İnanmazsınız, bir bayram-bir pazar-bir tata nöbeti ve bir yağmur, benzeştirmek gerekirse, yerler otuz santim efil kar, sessiz sessiz yağanından, ağaçlar dallar beyaz, şehrin gece ışıkları ve sevdiklerinizle parkta kartopu oynamaya gitmişsiniz, öylesine bir kartpostal.
Bu bayram neleri mi düşündüm, merak eylediniz mi? Yani beni merak edecek kadar seven biri var mı? İşte onu düşündüm, beni seven var mı diye...
Beni bu bedene üflediği için Önce Allah, beni seviyor ki üfledi.
Sonra benimle var olanlar, yakın çevrem, sevip güvendiler ki hayatları benimle geçiyor.
Sonra benimle iyi anıları olanlar, onlara iyi vakitler geçirttim ki, beni hatırladıklarında bir çay demleyerek kendilerini seviyorlar.
Sonra yolda bulduğum kredi kartının sahibi, sanırım insanlık ölmedi diye tanımasada sevmiştir beni, neden kartını kullanmadığım ve bankaya geri verdiğim sebebinden.
Yaşayan bütün kedilerin yakın geçmişleri, onların ata-babalarına iyi davranıp süt verdiğim için, şu an dünyaya geldiler, varlıklarına sebeb, tanıyamayacaklarsada seviyorlardır beni.
İnanır mısınız, bu kadar yeter ama beni okuyorsunuz ya, beni seviyorsunuz, ama kendinizi benim kadar sevin yeter.....
29 Kasım 2009 Pazar
Söylem Kendini Topluma Adar
Ne kadar zavallı insanların ne kadar zavallı tiyatrosunda seyrettiği oyunların açmazına sinirleri bozulan Söylem, artık topluma varlığını feda etmeye ve gelecek nesillerin yönlerini bulmasına yardım etmeye çalışacaktır. Kendisi eski maya yazıtlarında bahsedilen Tanrıça Helmatya ile benzeştiği gerçeğinden hareketle, böyle bir çıkarımı benimser.
Söylem teyze yöntemini düşünür, ne yaparak toplumu düzeltecektir, en etkin yöntemin, aynen binaların kolon diplerine yerleştirilen dinamit lokumları benzerii, toplumun çeşitli katmanlarına yapacağı lokumvari sözler ile örnek olmayı planlar.
Önce apartmanında, yani rizedansında 30 daireye bakan ap. görevlisi Semavi ile işe başlar.
-Bak semavi, apartmana yaptığın alışverişte marketten aldığın komisyonlar, rıza olmaksızın elde edinilen bir kazanç, buna son ver, ayrıca her apartman sakinine yaptığın fakirlik edebiyatı ile hayatı bedavaya getiriyorsun, geçen gün seni sessiz takibimde aksarayda alem yaparken gördüm, köyde 4 katlı binayı dikmişsin, ayrıca 2 sokak ileride malatyalılar otoparkındaki doblo'ndan da haberim var. Birde 4 kattaki dul Semahat hanım ile olan cinsi diyaloğun....
Marketçi Ziya ile ayaküstü sohbetinde.
Ziya bey, senin 4.buçuğa sattığın domates aşağıdaki varoşta 1. buçuk, ayrıca bizim kesemizden kapıcı semaviye ayda 2000 lira teğet geçtiğinide hesapladım, sen evli barklı adamsın, ya semavi ile aksaray alemleriniz, gel etme eyleme, vergi levhanda matrah 3 milyar vergin 1400 lira, Sen bu rüşvet vede alem faturalarını matrahtan düşsen bile en az 20 bin lira vergi vermen gerekir, ayrıca halen daha fiş kesmiyorsun, kessende yüzde 8 den kesiyorsun bazen yüzde 1 den, yettimi yetmedi, geçen tek tek senden alışverişimi hesapladım, aylık 1128 lira yerine 1279 lira ödedim, ekonomistim ya, gel sana son bir şans, bu tabloyu tersine çevir, esnaf ol esnaf...
Gayrettepe-Eminönü otobüsüne.
Bakın şöfor bey,
1780 lira maaşınız, 600 lira çocuk yardımınız, senelik 5400 lira sosyal yardımınız var, kaba hesapla 2800 lira aylık, birde emeklilik garantiniz, birde yıpranma tazminatınız, peki vatandaşın akbilinden aldığınız 1.75 kuruş neyin nesi, sizin o kontür yüklemenizin bedava olduğunu biliyorum, günde 50 kişiye satsanız aylık 5000 lira, birde belediye içinde yaptığınız sosyal paylaşımlar da cabası, illa bir firavunluk yapıp sizi ekmeğinizden mi etmeli, dürüst olun adam olun esnaf olun ulan.
