( Üzülerek ve izninizLE burada reklam yapmak zorunda kaldım. Raiting CanavarlarI zorladı )
Bugün Emoş'u ziyarete gittim. Emoş eski çalıştığım işyerimdeki bir hikayenin kahramanı. Görünce hayalet görmüş gibi oldu, şok oldu, töre'den kanlısı gelmiş gibi rengi ruhsarı attı. Bütün yüz ve vucüd ifadeleri ile kendisinde önemli bir yerim olduğunu izah eder gibiydi.
-Düğünüme neden gelmedin cimri herif?
-Kem de küm.
Çalıştığımız sırada bu kız şirketin bütün erkek unsurları tarafından "sarı kuşatma" dediğimiz cinsel daraltma ve dedikodu çarkının içinde tersyüz ve darmadağın bir yapraktı. Bana sarıldı ne olduğumu bilmeden. Öyleya ben müdür yardımcısı, bogaziçü bitirmiş, rengi belirsiz bir kimlik. İşin enteresanı, kız nişanlılık aşamasında ama çekişmeler-belirsizlikler-oğlanın eksik şahsiyeti-aile baskısı, şirket içi karalama kampanyası. Tam bu çarkın ortasında, tamamen savunmasız ve teslimiyetçi olarak Mustafa ABİ'sine sarıldı. Aldım onu, müşterilerine götürdüm, araba sattım, ona verdim, kalkanımı siper ettim Emoş'un kurşunlarına. Emoş minnettarlığını ifade etmek için farklı açılımlara bile yolaçtı, ama asla ve asla, düşene tekme vuran kitleye dahil olmadım. Çünkü iradesi boşalmış ve savunmasız bir eve çöreklenecek kadar ADİ ve ŞEREFSİZ değilim.
Arabayı bir ağacın eteğine çektik. RadyoDA enteresandır Mehter saldırı marşı çalıyor, ortam ıssız. MustafaCIM dedi, Serkan'ın ailesine ulaşamıyorum, annesi hakkımda araştırmalar yapıyormuş, ailem ile görüşmeyi bıraktılar, serkan telefonlarıma çıkmıyor, şirket telefonumdan ulaştığımda işim çok diyor, görüşelim dediğimde ise, yeni işe girdim, dinlenik olmalıyım diyor, hatta, onu sevdiğimi söylediğimde, SESSİZ KALIYOR. Bir yandanda şirkette benimle yattığını söyleyen orospu çocukları, ve maalesef bütün yöneticiler buna inanmış, babam sarhoş, annem groki. Ne yapacağım ben dedi.
Emoş dedim, sihirli sözcüğü beyin yollarına üfledim.
AŞKINA VE BİRBİRİNİZE SAHİP ÇIKIN....
Emoş şimdi evli, aşkıyla hemde, evi işine yakın. Hafif kilo almış, çocuk düşünüyor fırsatını bulduğunda. Ve huzurlu. Her huzurlu insan gibi biskütini, kremalı bisküitiNİ indiriyor bir yandan mideye. Aileler mutlu, yakında araba taksidine girecekler. Gidecekler.......
BenDE redkit, yalnız kovboy, yoluma.......
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Seninle Dost Oldukmu hiç?
İşte böyle, örnektenDE anlaşıldığı gibi.
Sen ne zaman darbeli ve içbükey, pencereden içeri bir melek süzüldü. Gonçik kuşu varya, arada nöbeti devralmış, sonra özgür kılmış ruhunu...
İşte yine darbeli bir anda süzüldüm, sen ruhunu akü-şarj ettin, başladın meleğin kanatlarını yolmaya.
Daha 150YE yakın ayrıntı var, aynen
kötü niyetli, imla cahili, kalite-defo sorunlu, sen kim oluyorsun, kibarkabacalar, mutluluk kıskançlığı, patolojik ( sapık-vambir ) aptal balık nero, dinazor
DA olduğu gibi.
Ben senin dostun değil, oyuncağın değil,
Allahın cebrailhavayollarıyla gönderdiği koyunum.
Al işte, çingene ruhuna döndün, bizenecü'lere döndün, aslına döndün. Motor pat pat etti, çalıştı.
Uçabilirsin artık. Dostların facebokta kayıtlı, 3 isimli, yabancı ekli, beyaztürkler.
Anladınmı ben senin bildiğin dostlardan değilim.....
Sen ne zaman darbeli ve içbükey, pencereden içeri bir melek süzüldü. Gonçik kuşu varya, arada nöbeti devralmış, sonra özgür kılmış ruhunu...
İşte yine darbeli bir anda süzüldüm, sen ruhunu akü-şarj ettin, başladın meleğin kanatlarını yolmaya.
