, şayet hamile kaldıysa muhatabım bahçevan.
Bak bunlardan biri,
Çin atasözlüğü takar atgözlüğü,
Kalmadı babandan sana miras, çocuklarına vericen dünyanı biraz,
Ortaya çıkınca ciyaklar vıyaklar, yaşlandığında ise türlü türlü kıyaklar,
Madem sen bi numara büyüksün bu bataklı dama, ne iş yaparsın ki sadece yama,
Ömür kendini tekrar etmekle devinir, orta yaşa geldiysen mezarcı hafif sevinir.
Ne yaparsınki bu iş dünyanın devri, gençliğinden beri aynısın, daima fevri.
Madem buldun kendine hayatında bir eş, söylermisin bu tahtanın neresi yaş.
Gireceksiniz bir yaz günü çarşafa birlikte, çarşaf akpak olacak eşsiz temizlikte.
Senin yerine ben dokuz ay on gün yatarım. Bakacak gücün yoksa çocuğada ben bakarım.
Ayten, mesajı aldın mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)