Elektrik idaresi gişesine:
Sayın memur bey, ben sizin bu para üstü yok hesabıyla ayda en az 3000 lira kırpıntınız olduğunu hesapladım, birde son ödeme günlerine makbuz basıyor ve ayda 250 bin lirayı vadelendiriyorsunuz, en az ayda 2000 lira buradan. Sizin idarenizin yaptığı iç ve dış uygulamalar zaten yılın soygununu işaret ediyor, bu sizdeki işini bilen memur tavırları ile memleketin geleceğini gaspa ne hakkınız var, Allah birgün elektriğinizi öyle bir keser ki, ahiretinizden maada, dünyanız da söner.
Söylem Teyze, bu şekilde mesela; Eminönündeki balık ekmekçilere, doğalgaz okuyucularına, sinemadaki yer göstericilere, manava, kasaba, gazete bayiisine velhasıl, toplumla içli dışlı bütün köftehorlara dersini verir, bir ay içinde düzelttiği adam sayısı 150 kişi ve onlardan alışveriş yapan 50 bin kişi, aileleriyle 200 bin kişi, örnek mahiyetindeki hareketlerden etkilenim yoluyla 2 milyon kişi, ve yarattığı sinerji vede dalgalanmalar ile bütün toplumu kurtarır.
Aslında Söylem Teyze, süslü hayat tarzını ve edebi şahsiyet olma ideallerini bir kenara bıraksa, daha neleri neleri düzeltecektir de......
Söylem teyze yöntemini düşünür, ne yaparak toplumu düzeltecektir, en etkin yöntemin, aynen binaların kolon diplerine yerleştirilen dinamit lokumları benzerii, toplumun çeşitli katmanlarına yapacağı lokumvari sözler ile örnek olmayı planlar.
Önce apartmanında, yani rizedansında 30 daireye bakan ap. görevlisi Semavi ile işe başlar.
-Bak semavi, apartmana yaptığın alışverişte marketten aldığın komisyonlar, rıza olmaksızın elde edinilen bir kazanç, buna son ver, ayrıca her apartman sakinine yaptığın fakirlik edebiyatı ile hayatı bedavaya getiriyorsun, geçen gün seni sessiz takibimde aksarayda alem yaparken gördüm, köyde 4 katlı binayı dikmişsin, ayrıca 2 sokak ileride malatyalılar otoparkındaki doblo'ndan da haberim var. Birde 4 kattaki dul Semahat hanım ile olan cinsi diyaloğun....
Marketçi Ziya ile ayaküstü sohbetinde.
Ziya bey, senin 4.buçuğa sattığın domates aşağıdaki varoşta 1. buçuk, ayrıca bizim kesemizden kapıcı semaviye ayda 2000 lira teğet geçtiğinide hesapladım, sen evli barklı adamsın, ya semavi ile aksaray alemleriniz, gel etme eyleme, vergi levhanda matrah 3 milyar vergin 1400 lira, Sen bu rüşvet vede alem faturalarını matrahtan düşsen bile en az 20 bin lira vergi vermen gerekir, ayrıca halen daha fiş kesmiyorsun, kessende yüzde 8 den kesiyorsun bazen yüzde 1 den, yettimi yetmedi, geçen tek tek senden alışverişimi hesapladım, aylık 1128 lira yerine 1279 lira ödedim, ekonomistim ya, gel sana son bir şans, bu tabloyu tersine çevir, esnaf ol esnaf...
Gayrettepe-Eminönü otobüsüne.
Bakın şöfor bey,
1780 lira maaşınız, 600 lira çocuk yardımınız, senelik 5400 lira sosyal yardımınız var, kaba hesapla 2800 lira aylık, birde emeklilik garantiniz, birde yıpranma tazminatınız, peki vatandaşın akbilinden aldığınız 1.75 kuruş neyin nesi, sizin o kontür yüklemenizin bedava olduğunu biliyorum, günde 50 kişiye satsanız aylık 5000 lira, birde belediye içinde yaptığınız sosyal paylaşımlar da cabası, illa bir firavunluk yapıp sizi ekmeğinizden mi etmeli, dürüst olun adam olun esnaf olun ulan.
