14 Eylül 2010 Salı

SEN MİSİN ANNENİ DİNLEYEN?

Annelere saygıdan taviz verecek olanın kıçı büzüşe.

Kuşak farkı dediğimiz düttürü dünyanın zurnalarından en ikilemli ikilemi hepimizin başında, ya kuşağız yada kuşak başımıza sarılıyor. Saran ve sarılan yanyana, sarmak yada sarılmak aynı anda.

Erkek olalım, erkeksi olalım ( kadınları kastediyorum ) biz anneleri dinleme modundayızdır genellikte. Zira hayat verene en yakın olma sıfatı annededir. Hatta anne olan kadın daha şereflidir.

Özümüz annedir.

Ama annelerin, her ne kadar çok özelimiz olmasına rağmen , bazı hesapsız hareketleri müeccel burada,

yani;

fazla garantici, fazla duyarlı, fazla risksiz, fazla sakin, ve en az getirisi olan şekilleri bize tavsiye ederler, zira anneler için en büyük getirisi bizim selametimizdir.
Haaa, anladınızzzz.

Şimdi annelerimiz hakkında biraz daha analizci ama biraz daha onları sayarak severek düşünebilirsiniz.

11 Eylül 2010 Cumartesi

EVRENİN SINIRINI ZORLAYAN SORULARLA KARŞINIZDAYIM

Fazla rikkate, dialize, consülütasyona girmeden, kapsamlı soruşturmama başlıyorum.

Petrol yakıtı, yani yeraltında inorganikleşmesini tamamlamış eski canlıların bilcümle bedeninin, çökerek, eriyerek, yağlaşarak, difüzyon ve arınmalardan sonra gelecek nesillere bırakıtı olan madde. Tanım doğru sanıyorum.

Ahretsel tanımlamalarda ise belli benzeşmeler var. Ölme sonrası. Biliyorsunuz bedenimizde bazı kraliçe hücreler var, ve bütün bedenin yaşamı bu kraliçe hücrelere hizmete odaklı. Daha çok gen taşıyan hücreler. Söylem şimdi ayağa kalkacak ve diyecek ki, beyin dahil göz dahil bütün hücreler ayrışır!

Sen zaten apayrısın. Referanduma odakla kendini.

Buradaki sorum şu. Acaba ruh dediğimiz bileşenin yolculuğu, kraliçe hücreler üzerinden, bedenin aşamalarına şahit olarak bize birşeyler mi anlatıyor.

Mesela yanacağımız gerçeği. Kraliçe hücrelerimiz petrole dönüştüğümüz andan mı bahsediyor, sonra, yandıktan sonra, karışacağımız atmosfer cennetimiz mi.

Yani ilahi bağlantı, ve petrol oluşum süreci ne kadar kardeş, yoldaş, kaderdaş?

dÜNYAYI ZIPLATMAYA DEVAM EDECEĞİM.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Haylazım Bayram

Çeşitlenmedik ne kaldı ki Bayramlar üzerine?

Bilinmedikleri söylesem kısa devre yapar mı şenliğimiz?

Bayramlarda daima 2 psikoloji hakimdir.

1.

Geçen zaman ve ölüm odaklı kilometre taşı psikolojisi ( - )

2.

Sevinç dalgasının sardığı atmesforik psikoloji ( + )

Bu iki metamuntazam daima birbirini çeker bayramlarda. Farklı vektörler gibi farklı taraflara.

Ama kesin olan şudur ki, bayram metamorfozunda bu iki psikolojinin daima varolacağıdır. Zaten Türkinsanoğlunun bütün çabası bayramlarda, eksiyi artıya götürme çabası şeklinde geçer. Bu megaikilemi es geçen ve yoksayan, yada tatile çıkan bütün bayraminsanları, en sonunda bu bilançoya dahil olmak zorundadır.

Size 1,27 yıldır buradan bazı kavramları süzgeçleyip, kaynatıp, doğrayıp, dilimleyip yada giydirip, bazı tanılamalarda bulunan biriyim. Kutsal mıyım, yok hayır, bilge miyim, yok hayır, doktor muyum yok hayır. Ama bildiğim yolda aynen katır gibi size sunmalarıma devam edeceğim. Okumayarak demokratik tepkinizi koyun aslında, okunmak istemiyorum, sadece okumak istiyorum. Bana "düzleştirici jel" diyebilirsiniz ömür tezgahında.