Daha 150YE yakın ayrıntı var, aynen
kötü niyetli, imla cahili, kalite-defo sorunlu, sen kim oluyorsun, kibarkabacalar, mutluluk kıskançlığı, patolojik ( sapık-vambir ) aptal balık nero, dinazor
DA olduğu gibi.
Ben senin dostun değil, oyuncağın değil,
Allahın cebrailhavayollarıyla gönderdiği koyunum.
Al işte, çingene ruhuna döndün, bizenecü'lere döndün, aslına döndün. Motor pat pat etti, çalıştı.
Uçabilirsin artık. Dostların facebokta kayıtlı, 3 isimli, yabancı ekli, beyaztürkler.
Anladınmı ben senin bildiğin dostlardan değilim.....
Bredipit Anjeliyajülya Mağarada
Bu çifti tanımayan varmı? Krema dö krema çift. Magazin yolcuları. Zamanımızı en iyi yansıtan ikonlar olarak diğer mağara devirlerinde anılacaklar. Varoldukları sürece yeni fotorafları çıkacak piyasaya.
Bu sabah bir haberlerini gördüm. En iyi seviştikleri mekanı üflemişler: Mağara.
Karanlık, nemli, gizemli, kasvetli, derin, bilinmezliklerle dolu. Arayışın son noktası. Bilinmeyen gözlerin sineması olan mağarada.
Ne kadar gündem yaratıcı değilmi? İnsanı düşünmeye odaklıyor. Oysa hepimiz, hepiniz yanınızdaki ile ( er veya hatun kişi ) bir gizem bulduğumuzda hemen ilahi komediye başlamazmıyız? Burası bizim yetki alanımız değilmi? İstediğimizi yaptığımız....
Partnerimizi yanımıza aldığımız her yer mağaradır aslında. Bredipit ile anjeli, bu açıklamayla içimizdeki bir noktayı aydınlatmışlar asıl olarak. Ama oturacaklar ya gündeme. Gelgelelim aynı zamanda mağaranın karanlığında bredi, anjeliy'e hamiline bir çek kesebilir. Bu durumda 8.numaralı çocuk mağara çocuğu olarak kök salacaktır. Bu durum çocuk pedagogların ilgi alanı. Ben magazini ile ilgileniyorum.
Çanakkale. 1997 yılı. Askeri birliğimizin yanındaki eski kale. İçi oyuk, dehliz ve odacıklarla dolu. Gece devriyesi ve nöbet çavuşuyum o gece. Yüksek askeri eğitimimin bir parçası olan karanlıkta gözlemleme teknikleri sayesinde bir çifti uzaktan gözlüyorum. Kalenin yamaçlarında tur atıyorlar. Amaçları bir boşluğunu bulup, kaleyi ve birbirlerini ele geçirmek. Gözden kayboluyorlar ama harekete geçmiyorum. Beş dakikam var. Alıyorum devriye torosunu. Ve yanıma bir iki boştaki asker, tüfekler G-3 piyade. Yakıyorum siren ve ışıkları, baskın anı, çiftimiz gözleri dönmüş, çanakkale destanı hallerinde ama daha profesör derecesine ulaşamaışlar, doçentler en fazla.
Askeri bölgeye izinsiz girdiniz, lütfen boşaltın diye duyurumu iletiyorum. Operasyon tadında.
Şimdi evlenmiş veya ayrılmış olabilirler, ben görevimi yaptım, huzurlu veya huzursuz olabilirim.
Bu sabah bir haberlerini gördüm. En iyi seviştikleri mekanı üflemişler: Mağara.
Karanlık, nemli, gizemli, kasvetli, derin, bilinmezliklerle dolu. Arayışın son noktası. Bilinmeyen gözlerin sineması olan mağarada.
Ne kadar gündem yaratıcı değilmi? İnsanı düşünmeye odaklıyor. Oysa hepimiz, hepiniz yanınızdaki ile ( er veya hatun kişi ) bir gizem bulduğumuzda hemen ilahi komediye başlamazmıyız? Burası bizim yetki alanımız değilmi? İstediğimizi yaptığımız....
Partnerimizi yanımıza aldığımız her yer mağaradır aslında. Bredipit ile anjeli, bu açıklamayla içimizdeki bir noktayı aydınlatmışlar asıl olarak. Ama oturacaklar ya gündeme. Gelgelelim aynı zamanda mağaranın karanlığında bredi, anjeliy'e hamiline bir çek kesebilir. Bu durumda 8.numaralı çocuk mağara çocuğu olarak kök salacaktır. Bu durum çocuk pedagogların ilgi alanı. Ben magazini ile ilgileniyorum.