Elektrik idaresi gişesine:
Sayın memur bey, ben sizin bu para üstü yok hesabıyla ayda en az 3000 lira kırpıntınız olduğunu hesapladım, birde son ödeme günlerine makbuz basıyor ve ayda 250 bin lirayı vadelendiriyorsunuz, en az ayda 2000 lira buradan. Sizin idarenizin yaptığı iç ve dış uygulamalar zaten yılın soygununu işaret ediyor, bu sizdeki işini bilen memur tavırları ile memleketin geleceğini gaspa ne hakkınız var, Allah birgün elektriğinizi öyle bir keser ki, ahiretinizden maada, dünyanız da söner.
Söylem Teyze, bu şekilde mesela; Eminönündeki balık ekmekçilere, doğalgaz okuyucularına, sinemadaki yer göstericilere, manava, kasaba, gazete bayiisine velhasıl, toplumla içli dışlı bütün köftehorlara dersini verir, bir ay içinde düzelttiği adam sayısı 150 kişi ve onlardan alışveriş yapan 50 bin kişi, aileleriyle 200 bin kişi, örnek mahiyetindeki hareketlerden etkilenim yoluyla 2 milyon kişi, ve yarattığı sinerji vede dalgalanmalar ile bütün toplumu kurtarır.
Aslında Söylem Teyze, süslü hayat tarzını ve edebi şahsiyet olma ideallerini bir kenara bıraksa, daha neleri neleri düzeltecektir de......
27 Kasım 2009 Cuma
ŞEHRİN SİSMİK GERÇEKLERİ
Son bayramınız kutlu olsun.
Bir paragraf ile,
Benim ne hissettiğim önemli değil, artık şehirde görmediğimiz çok çok diyar var, heryerinden benli ur çıkmış, salkım saçak dengesiz. Ötenazi ister halde ve bunun adı gelişme değil. Büyüme değil. Herkezi kucaklayan ve kaçaklayan yöneticiler, gemide istihap sorunu var, ve bir dalga yürümeye başladı, deniz herşeyi temizler, ve uzaklaştırır. Birgün belki antik bir harabe olarak günyüzüne çıkabiliriz. Gelişemeyen balıklar olarak balık yemi olmakta sakınca görmeyiz umarım. Leyla UMAR mesela. Yok yok, derinden derine deprem alarmı duymuyorum, söylemin söylemine bakmayın, sadece ummaktan kaçılanı umdum o umman yüreğimle.
Bir paragraf ile,
Benim ne hissettiğim önemli değil, artık şehirde görmediğimiz çok çok diyar var, heryerinden benli ur çıkmış, salkım saçak dengesiz. Ötenazi ister halde ve bunun adı gelişme değil. Büyüme değil. Herkezi kucaklayan ve kaçaklayan yöneticiler, gemide istihap sorunu var, ve bir dalga yürümeye başladı, deniz herşeyi temizler, ve uzaklaştırır. Birgün belki antik bir harabe olarak günyüzüne çıkabiliriz. Gelişemeyen balıklar olarak balık yemi olmakta sakınca görmeyiz umarım. Leyla UMAR mesela. Yok yok, derinden derine deprem alarmı duymuyorum, söylemin söylemine bakmayın, sadece ummaktan kaçılanı umdum o umman yüreğimle.
24 Kasım 2009 Salı
Ormanda Komando
Bir pazar günü, Kemerburgaz'ın bir ormanı, orada bir sportif şenlik, şenlikte sponsorlar ( event pezevenkleri ) o sponsorlardan biri, birinin bir adamı, adamın biri , Mustafa..
Sabahın altısı, minibüs ve börek ile başlayan gün, o sırada hepiNiz pireler olimpiyatında, ama ben ıssız ve sisli bir orman yolunda. Klasik yolu kaybedişim, 10 km, Karadeniz istikametine girişim, olsun girişim eşittir girişim. Orman perisi çıksa yoluma, sürpriz olmaz, sevişiriz çalılarda peri periye icabında.
Sonra bir orman girişi, kapısı Jurassik parka benzetilmiş, aradan çalıları ezerek sportif pikabımla bu minik olimpiyata dahil mişim.
Sponsor standını kuruyorum tek başıma, hesapta benim en ana sponsor ama tek başına dev sponsor, yada sponsorus. Diğer sponsorlar en az 3-5 kişi, ama olsun. Sponsor yalnız ölür.
Beynime dolan oksijen, sabahın yedisi amma, cinsel aktivitelerim uyanıyor sebepsiz.
Bakmaz mıyım etrafıma, bir tane şaheste bayan olsa ama nerde, hepsi kaknem sporcu karılar, güzel kız ne arar burada. Onlar şimdi yatakta. Şımarık ve seks perisi hatuneler, ne işi var sabahın altısında ormanda?