Yazı şeklimi, iskeletimi, tadımı bazı yorumlarda gördünüz, sonunda ben vermek zorunda kaldığım için hakkımı

BENİM YAZILARIM "KEMİKLİ MASALLAR"

GERÇEK VE HAYALİ HARMANLAYIP, İNŞAAT MOLOZUNDAN SARAYLAR YAPMAKTI HAYALİM.

Bu bayramıda bu saraya katarsam ne? diyebilirime geldiğimizde:

Helal sana bayram abi, ramazan dayıyı solladın. Şu kısa boyunla, şu güdük motorunla, deryada dümensiz kalmış bizi çekeleyebildiğin kadar çekhele. Sanada çok sağol, zira bir aydır vitaminsiz ve sakarinsiz kalmıştı beden. Ama bu sayede ruhum duruldu, şimdi sen geldin, ortam kuruldu, şenlik dürüldü, öpebildiğim kadar insan öpeceğim, ve hatıranı ebediyete sürükleyeceğim.

Müsaade edersen Nişantaşında toplanacak para ve şekerler var daha çisil çisil, uzun eşeke de bineceğim, 2 film birdenede gideceğim, babaannemin yüz lirasını çekeceğim, beyaz mendil kirleteceğim, barış abiye eşlik edeceğim, eşşeklik edeceğim, bidaha gel bayram abi, daha dönmedolapa pineceğim....

5 Eylül 2010 Pazar

ŞİŞHANE ve KAVAL

( şiirin üst 2 dizesi alıntı, alt iki dizesi kalıntı )

Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik
Bir güzellik doluyor gülden ve şiirden
Martılar konuyor omuzlarıma

Gözlerim İstanbul oluyor birden
Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde
Sonra hemen kaybetmek hemen her yerde
Ne güzel bineceğin vapuru kaçırmak
Yapayalnız kalmak iskelelerde

Nadimi olmuşum uykunun;
Gözlerin yastık olmuş,
Sözlerin seher.

Yağmurun bir damlasıyım pencerende,
İster sevginle ister şefkatinle gel.
İçimde bir tılsım senin adın;
Öpersen kurbağanım, öpmezsen mahsun bir kel.

4 Eylül 2010 Cumartesi

KARMENA MENDOSA POTBURİSİ

Cahillik kadında güzel durabilir mi?

Aslında karmen romanının 1/1 içeriğini bilmiyorum. Aşk mı, özgürlük mü, mücadele mi, güzellik mi, hepsi mi?

Karmeni biliyorum ama, flemenko şarap gül dans ateş kırmızı. Yani Kadın...

Dünya düzüleliberi ( dünyanın oluşumundan itibaren ) biz saf insanlar, yaradılışın son halkasını kendimiz biliriz,

Ama yanlış biliyorsak,

evrensel bi patlamadan sonra ya havuç başlı tüylü mavi burunlu balıklara dönüşürsek işte o anda insanlık öldü diyebilmemiz de mümkün.

Herkes maksimum duygulara sahip olduğunu düşünmekte haklıdır, çünkü en önemli kişi sizin için siz, ve en kuvvetliside sizin duygularınızdır. Rayiçi endeksi paritesi bu.

Müzeyyen Senar halen hayatta, biliyor musunuz, gidip bi gülümsemesine mazhar olmak için geç değil.,

Geldi Hidayet, dünya basket şampiyonu yapacak bizi ve simit tablasından kupaya giden yolda hidayete ereceğiz, belkide 5. olacağız ama ben şampiyon olmuş gibi sevineceğim içimden, çünkü 40 sayı fark yemekten doymuşum ben diplere.

Bayrama girmeye ramak, ramazan artık bohçacı, bilmiyorum ne kadar hakkını verebildim, ama ben dahil oruç tuttu düşlerim.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

SEDASIYLA

KALDI 10 GÜN,

ayrılıklara az kaldı, zavallılıklara az, günahın şemsiyesinin 10 günü kaldı.

Oysa seninle ruhumun üzerindeki pası tozu silebiliyorum. Sana haksızlık edenlere bu gerçek yeter.

Bazısı seni anlayamıyor, diyorki - ben ilaç alıyorum, ben müdürlük yapıyorum, ben açlığa dayanamıyorum.