Çanakkale. 1997 yılı. Askeri birliğimizin yanındaki eski kale. İçi oyuk, dehliz ve odacıklarla dolu. Gece devriyesi ve nöbet çavuşuyum o gece. Yüksek askeri eğitimimin bir parçası olan karanlıkta gözlemleme teknikleri sayesinde bir çifti uzaktan gözlüyorum. Kalenin yamaçlarında tur atıyorlar. Amaçları bir boşluğunu bulup, kaleyi ve birbirlerini ele geçirmek. Gözden kayboluyorlar ama harekete geçmiyorum. Beş dakikam var. Alıyorum devriye torosunu. Ve yanıma bir iki boştaki asker, tüfekler G-3 piyade. Yakıyorum siren ve ışıkları, baskın anı, çiftimiz gözleri dönmüş, çanakkale destanı hallerinde ama daha profesör derecesine ulaşamaışlar, doçentler en fazla.
Askeri bölgeye izinsiz girdiniz, lütfen boşaltın diye duyurumu iletiyorum. Operasyon tadında.
Şimdi evlenmiş veya ayrılmış olabilirler, ben görevimi yaptım, huzurlu veya huzursuz olabilirim.
9 Ağustos 2009 Pazar
ERDO-PUTİ-SİLVİYO, ÜÇÜ BİR ARADA
yA, satın Puti, şu silviyo'yu bi dürt, uyansın da görüşmeleri bitirelim.
Erdo yoldaş, dürtiym dürtmesine ama bu silviyo çok pis uyanıyo, geçen milanoda alemden sonra üzerimde uyumuş, bi dürttüm, küfürün bini bi para, neyseki italyanca bilmiyorum. Sonradan açıldı, meğer rüyasında bile karı görüyormuş makarnacı. Uyandırdım diye roma büyükelçimize nota verdi, neyse 2 tane Masajcı hatun gönderdim de işi tatlıya bağladık.
Boyum uzun diye iş yine bana kaldı. Şışşt sayın silviyo, van minut, dolçe kabarano, la gazetta della sporte, mamma mia, spagetto.
Bonisero erdo, privilit puti, nerdeyiz, hatunlar nerde, biliyorsunuz ben aziz değilim.
Çüşş sayın silviyo, sabah sabah bu ne enerji, şimdi müsaade edin de enerji görüşmelerine başlayalım.
Garson gelir, sorar: Ne içersiniz sayın haşmetmaapları,
Puti; Votka-rom, salla ama karıştırma. ( eskiden casusluk yaptıya )
Erdo: Taze sıkılmış egzotik portakal, yanına gülsuyu.
Silviyo: Mesir macunu, yanına yeşil çay, birde redbull 70'lik.
Erdo: Evet beyler, gündemi açıyorum, üzerimizden boru geçecek, bende % 20 isterim.
Puti: Yok daa neler, somali korsanları senin yanında iyilik meleği, baltacı-katarina muhabbetine girmeyelim.
Silviyo: Katarina mı nerde, yandım anam, bana bi haller oluyo, aziz oluyorum galiba.
Erdo: Yok sayın silviyo, tarihten bahsediyo.
Silviyo: Aziz ol Erdo, tansiyon fırladı birden.
Puti: İki devlet arasındaki tarihsel ve kültürel bağlardan ötürü, ikibuçuk veriyorum.
Erdo: Sen onu verdin bile yoldaş, zaten boruyu deldirdim bizim kasımpaşalılara, şimdilik 2,5 ta kalın dedim. Yok öyle pazarlık, yıllardır Aksaraydan sana giden dövizi, kaybolan milli geliri, dağılan ocakları filan sana fatura etsem, Vallahi altından kalkamazsın, sen boruyu döşeyince 2.5, yok öyle yağma hasanın böreği.
Puti: Sayın Erdo, kasımpaşa canavarlığına ne gerek var, siz bizim akrabamız sayılırsınız, geçen bilal'in gemisi odesa limanına uğradı, yanında'da kemal abinin oğlu apdullah, beraber sanatsal çalışmalar yaptılar, bende filme çektim bunları, buradan filme gideceğim, deniz'de bana eşlik edecek.
Erdo: BaykalMı?
Puti: Yok Deniz AKKAYA.
Silviyo: Hoop desturr, deniz akkaya, mote bella, hani nerde, mamma miaaa.
Erdo: Yahu van minut silviyo, dur bi ülkelerarası takılalım, işin gücün bacakarası, bak bi daha senle görüşmem benden büyüksün ama, sen iyi bilirsin hatun muhabbetini, davostan beter ederim.
Puti: Evett, nerde kalmıştık.