Biri hoşgeldiniz diyor, ben organizatör şubu, ve başlıyor istekler, yok kameraman taşınacak, yok görüntü sağlanacak, yok tanıtım yapılacak...Bir ben miyim tapılacak?
Yapıyoruz ne isterlerse alimallah, bu sırada orman dekatloncuları sıra sıra boy, boy, poşetine sepetine koy koy. 50 yada altmış km. gidecekler insafsız ormanın dip boyutuna, ayı olsam gam yemem, insan yerdim diyorum, nede olsa ayı gibi adamım.
Gidiyorum kano boyuna, çekiyorum en anlamlı resimleri, bunlar doğanın kahraman isimleri.
Bazende sigara almaya yada rica üzerine vodka-şarap, basıyorum marşıma, iniyorum şehere ara sırra.
Bazıları arabamla deneme sürüşü yapmaya yalakalanıyor, yaptırıyorum ofroad şekilleri, yada asfalt desenleri.
Sonra güç bela bir köfte attırıyorum ızgaraya, aç kalmasın sponsor, resim çekmek kolaymı abi?
Red bulcu beni buluyor, içiriyor bedava redbulları, arıyorum ormanda aşkı, sevdayı, olurmu olur.
Organizatör yada koordinatör, yada herneysekor, kız benimle tanışmaya geliyor, elini uzatıyor, abovvv; Tatyana, içtim ya redbulları, kanatlı melek geldi en rus ırkından, ama orospu olmayanından. Tanıştığımla kalıyorum, elim yada başka yerim havada, olsun insan tanıdım ya.
Bir sürü geyik, bir sürü çakal, geçiyor saatler ormanda, ve çöküyor gece ormana.
Yarışı en son equip 17.48 de bitiriyor, başlıyor ödül faslı, çek babam çek resimleri şarjın varsa.
Sonra birinciye ödül vermeye geliyor sıra, Buyurun ödül vermeye Tatadan Mustafa. Ödül madalyalar da kurabiye anasına yedireyim. Takıyoruz sportmen ruhlara kurabiye madalyası. Adım çıkmış sponsora, geliyor bir sürü sponsor arayışlı adamlar bana, ulan bi taneniz hoş bayan olsada, bi madalya da olsa ya bana? Sadece öpüşme yeter, gerisi kalırdı zamana.
Ye birkaç kurabiye, içme sıcak vodka, bidaha redbul, rüya göreceğiz anasını satayım, oksijen artı testostoran.
Varırsan akşam 8 de eve, yat hemen yatağa....
Mustafa Mehir - Kurabiye Macera Şenlikleri - Baba Sponsor - 22 kasım 2009 - Eyüp - Kemerburgaz koordinatları....
Sabahın altısı, minibüs ve börek ile başlayan gün, o sırada hepiNiz pireler olimpiyatında, ama ben ıssız ve sisli bir orman yolunda. Klasik yolu kaybedişim, 10 km, Karadeniz istikametine girişim, olsun girişim eşittir girişim. Orman perisi çıksa yoluma, sürpriz olmaz, sevişiriz çalılarda peri periye icabında.
Sonra bir orman girişi, kapısı Jurassik parka benzetilmiş, aradan çalıları ezerek sportif pikabımla bu minik olimpiyata dahil mişim.
Sponsor standını kuruyorum tek başıma, hesapta benim en ana sponsor ama tek başına dev sponsor, yada sponsorus. Diğer sponsorlar en az 3-5 kişi, ama olsun. Sponsor yalnız ölür.
Beynime dolan oksijen, sabahın yedisi amma, cinsel aktivitelerim uyanıyor sebepsiz.
Bakmaz mıyım etrafıma, bir tane şaheste bayan olsa ama nerde, hepsi kaknem sporcu karılar, güzel kız ne arar burada. Onlar şimdi yatakta. Şımarık ve seks perisi hatuneler, ne işi var sabahın altısında ormanda?
Biri hoşgeldiniz diyor, ben organizatör şubu, ve başlıyor istekler, yok kameraman taşınacak, yok görüntü sağlanacak, yok tanıtım yapılacak...Bir ben miyim tapılacak?
Yapıyoruz ne isterlerse alimallah, bu sırada orman dekatloncuları sıra sıra boy, boy, poşetine sepetine koy koy. 50 yada altmış km. gidecekler insafsız ormanın dip boyutuna, ayı olsam gam yemem, insan yerdim diyorum, nede olsa ayı gibi adamım.
Gidiyorum kano boyuna, çekiyorum en anlamlı resimleri, bunlar doğanın kahraman isimleri.
