4 Haziran 2022 Cumartesi

Yalova Resimleri

Hani iş güç yok ya, sizi otel tanıtımı için yalovaya götüreceğiz dediler bedava tatil distüru sunuyorlar yanında. Hani ben de gittim. -Yalova benim şehrimdir! demiş Atatürk, Yalovaynlar da yazmışlar bir anıta, ama bu sözde bir hikmet nüans idealizm göremedim. Yalova zaten şehir değil, istanbulun ilçesiydi yakın tarihte, ama prens çharles hesabı, onu da istanbulun çocuğu değil arkadaşı yaptılar, ama yalova halen daha küçük kardeş. Yalova çevresi termal otellerle dolmuş, su şifadır bu şifadır diyorlar tanıtımda ama düşüncemde daha çok kaçamak turizmi ve fuhş sity için kalkınma modeli ağır bastı, gözlem canım gözlem. Bana tanıtımla görevli arkadaş bana adana-istanbul hattında yaşadığı acı dolu hikayesini anlattı, 20 yaşında 2 çocuklu anne desem anlarsınız gayrısını, şiddet, dram ve kaçış hikayeleri ile film gibi hayat. Bebekte frappachino mu machiatto mu hot mu frozen mi içeceğine karar vermekte zorlanan 20 yaşındaki kızlar geldi aklıma. Epey zorladılar bir şey almam için ama geçmişinde 30 yıla yakın canavar insanlarla boğuşmuş ve aklı halen daha zehir hafiye modunda olan mustafaya bişey satmaları bilimkurgudan fizikötesinden hayalaleminden ayrı düşünülemez. Önce can! abiler. Sabaha karşı istanbuldaydım, şairlerin saati 4 te. Beynim biraz termal kaynadı, hemen yazıp atmak istedim günlüğüme. Yalova beni tanıdı, ben onu zaten tanırım küçüklüğümden.

2 Haziran 2022 Perşembe

Noktürel Örgütler Belası

Nöktürnal kelime anlamı gececil demek, yani yaşamsal faaliyetini geceye endeksleyen canlılar. Bu durumda insanlar ne oluyor, tartışın durun kahve bağımlısı genç nesil :) Bir de tabelası olmayan ama süper belirleyici konumda bazı örgütler var, kayıtlı değil resmi değil tanınır bilinir değil, hatta algılanır bile değil. Ama inanılır. Mealmesela, otomotivde çip krizi var diyorlar, sektörün kazancı yüzde 3000 lere geliyor. Saf insan inanıyor ve parasını boca ediyor bir yerlerde saf tutabilmek adına. Aslı esası çip çük çak krizi yok, olmadı olmayacak. Mesela yine, bu sene patates un mercimek dediklerinde, ne kadar stok varsa eriyor ve büyük para tortusu birilerinin cebine akıyor bu erimede. Mesela devletin 2 aylık bütçesi kaldı, merkez parasız kaldı filan diyorlar, bankalar anasının amı kadar kredi basıyor piyasaya, hoop gereksiz borçlanmadan dolayı finans sektörü şarabı kıç deliğinden içmeye başlıyor. ( not: bankacılar çok güzel göbek atar gerdan kıvırır, şakirayı emekli edecek becerilere sahiptir kadın olsun erkek olsun ) Saf insan inanır. Daha 10 tane örnek veririm vermesine ama bilinci yayamam, soygunu önleyemem, yargıları yönlendiremem. Sadece elinde silahla banka soymaya çalışanlara kah kah gülerim, onlara dili geçmiş zaman askerleri olarak bakarım. Siz inanmaya devam edin, ben namazımı kılmaya müsadenizle.

1 Haziran 2022 Çarşamba

MELEK MOSSO

Sezen aksunun yerine güçlendirilmiş parlementer sistem gelmeyeceğine göre elbette bir veliaht belirlenecekti. Bu adayın büyük reklam afişleri, promosyon kampanyaları, pazarlama dalgaları ile kıyılarımızı dövmesi yerine, yetenek ve ses tatlarının algılanması ile duyularımızda yer alması sağlanmalıydı. Bu işleri tasarlayanlar elbette zeki ve kararlı adamlar, ve bu konuda 88 kayseri doğumlu Melek DAVARCI ile strateji oturtma isabetini buldular. DAVARCI soyadı Mosso olarak değişmiş olsa da, nüfus kağıdını esas alabiliriz. Ve şimdi bu yıldız adayımızın yıldızını parlatacak bir gelişme olan konser iptali yaşandı. Oradaki konser organizatörü vakıf dernek bu konseri iptal ederek Meleğe adeta kanat taktılar, sihirli bir çift kanat. Aynen yıllar yıllar önce Türkiye güzeli seçilip, sonradan tacı geri alınan Hülya avşar gibi. Gerçi o zaman Kenan Evren vardı, istediğine taç takar, istediğinin tacı ile birlikte kafasını da alabilirdi. Şimdiki melekçi takımı o geçmiş zamanda protesto yapsalar sanırım hepsi birer melek olur, göklere uçardı. Meleğin bağlı olduğu organizasyon şirketi illaki konser tanıtım reklam söyleşi fiyatlarını güncele oturtmuştur bile. Davar değiller ya, yükselen bir yıldızımız var, tartışmaların odağına yerleşmiş, mini mini sevimli bir kediciğimiz var, Melek Mosso, yakında yeni bombalarla huzurumuzda. Oldu da yıllar Meleğin tacını geri aldı ve Sezenin koltuğu boş kaldı diyelim, survivor 33. sezonunda Melek ile Batuhanın patates paylaşım kavgası ile hatıralarımız canlanır, hadi hayırlı işler.

