12 Haziran 2010 Cumartesi

OROSPULUK HERYERDE

Fuhuş sektörü, olması gereken natürü itibariyle yazılı olmayan kurallar çerçevesinde devam ediyor.

Fuhuşun en önemli göstergesi zaten kiralık kadınlar ve arkasındaki organik çeteler. Organize demek istemedim, resmen organik. Çünkü fuhuş olan her yerde çete türemesi doğaldır. Küflü ortamlarda mantar türemesi, yazın serin taş altlarında solucan partisi gibi.

Bugünkü kavram; organik fuhuş.

Yaşlanmanın yan etkisi nedir, bilir misiniz dostlar: Hatalar ve günahlar her an gözünüze ayan beyan gözükür. Gençliğin hırsı, enerjisi, hareketin kinetiği, aşırılıklar ve hadsizlikler adeta vücuda bürünür ve gözünüzün içine girer. Şeytanın Ö.S.S. sine yada oyunlar girdabına girmezsiniz. Şeytan artık size şirin gözükmez. Sadece dostların, sadece huzurlu bir yemek yemenin, sağlığın, ve ne bileyim, sorunsuz sıçabilmenin derdine düşersiniz. Ölüm; başucu kitabınızdır.

Şeytan artık size görünür olduğu için ondan kaçınırsınız ve artık o sizin için bir komşu esnaftır. O size, siz ona alışırsınız. Onun dükkanından kaçınmazsanız, sizi yer bitirir ve affı yoktur. Şeytan da bir melektir, ve günahları için vicdan azabı duyar.

Peki bu şeytan neyin ticaretini yapar, sermayesi neyden oluşur, envanterine neler kayıtlıdır?

Cevabı basit, birbirini tamamlayan ürünler silsilesi.

Ana ürün kibir, yardımcı ürünler ise hırs, aşırı enerji, kolaycılık, seks, felsefe, iktidar olma yada önden gitme isteği, öfke, yoketme isteği, ego,

Dünyanın en iyi defans yapma felsefesine sahip olduğunu düşünen kişi olarak, heryerde orospuluk olduğuna, iki lafımızdan tekinin mutlaka şeytanı barındırdığına, ve şeytanı her ne kadar geride bırakırsanız bırakın, mutlaka Allahın insafına kaldığımızı unutmayın.


Burada başlığa bakıpta size "karı telefonu" yada "fuhuş mekanı" önerisi sunacağımı zannedenler yanıldı. Malum dükkanda çalışmıyorum zira.

10 Haziran 2010 Perşembe

FANTAZİLİ KURMACALAR SİLSİLESİ

Hayatı, kozmolojisini, uhreviyatı, sosyaliteyi kişisel mahkememizde sorgulayıp duruyoruz. Bunların altına bazı kilimler seriyoruz.

Neden?

İnsanda mevcut ilahi nefesin yansımalarını taşıdığımız için. Bende bu pazarda bir tezgah açtım, yeri göğü yakan adam rumuzlu bir "çarşafçı" olarak. Yada bohçacı.

İsteyen benim çarşaflarımı dolabının altına sersin, isteyen benim kilimlerimi sosyetik müzayedelerde nadide bir parça olarak sergilesin, isteyen kendi en değerli varlıklarını sarsın yaygılarımla, demekki;

mustafanın bloğu insanlığın ortak bir değeri.

Söylem teyze, Nüzeyyen, ve yaklaşık isimsiz takılan 10 kişi ise en major müşterilerim. Sizin için herşey kredi kartına sonsuz taksit, üstelik tefe farkı yok!

Başlığa gelirsek;

İşte size numuneler.

Cehennem denilen mekan acaba fiziki olarak dünyanın merkezinde olabilir mi? Lojistik açıdan. Tanrının lojistiği. Sıcak mı sıcak, gizemli mi gizemli.

Berzah aleminde Allahı, varlığını, birliğini tanıyacağımıza söz vererek, dünyaya geliş izni aldıysak, cehennem bir nevi sözümüzü tutmamanın cezası olarak sadeleştirilebilir mi? ( kavrama bakarmısınız, Cehennemi sadeleştirmek. )

Kadınları devamlı erkekleri eleştirmeleri, cinsel cazibe ile onları çekim etkisine almaları, yani kadınların bütün dünyasını erkekler üzerine kurmaları, acaba sonsuz yaşam döngüsünün devamını sağlayan motor işlevi görür mü?

Hayır söylem teyze hayır; anladığın gibi değil, kadınlara motor demedim!

Aklıma geldikçe devam :)

9 Haziran 2010 Çarşamba

YOLUN AÇIK OLSUN NECDET HOCAM

Allahın rahmeti üzerine olsun, mekanın cennet olsun, senin için söylenecek ne varsa; senin olsun sayın Hocam.

Sen dünyaya nimet olarak gönderilmiş hayırlı kişilerden biriydin, hatta hem iş, hem aş, hem bilgi, hem örnek kişiliğinle, bir gemi dolusu adamın bile yapamayacağı işi bir ömüre sığdırdın. Hayır duaları seninle olsun.

Sen, bunları yaparken, aileni, çevreni, sosyal sorumluluklarını ihmal etmedin, en önemlisi Allahı ihmal etmedin. Allahın takdiri seninle olsun.

Sen varlığınla doldurduğun büyük bir misyonu babasız bıraktın ama, bu boşluğu doldurabilmeleri için bir fırsat bıraktın senden sonraki insanlara, peygamber komşun olsun.