Bazende sigara almaya yada rica üzerine vodka-şarap, basıyorum marşıma, iniyorum şehere ara sırra.
Bazıları arabamla deneme sürüşü yapmaya yalakalanıyor, yaptırıyorum ofroad şekilleri, yada asfalt desenleri.
Sonra güç bela bir köfte attırıyorum ızgaraya, aç kalmasın sponsor, resim çekmek kolaymı abi?
Red bulcu beni buluyor, içiriyor bedava redbulları, arıyorum ormanda aşkı, sevdayı, olurmu olur.
Organizatör yada koordinatör, yada herneysekor, kız benimle tanışmaya geliyor, elini uzatıyor, abovvv; Tatyana, içtim ya redbulları, kanatlı melek geldi en rus ırkından, ama orospu olmayanından. Tanıştığımla kalıyorum, elim yada başka yerim havada, olsun insan tanıdım ya.
Bir sürü geyik, bir sürü çakal, geçiyor saatler ormanda, ve çöküyor gece ormana.
Yarışı en son equip 17.48 de bitiriyor, başlıyor ödül faslı, çek babam çek resimleri şarjın varsa.
Sonra birinciye ödül vermeye geliyor sıra, Buyurun ödül vermeye Tatadan Mustafa. Ödül madalyalar da kurabiye anasına yedireyim. Takıyoruz sportmen ruhlara kurabiye madalyası. Adım çıkmış sponsora, geliyor bir sürü sponsor arayışlı adamlar bana, ulan bi taneniz hoş bayan olsada, bi madalya da olsa ya bana? Sadece öpüşme yeter, gerisi kalırdı zamana.
Ye birkaç kurabiye, içme sıcak vodka, bidaha redbul, rüya göreceğiz anasını satayım, oksijen artı testostoran.
Varırsan akşam 8 de eve, yat hemen yatağa....
Mustafa Mehir - Kurabiye Macera Şenlikleri - Baba Sponsor - 22 kasım 2009 - Eyüp - Kemerburgaz koordinatları....
19 Kasım 2009 Perşembe
SÖYLEM PLAYING GOD
Rüzgarın ruhu modülasyonlu Söylem Teyze, kendisinin içerildiği bir blog sayesinde günlük endişe ve takıntılarından uzak ve müreffeh bir hayat sürmektedir. Önem insanı önemli yapar psikolojisiyle. E-kolay mı? Toplumun değil ama toplumu oluşturan birey tarafından önemsenmek yahu?
Otonom çalışan kadın olarak, istanbul gezmelerinde bu ruh hali etkindir Söylemin. Galata kulesi altında, brezilyalı garsonun çaylarını içerken, adeta brezilya plajlarındaki kadar evrensel, ve aynı çay bahçesinde günde 5 saate yakın karalama yapan yazar yan masada çalışırken, adeta kendisini yazıyormuşcasına özgüven doludur. Havası bazen öyle yükselir ki, adeta çıkıp solo tango yapacak kadar, ve hatta kuleye çıkıp, üsküdara uçacak kadar. Söylem işte..
Sonrasında bazı afacan haylazlıklarını düşünür, söyleyemediği kelimeler ile. Çok tuhaf aptal bir kişilik çatışması yaratarak kırdığı yumurtaların hem kalplere hemde ekolojiye verdiği zarardan dolayı mahkemede muhakeme edildiğini görür gündüz düşlerinde. O yumurtalardan bir daha civciv çıkmayacağını düşünmek istemeyecek kadar.
Oradan şişhaneye yürür, sinagog önünde adımları nedensiz bir şekilde hızlanmaktadır, dedikya uzun boylu cenin ruhlu.
Perşembe pazarındaki canlılığı seyretmektir ideali, sanki kendi geçişi ile bereketlenmiştir piyasa, yüklenmiştir anadoluya gidecek koliler kamyonlara.
Diyetine ihanet, karaköyde güllüoğluna girer, yüzümde güller açsın sanılsamasıyla. Oradan batık iskelenin önünde power bukunu açar ve maillerine, millerine, ve likit nakidine gözgezdirir, eğer artmışsa 100 bin aurosu, dünya ekonomisini iteklemiştir iyiliğe, ferahlığa. Yanına bir dilenci bile otursa.
Kaçamak gözlerle, sarayburnu-eyüp hattına seyirler yapar, ama kimse görmesin ister, zira ruhunu dolaştırmaya çıkmış bir kadın olduğu hissedilirse, seyyar çıkma teklifleri ve pis gülüşler onada uğrayabilir. Hemen telefonuyla bedava kontürlerini yemeye başlar, iletişim ekonomisine hareketlilik kazandırması da kısa günün kar'ıdır.