MONOBLOK

Dünya, asla ve asla, -toprak, kaya, eriyik katmanları ve bi sıkımlık sudan oluşan bir yuvarlak değildir, kurallar, şartlar ve tepkimeler birbiriyle analitik ve katojenik bir ilişki içinde dönüşünü ve dönüşümlerini yapar. Mesela dünya kütlesinde 500 milyonda bire yakın hacim işgal eden insan yaşayanı vardır. Tahminen dünyadaki magnezyum elementi de insanların toplam ağırlığı kadar burada yer bulur, sanırım binden fazla element te toprağa gömülü yatmaktadır. Şimdi esas konuya gelelim. Dünya bir ilim marifetidir, ve dünyanın dönüşünde milyar marifet, fırdöndü bir faaliyet ile yaşamın altyapısını bize hazır eder. Yani herşey insanın emrine sunulur, fakat bunun bir bedeli olduğunu hiçbir insan düşünmek ve ödemek istemez. Bu durumda her ödenmeyen bedelin karşılığında bir icra mahkemesi kurulur ve kapımızın zili icracılar tarafından çalınır ısrarla. Bu minik icraların temel hizmeti büyük mahkemeye veri sunmaktan ibarettir, ama biz bu icracıları bile kapıdan kovma gayretindeyiz tuhaf bir şekilde. Mesela bir icra örneği pandemiydi, dünyada bir organizma haricinde hiçbirşey olmadığımızı hatırladık. Savaşlar da birer icra faaliyetiydi, bize kendi kendimizi budattı. En son icra; biraz daha kapsamlı bir dosya olan gıda ve kaynak kıtlığı olarak kapımızı çalıyor, ve topraktan uzaklaşırsanız daha fazla beslemeyeceksiniz mesajını veriyor. Şehirlerde internete boş muhabbete, hava atmaya, caka satmaya, hak yemeye verdiğimiz mesaiyi topraktan, doğadan esirgedik, sadece para ile günü geçirdik, neticesinde çocuklarımız toprağa eğilip, onu ekmek biçmek, üretmek zorunda. Herkesin geliri artık ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak, yani toprağa yüz sürmek zaruri oldu, şehirlerden göç edip toprağa misafir olmak zorunda kalacak nesillerimizin devamı, topraktan geldiğimizi unuttuğumuz için, toprağa dönüşümüz hızlanacak, öyle yada böyle...

30 Mayıs 2022 Pazartesi

Maradona Tayyip

Günümüzün Türkiyesi renk renk ifade edilse, bilinenin üzerine 20 tane renk gerekiyor. İnsan kökeni, politik kimlikleri, gelir sıralaması, demografik yapıları ile çoğalan, açık kapalı ara renkler ile bezenen, ve birde her renge girebilen tiplemeler. Haliyle burada en çok oyu almak birinci kural ve bu kuralı en çok yansıtan renk şu an Tayyibin çağrısı. Dün yaptığı millet bahçesi mitinginde bu kuralı sonuna kadar hissettik. Oraya gelen renkleri bildiğim yada ulaşabildiğim kadariyle sıralamam gerekiyor. Her şartta tayyipçiler, orada sandviç gazoz oyuncak dağıtılır beklentisi olanlar, Tayyip bizi sevindirecek müjde verir diye düşünenler, parti teşkilatı gözetiminde olanlar, buraya uçak iniyordu şimdi biz burada gezeceğiz diye çocuklarını heveslendirenler, karşı görüş olup deplasman fobisini atmak isteyenler, otobüs vapur metrobüs bedava avantajını iliklerinde hissetmek isteyenler, ekonomi mağduriyetinde bile tayyibin arkasında inadına durursak iş değişir diyenler, miting fotoğraflarını birgün lazım olursa sosyal medyasına rezerv yapmak niyetliler, tayyip kaçacak mitosuna inanıp son bir kez görelim diye tarihe not olmak isteyenler, katılım az olursa tayyibin morali bozulur ve bizi geri postalayabilir ihtimalini berteraf etmek isteyen mülteciler, millet bahçesi açılınca aktivitelerden bedava bilet kazanırız ihtimalini kuvvetli görenler, pazar günü maddi faturasını bu miting ile minimize etmek niyetliler, ak partili paralı bekarları muhtemel arkadaşlıklara döndürmek isteyen telli baba abonesi umudun kızları, emeklilikte başa takılanlar korosu, dernek faaliyetini kuvvetlendirmek isteyen başkan adayları, ve daha nice renk ve renkliler. Bana da sormak isterseniz ben katılmadım ama alanın dolacağını tahmin ediyordum, çünkü insanların avuç avuç ümide ihtiyacı var, zaten buradaki tüm renkler kendine göre bir ümide zemin olsun diye alanı doldurdu. Şimdi anladınız mı ümit ne kadar değerli, ve her rengin rengini ümit oluşturuyor.