Oysa öyle bir ilaçsın ki yanıbaşımdaki, senden bir tane yutanın ahreti netleşiyor, senle bir gece uyananın, senle bir daha görüşenin.

Evet halsiz kaldım, susuz, hatta kavrulmaya bile yüz tuttum çalıştığım yerde, ama Allahın emri sensin ya, cennet gülleri açtı bağrımda, çatlayan dudağımda, amaçsız atan kalbimde.

Uhudta peygamberin askeri bile olabilirim sayende, hiradaki güvercin, kabedeki harç, hatta giyebilirim hırkai saadeti.

Geçen gün ne konuştum biliyor musun, bu hırkai şerif acaba nano teknoloji ile mi örüldü diye, sonra güldüm kendi düşünceme, Peygamber giymiş onu, nano bize yeni, nano bize ilginç sadece.

Sen bunu bile düşündürdün bana, son gününün son iftar dakikasında ağlamak geleneğim var,

bunu hangi teknolojiyle yapıyorsun, işte buna şaşımaya devam edeceğim.

Sana sendeyken veda etmem yüreğini burmasın, sen en derinimde akansın. Kefenimi yıkamaya başla emi;

Mustafa Sinan - Ramazan 2010...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

SIRNAŞIK GERİLİMLER

Mustafayı politika yaparken gören olmuştur, ama politika yazarken gören olmamıştır. Dünyaya geldim ama hiçbirşey görmedim daha diyebilenlere.....

Özümdeki tek siyaset seçim kabinine girdiğimde yaptığım nokta atışlardı.
Boğaziçinideki apolitik öğrenim yıllarıma bakıyorum, sanırım seksen öncesi yani 7-8-9ve 10 yaşlarımda daha çok siyasetle ilgileniyordum. Zira siyaset, üzerimizden geçen kurşunlar, babamın akşam eve gelip gelemeyeceği, sanayağı sırasının bize gelip gelemeyeceğiydi. Siyaset; marlbora'cı ( malborocu ) çocuklardı. Siyaset atmosferdi, siyaset buluttu, siyaset ekmekti, istersen siyasetten gayri dur. Şimdiki götü bozuk entel takımı siyasetten nefret ediyorya, yalan dolan diyor, menfaat diyor, çürümüşlük diyor, diyorda diyorya, delikanlı olupta 70 lerde siyasetsiz dursalardı şayet, işte karşılarında 40 yıl müttefikleri olacak mustafa.

Siyasetçideki duruşa bakmayın. Duruş artık çok kolay şekillendirilebilen bir imaj. Bu uğurda Cem UZAN'ın beyaz gömleğini bile yutmuştuk. O yüzden kılıçdaroğlunun kasketi bizde sadece nostaljik hasletlere tercüman olmalı. Ecevit ise çoktan gömülü.

Tayibin haftasonu gravat takmaması sanırım daha modern bir çizgi. Şimdi bazı sol aydınlar ayağa kalkacak ve "senin gibi yazan bozan analiz ve sentezlerin havada uçuştuğu bir adam neden Tayipin donunu indirmiyor ve onun beyninin karanlık içlerini bize göstermiyor? "

Toplumunda aynı oranda kirli ve çürütük olduğu için tabiki.

Çok basit. Hepimiz fiş almadık, nooldu, bir sürü maaş vergisi ödüyoruz. ( Özalın hayaleti )

Nooldu çoğumuz gelirimizin yüzde 3Ü nü, hatta o üçün birini beyan ettik. Şerefsiz alçak kalleş donsuz ahlaksız ve ardışık; kuyumcular, diş doktorları, eczaneler, minibüsçüler, ve adını sayamadığım bi sürü kaltak sayesinde.

Şimdi herşirkete bir sürü dolaylı vergi. (Zekeriyanın intikamı)

Halk çok mu edepli, emlak vergilerini 500 milyar yerine 35 milyar üzerinden verdi. Nooldu, Allah burada depremi, hükümet deprem vergilerini sardı. Taa sütümüze kadar.

Varmı az veya çok "hatalı" olmadığını iddia eden? Varmı,

VARMI ULANNNNNN.

Siz busunuz, bari susunuz, siyasetiniz bu, bari Atatürk Atatürk demeyin, siyasetinizi yedirmeyin..