Dalgaları eritebilecek bir vapuru gözüne kestirir, artık nereye gidiyorsa, üsküdar-kadıköy-beykoz hattında. Tesadüf üsküdar çıkar ve kuledeki düşleri tamamlanmış olur, evde kalmamış gelin olur hayaller. Elbette unutmayalım ulaşım sektörüne yaptığı katma değeri.
Vapurda pastırma yazını kaçırmamak için, cumbada oturur, sigarayı bırakmıştır ya, kalemini içer, içinden geçirir; karşımda geçmişten bir arkadaş olsa.
Üsküdarın martıları onu selamlar, hele bir tanesi yok mu; lise kaçamakları yaptığı -20 yıl öncesinin martısına çok benzemektedir. O martının adı süavi'dir söylemin anılarında.
Çıkarır çantasından ibrişimli şalını, gider aziz mahmut hüdai türbesine, yakında karnına düşürmeyi planladığı minik söylev için yetki ve huzur almak derdindedir ilahi bir şahsiyetten, ama birde selamidedesine de gitmeyi planlamaktadır, Çamlıcada. Türbe ekonomisine yaptığı katkıyı da unutmayalım.
Otonom çalışan kadın olarak, istanbul gezmelerinde bu ruh hali etkindir Söylemin. Galata kulesi altında, brezilyalı garsonun çaylarını içerken, adeta brezilya plajlarındaki kadar evrensel, ve aynı çay bahçesinde günde 5 saate yakın karalama yapan yazar yan masada çalışırken, adeta kendisini yazıyormuşcasına özgüven doludur. Havası bazen öyle yükselir ki, adeta çıkıp solo tango yapacak kadar, ve hatta kuleye çıkıp, üsküdara uçacak kadar. Söylem işte..
Sonrasında bazı afacan haylazlıklarını düşünür, söyleyemediği kelimeler ile. Çok tuhaf aptal bir kişilik çatışması yaratarak kırdığı yumurtaların hem kalplere hemde ekolojiye verdiği zarardan dolayı mahkemede muhakeme edildiğini görür gündüz düşlerinde. O yumurtalardan bir daha civciv çıkmayacağını düşünmek istemeyecek kadar.
Oradan şişhaneye yürür, sinagog önünde adımları nedensiz bir şekilde hızlanmaktadır, dedikya uzun boylu cenin ruhlu.
Perşembe pazarındaki canlılığı seyretmektir ideali, sanki kendi geçişi ile bereketlenmiştir piyasa, yüklenmiştir anadoluya gidecek koliler kamyonlara.
Diyetine ihanet, karaköyde güllüoğluna girer, yüzümde güller açsın sanılsamasıyla. Oradan batık iskelenin önünde power bukunu açar ve maillerine, millerine, ve likit nakidine gözgezdirir, eğer artmışsa 100 bin aurosu, dünya ekonomisini iteklemiştir iyiliğe, ferahlığa. Yanına bir dilenci bile otursa.
Kaçamak gözlerle, sarayburnu-eyüp hattına seyirler yapar, ama kimse görmesin ister, zira ruhunu dolaştırmaya çıkmış bir kadın olduğu hissedilirse, seyyar çıkma teklifleri ve pis gülüşler onada uğrayabilir. Hemen telefonuyla bedava kontürlerini yemeye başlar, iletişim ekonomisine hareketlilik kazandırması da kısa günün kar'ıdır.
Dalgaları eritebilecek bir vapuru gözüne kestirir, artık nereye gidiyorsa, üsküdar-kadıköy-beykoz hattında. Tesadüf üsküdar çıkar ve kuledeki düşleri tamamlanmış olur, evde kalmamış gelin olur hayaller. Elbette unutmayalım ulaşım sektörüne yaptığı katma değeri.
Vapurda pastırma yazını kaçırmamak için, cumbada oturur, sigarayı bırakmıştır ya, kalemini içer, içinden geçirir; karşımda geçmişten bir arkadaş olsa.
Üsküdarın martıları onu selamlar, hele bir tanesi yok mu; lise kaçamakları yaptığı -20 yıl öncesinin martısına çok benzemektedir. O martının adı süavi'dir söylemin anılarında.
Çıkarır çantasından ibrişimli şalını, gider aziz mahmut hüdai türbesine, yakında karnına düşürmeyi planladığı minik söylev için yetki ve huzur almak derdindedir ilahi bir şahsiyetten, ama birde selamidedesine de gitmeyi planlamaktadır, Çamlıcada. Türbe ekonomisine yaptığı katkıyı da unutmayalım.