27 Mayıs 2022 Cuma

Etkisiz Hale Getirilenler

DUYGULARIMIZ, aynen yaz ile kış arasında bahar kalmadığı gibi, aynen insanları bir araya getiren tek şeyin menfaat olması gibi, duygusallık ta artık fare boku nevinden bir pislik gibi görülmeye, duygusallar ayıplanmaya, duygular erimeye başladı. Sadece 5 duyu organı artı penis vajeyna gibi sensörler kaldı. Elimizde kaldı hatta. BAYRAMLAR, hani o eski bayramlar nerde klişesi ile üzerine toprak atılır oldu bayramımızın, şimdiki bayramlar şikayetçi, mutaytlar ( müteahitler ) her yeri kapladığı için kurulacak yer bulamıyorlar, bu durumda didim alaçatı çeşme bodrumdaki turizmcilerin penislerine yaramakta bayramlar. ÇOCUK MASUMİYETİ, çok az sayıda çocuk internet oyun laptop sosyal medya canavarından kurtulabildi, dünyada bilinmeyen bir yerde bebekleriyle oyuncak arabalarıyla veya ne bulabildiyseler, onunla oynuyorlar. SAYGI, ne zaman ki türkücülerin ağzında sakız oldu, o zaman anladım saygının kendine saygısının kalmadığını. Artık maillerin son cümlesi olarak kullanılır oldu, yakında fosilleri bulunur bir yerlerde, kaldıysa tabi. BEREKET, hani yağmurların bize indirdiği bişey vardı, bulaşıcıydı, her yere yürürdü, yüzü güldüren bir yanı vardı, şimdi yerini excel tablolarında bir sütuna bıraktı, madde olarak algılanır oldu, işin bereketi kaçtı, anlasanıza. KALİTE, hani habire ölçülmeye, yükseltilmeye, yaymaya, hava atmaya çalışılan bir olgu var, işte o öldü, yanında uzaktan akrabası olan nicelik görüldü en son, ondan şüphe duyuluyor, sayılabilir ve tartılabilir olduğu için, hissedileni yani ters orantısı kaliteyi öldürdüğü söyleniyor.

24 Mayıs 2022 Salı

Yedi Farkı Buldum

Sanırım tarih yazacaktır ama ben yine de kendimce Zengin&Fakir arasındaki yedi temel farkı buldum. Çoğu sinema, roman, dizi, haber vs'lerde temel konu zengin fakir ayrışması - çatışması - farkları - bakış açıları değil mi? Konu gayet zengin, gündem de bu kadar fakir olunca yazasım geldi. 1- Zengin bir zamanlar fakirdi, şimdi fakır oldu, fakir bir zamanlar zengindi şimdi fakılır oldu. 2. Zengin hep endişeli ve eleştirmendir, fakiri ölesi böcek olarak görür, fakir dirayetli ve umutludur, şartların olumluya döneceğini düşler, zenginden bişey umar, onu can suyu olarak görür. 3. Zengin fakir diyaloğunda zenginin ana tema'sı kendisinin de bir sürü tehdit, zorlayıcı koşul ve sıkıntı silsilesinde olduğundan bahsetmektir, genellikle eskinin daha iyi zaman olduğuna atıf yapar, fakir bunu dinler ama zenginin korunma içgüdüsüyle görüntüyü karıncalandırdığını anlar ve susar. 4. Zengin fakirin olası taleplerine karşı zaten halihazırda yaptığı yardım ve iyiliklerden hatta dünyanın denge tahtasını kendisinin tuttuğundan dem vurur, kendisinin ne yaparak bugünkü hale geldiğini anlatmak şeklinde fakire yol yordam gösterir, fakir yorganına sarılır. 5. Zengin yaptığı yüzde 1 lik harcamasının fakirin yüzde 100 üne denk geldiğini iyi bildiği için fakirin ayarlarıyla oynamış olur, fakir zengine acıyıp onun için bir faydada bulunmayı teklif eder. 6. Zengin malının 40 ta biri olan zekatını fakire harcayacağı zaman, ettiği laf, verdiği selam olarak kayıtlara geçirir, fakir ekmeğini 40 yerine 41 parçaya böler. 7. Zengin birgün harcamaktan bıkınca bir bayat ekmeği fakire verir, fakir bu iyiliğin ilk olduğunu düşünür ama bu son iyiliktir aslında, hatta zengin bu ekmeği birgün fakire karşı koz olarak bile kullanacaktır. YAHU Mustafa sen zengin düşmanı mısın veya fakir bir adammısın da bunları yazarsın diyene sözüm şudur, zengin fakir olayı bir psikolojik vakaadır ve aynen ısınan suyun buharlaşması, gaz yutan amelenin osurması, martta kedilerin çatıya çıkması kadar doğal bir oluşumdur.