Yüzlerce kitap yazdın, bir o kadar hikmet ve yaşanmışlığı belleklere kazıdın, yattığın yerde bütün mahzun güller seninle olsun, hakkını helal et, hakkım varsa helal olsun necdet hocam..

4 Haziran 2010 Cuma

HEPİMİZ ŞİZOFRENİZ

"İnsan olan her yerde kirlilik unsuru vardır" derdi alay komutanım izmaritçi albay cevdet. Aslında sözü askerleştirerek söylerdi, orjinali şöyle. İNSAN UNSURUNUN OLDUĞU HER İSTİHKAMDA ÇÖP MEVCUDİYETİ OLACAĞI AŞİKARDIR. Bitiyorum şu askerlerin Atatürkleşme vaziyetlerine.

Aşk yaşanmış her bedende, rüzgarlar yakacak ten bulur, bu kalıp ise bana ait.

Yemeyenin malını yerler, bu söz medeni topluma ait.

Hepinizi çoook çok seviyorum; bu söz ise programını bitirmek üzere olan radyo w-cey lerine.

Şimdi bu sözleri bir potada eritip, hercü merc yoluyla dünyaya yeni bir söylem getirelim, bakalım logaritmik aforizma olacak mıymış:

Ten yakacak insan seviyorum rüzgarlar...
Hepinizi bulur yaşanmış kirlilik unsuru,,
Çook olan aşk her bedende vardır.
Yemeyenin malını çok yerde yerler..

Söylem teyzenin feysindeki aforizmalara benzedi sanırım....

24 Mayıs 2010 Pazartesi

GÖLGE SATICISI

SEN sadece beden değil, yüzey değil, tek gece değil, sen sadece BEN değil.

Kaşmir halılarda aradığım, kuzu sırtından aldığım, ışık değil Güneşsin.

Bilsen sana olan edebiyatım, ruhun tek tatmini olan istek çığlığı, müstevzi arzudan müstesna.

Tekten tekiz, yekten yekiz, sense beniz, sen ve ben biziz.

Hiçbir taklidinde yaşayacak asıllar olmadığımızı biliyoruz. Ama günü güne giydiriyoruz.

Umarım vebalinde yedek cephaneler vardır da, bize ulaşan alevlere, yalazlara, avazlara set çekebilirsin.

Ben demedim mi demiş olmaktansa...

13 Mayıs 2010 Perşembe

SEX AND THE BAYKAL

Baykal harikulade bir manevra ile köşe yastığına çekildi ve "ben olmazsam" senaryolu beklentiyi biriktirmeye başladı. Yirminci yılın en müstesna oportünistlerinden biri.

Şimdi bazı saf uyanıkça vatandaşımızı bir meraklı bekleyiş sardı. Acaba baykal iyiydi kötüydü ama, mahallenin tek bekçisi olarak bu saatten sonra bizi tayip amca yer mi, yutar mı, yada e-skitirmi diye. Nede olsa baykal abi, zorda kaldığı zaman öteki mahallenin üniformalı delikanlılarını çağırıyor ve kasımpaşalı kalabalıkları püskürtüyordu. Güvence; güvence demekti nede olsa. Hele bu ortaçağda!

İşte çoğunluk halkımızın düşündüğü en karanlık senaryo bu: TAYİP AMCA BİZİ ..... mi acaba?

Aslında baykalın kasedi ile toplumun yaşayarak öğrenme pratiği arttı. Peygamber bile olsan, günahsız ölmek için Allaha yalvaracaksın. Çok sayın baykalın modern zaman performansını görmedim, zaten gören görmüş, ve sonrasındaki zincirleme tsunami daha çok etkileyecek bizleri.

Baykalın 70 yaşındaki azgın performansını görenler, farklı açılımlara kucak açmışlar, daha çok helal olsun, yaş yetmiş-iş bitmemiş dialektiğini tellendirmekteler. Hatta yakında baykal gazozları, baykal dietleri, baykal ilaçları ve baykal performans arttırıcıları etiketlenmeye başlanmıştır. Elbette birde Nesrin abla yakında -sonsuz gençliğin sırları kitabını yazabilir ve hatta, Çiller enişte ile uygulamalı kaset devreye girebilir.

Neyse, hayırlı olsun.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

FENERBAHÇE AŞKIYLA

Türkiye kupasını 28 sene ve razıyım, 58 sene ( tahminen ömrümün sonu ) alamayacak olsakta en büyük fener.

Allahın bana verdiği ömür boyunca, karım gibi, kızım gibi, ablam gibi, rahmetli annem ve babam gibi, beni kırma, üzme, yıkma ihtimali olsada, hiçbirşeye değişmeyeceğim birşey, fener.

Sevgisinin yoğunluğunda gözüm ışığının kırılmasıyla gerçekleri göremeyecek kadar kör olsamda, ama ve mutlaka fener.

Sahte ve sahtekar dostluklara ve arkadaşlıklara gösterdiğim ahde vefa derecesinde, enayiiliğimin alameti farikası ve dünyamın harikası fenerrrr.

Sahte veya suni zekaların saydamlığında, gözümün ferinin kaynağı fenerrr.

Kalbimin aşkının tümünü uğrunda harcayıp, birdaha hiçkimseyi veya hiçbirşeyi sevememe karanlığına gömülmeye bile razı ve rıza olabildiğim tek şeylerden biri, fenerrrr.

Allah sanada, sizede, hatta sevgisizlerede bendeki aşkı nasip etsin, sahte dünyanın ışığının sönük kaldığı kalp; fenerrrr.