17 Kasım 2009 Salı
2012 FENOMENİ
Konu dünyanın sonu olunca, duyarsız kalınamıyor, özellikle ben gibi 6x6 şahsiyetler.
Öncevvellikle, yaratılan fenomen ve takip eden film, kitap ve diğer neşriyat bu fenomeni tetikleyen unsurlar, yani dünyanın sonu bu neşriyatı değilde, neşriyat, dünyanın sonunu çekikliyor bana göre. Önden gideni bulduk.
Dünyada artık gündem yaratmak, yaratılan gündemden evvele gelmeye başladı. Domuz gribi akımıda, sanki sanırsın edebiyat akımı, parçaları yer değiştiren dünyada bir yergösterici sıfatında. Bizlere nereden alışveriş yapmamızı gösterir haliyle. Bundan sonraki davranışlarımıza yönvermez ise yönsüz olayım.
Genetiğiyle taşak geçilmiş gıdalar dediğimiz hadise daha çok uzun süre gıdaklar, zira bu konu lafçılara, yani birşeyleri diline dolayarak üretenlere çok güzel bir sahne oluşturdu. Bir gizem, bir şüphe vede cepheler yarattı. Bir kısım "ucuz olacak ise yenir" derdinde, bir kısım ise sonsuz hijyen felsefesi ile "doğaya kaçmaya" sebep buldu. Bir sürü espri ve tartışmaya zemin doğdu. Mesela ben de bir espri yapayım da kadın hayranlarımın gözündeki yerim yücelsin: Diyelim ki suşi' de genetiği tutturduk, peki üzerinde suşi yediğimiz japon bakirenin genetiği?
Bizim genetiğimizle çoktan oynandı, cep telefonu ile, hinternet ile, bilgisayar ve teknoloji ile, oynanacak bir yer kaldı, onuda sonraya saklıyorlar. Bu sebepten dolayı artık yaptıkları hiçbir pazarlama ile istedikleri sonuçları elde edemiyorlar. Yeni troller işe yaramıyor. Neyse 2011 i geçelim 2012 ye gelelim.
Askerde iki haftada bir haber yayarlardı ortama: Ya askerlik kısalıyor, yada iptal oluyor diye. Aynısı kesin Cezaevlerinde de uygulanmaktadır: Af geliyor yada yolda diye.
Bence; Dünya artık yaşanmazlara geldi, ve kurtulmak isteyen bu insanlığın tesellisi "dünyanın sonu" oldu. O yüzden ha bire içlerdeki istek dışa salınmaya başlandı. Nasıl mı? İçinizde hiç bayram heyecanı duyan var mı? İçinizde hiç insan isteyen var mı, dünyaya çocuk doğurmak isteyen kadın var mı? Var mı, bir kızın penceresinden bir bakış için saatler geçiren var mı?
Var mı 2012 ye mektubu olan?
Öncevvellikle, yaratılan fenomen ve takip eden film, kitap ve diğer neşriyat bu fenomeni tetikleyen unsurlar, yani dünyanın sonu bu neşriyatı değilde, neşriyat, dünyanın sonunu çekikliyor bana göre. Önden gideni bulduk.
Dünyada artık gündem yaratmak, yaratılan gündemden evvele gelmeye başladı. Domuz gribi akımıda, sanki sanırsın edebiyat akımı, parçaları yer değiştiren dünyada bir yergösterici sıfatında. Bizlere nereden alışveriş yapmamızı gösterir haliyle. Bundan sonraki davranışlarımıza yönvermez ise yönsüz olayım.
Genetiğiyle taşak geçilmiş gıdalar dediğimiz hadise daha çok uzun süre gıdaklar, zira bu konu lafçılara, yani birşeyleri diline dolayarak üretenlere çok güzel bir sahne oluşturdu. Bir gizem, bir şüphe vede cepheler yarattı. Bir kısım "ucuz olacak ise yenir" derdinde, bir kısım ise sonsuz hijyen felsefesi ile "doğaya kaçmaya" sebep buldu. Bir sürü espri ve tartışmaya zemin doğdu. Mesela ben de bir espri yapayım da kadın hayranlarımın gözündeki yerim yücelsin: Diyelim ki suşi' de genetiği tutturduk, peki üzerinde suşi yediğimiz japon bakirenin genetiği?
Bizim genetiğimizle çoktan oynandı, cep telefonu ile, hinternet ile, bilgisayar ve teknoloji ile, oynanacak bir yer kaldı, onuda sonraya saklıyorlar. Bu sebepten dolayı artık yaptıkları hiçbir pazarlama ile istedikleri sonuçları elde edemiyorlar. Yeni troller işe yaramıyor. Neyse 2011 i geçelim 2012 ye gelelim.
Askerde iki haftada bir haber yayarlardı ortama: Ya askerlik kısalıyor, yada iptal oluyor diye. Aynısı kesin Cezaevlerinde de uygulanmaktadır: Af geliyor yada yolda diye.
Bence; Dünya artık yaşanmazlara geldi, ve kurtulmak isteyen bu insanlığın tesellisi "dünyanın sonu" oldu. O yüzden ha bire içlerdeki istek dışa salınmaya başlandı. Nasıl mı? İçinizde hiç bayram heyecanı duyan var mı? İçinizde hiç insan isteyen var mı, dünyaya çocuk doğurmak isteyen kadın var mı? Var mı, bir kızın penceresinden bir bakış için saatler geçiren var mı?
Var mı 2012 ye mektubu olan?
15 Kasım 2009 Pazar
HAK VAKİİ OLMADIKÇA...
Şu sonbaharın pazarında, güzün kasımında, akşamların hilali ile aydınlanmak, yeni günün habercisi ve şahidi olmak hasletleriyle....
Senin peşinden gelmiştim bir deniz kasabasına, sabahı bir caminin ayakkabılığında yapmıştım. Güneş çıkana dek titremiştim aşkından.
Akşamın macerası kemiklerimi titretirken, son kalan paramla senin minibüsüne binmiştim. Ne kadar acemiydi aşkımız.
Pansiyonun kapısını açık unutacak kadar uhrevi bir battaniye idi sevişmemiz, istanbuldan bütün arkadaşların sana öpücük göndermişti ya, hepsinin öpücüğü bende kalmasın diyerek öpmüştüm seni.
Hani bana kedini ödünç vermiştin, senden hatıra olsun diye, sanırım onu dışarı salmasaydım, sana daha büyük bir onurla iade edebilirdim. Bizim oranın kedilerinden dayak yememiş olsaydı.
O kuytu ormanda bana ne demiştin, hatırlıyor musun, beni daima seveceğini, ama sözler kuytuda yitti diyerek seni suçlayamam ki..
Bana sonradan bakışların arkadaş ortamına gizlenmiş sırlar oldu, neden bana gizli bir bahçen olduğunu ve mustafa çiçekleri yeşerttiğini söylemedin, kuruttun onları.
Derme çatma zamanlarda kendine aşık ederek ve esrederek, bir tohumun kök salacağını neden hesaplayamadın, köklerimi kurutmak neyin nesiydi.
Siyahşın, umarım bana yutturduğun sözlerinle başın göğe erdiyse, hak vaki olana dek yedi cami yaptırmak nasip olur sana.
Geri sayıyorum, mümkünse elini çabuk tut...
Senin peşinden gelmiştim bir deniz kasabasına, sabahı bir caminin ayakkabılığında yapmıştım. Güneş çıkana dek titremiştim aşkından.
Akşamın macerası kemiklerimi titretirken, son kalan paramla senin minibüsüne binmiştim. Ne kadar acemiydi aşkımız.
Pansiyonun kapısını açık unutacak kadar uhrevi bir battaniye idi sevişmemiz, istanbuldan bütün arkadaşların sana öpücük göndermişti ya, hepsinin öpücüğü bende kalmasın diyerek öpmüştüm seni.
Hani bana kedini ödünç vermiştin, senden hatıra olsun diye, sanırım onu dışarı salmasaydım, sana daha büyük bir onurla iade edebilirdim. Bizim oranın kedilerinden dayak yememiş olsaydı.
O kuytu ormanda bana ne demiştin, hatırlıyor musun, beni daima seveceğini, ama sözler kuytuda yitti diyerek seni suçlayamam ki..
Bana sonradan bakışların arkadaş ortamına gizlenmiş sırlar oldu, neden bana gizli bir bahçen olduğunu ve mustafa çiçekleri yeşerttiğini söylemedin, kuruttun onları.
Derme çatma zamanlarda kendine aşık ederek ve esrederek, bir tohumun kök salacağını neden hesaplayamadın, köklerimi kurutmak neyin nesiydi.
Siyahşın, umarım bana yutturduğun sözlerinle başın göğe erdiyse, hak vaki olana dek yedi cami yaptırmak nasip olur sana.
Geri sayıyorum, mümkünse elini çabuk tut...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)