Erdo yoldaş, dürtiym dürtmesine ama bu silviyo çok pis uyanıyo, geçen milanoda alemden sonra üzerimde uyumuş, bi dürttüm, küfürün bini bi para, neyseki italyanca bilmiyorum. Sonradan açıldı, meğer rüyasında bile karı görüyormuş makarnacı. Uyandırdım diye roma büyükelçimize nota verdi, neyse 2 tane Masajcı hatun gönderdim de işi tatlıya bağladık.
Boyum uzun diye iş yine bana kaldı. Şışşt sayın silviyo, van minut, dolçe kabarano, la gazetta della sporte, mamma mia, spagetto.
Bonisero erdo, privilit puti, nerdeyiz, hatunlar nerde, biliyorsunuz ben aziz değilim.
Çüşş sayın silviyo, sabah sabah bu ne enerji, şimdi müsaade edin de enerji görüşmelerine başlayalım.
Garson gelir, sorar: Ne içersiniz sayın haşmetmaapları,
Puti; Votka-rom, salla ama karıştırma. ( eskiden casusluk yaptıya )
Erdo: Taze sıkılmış egzotik portakal, yanına gülsuyu.
Silviyo: Mesir macunu, yanına yeşil çay, birde redbull 70'lik.
Erdo: Evet beyler, gündemi açıyorum, üzerimizden boru geçecek, bende % 20 isterim.
Puti: Yok daa neler, somali korsanları senin yanında iyilik meleği, baltacı-katarina muhabbetine girmeyelim.
Silviyo: Katarina mı nerde, yandım anam, bana bi haller oluyo, aziz oluyorum galiba.
Erdo: Yok sayın silviyo, tarihten bahsediyo.
Silviyo: Aziz ol Erdo, tansiyon fırladı birden.
Puti: İki devlet arasındaki tarihsel ve kültürel bağlardan ötürü, ikibuçuk veriyorum.
Erdo: Sen onu verdin bile yoldaş, zaten boruyu deldirdim bizim kasımpaşalılara, şimdilik 2,5 ta kalın dedim. Yok öyle pazarlık, yıllardır Aksaraydan sana giden dövizi, kaybolan milli geliri, dağılan ocakları filan sana fatura etsem, Vallahi altından kalkamazsın, sen boruyu döşeyince 2.5, yok öyle yağma hasanın böreği.
Puti: Sayın Erdo, kasımpaşa canavarlığına ne gerek var, siz bizim akrabamız sayılırsınız, geçen bilal'in gemisi odesa limanına uğradı, yanında'da kemal abinin oğlu apdullah, beraber sanatsal çalışmalar yaptılar, bende filme çektim bunları, buradan filme gideceğim, deniz'de bana eşlik edecek.
Erdo: BaykalMı?
Puti: Yok Deniz AKKAYA.
Silviyo: Hoop desturr, deniz akkaya, mote bella, hani nerde, mamma miaaa.
Erdo: Yahu van minut silviyo, dur bi ülkelerarası takılalım, işin gücün bacakarası, bak bi daha senle görüşmem benden büyüksün ama, sen iyi bilirsin hatun muhabbetini, davostan beter ederim.
Puti: Evett, nerde kalmıştık.
6 Ağustos 2009 Perşembe
GENÇLİK
Çıkmış televizyona, geçmişini anlatıyor, yaşı başı 20 hakgötüre. R&B seviyormuş, ama rak ve soul'a kayıtsız kalamıyormuş. Krizde çaresiz kalanlara üzülüyormuş. Müziğe yeni soluk getirmiş, kalıcı olabilmek miş arzuusu.
İşte biz 80'lerin nesli böyleyiz a dostlar. Kıtlık ve kuyruk nesliyiz. Sinsiyiz, çıbanbaşıyız, huzur denilen nesneyi ancak başımızı hava boşluğundan gökyüzüne baktığında hayal meyal görmüşüz. Sana yağını marketlerde gördüğümüzde, saatlerce onun için beklediğimiz günleri hatırlar ve başka marka yağ alarak sanayağından intikam alırız.
Bakmayın, ömrümüzün eşiğini geçtikya biletsiz, artık gençlere sokarak tatmin oluyoruz. Emin olun benim yaştaki bütün kalem şurekası aynı yere bakar, ama başka şeylerden bahsederek sizi fethetmeye çalışır. Siz bakmayın bize, 3G'ye bakın, kuntör'e bakın, mega cigabaytlara bakın, internette kalın, mp3 lerinizi takının, milpuanlarınızla uçun, bonuslarınızı harcayın, feysinize tıklamadan güne başlamayın, indirin, çılgın partilere, rakun kok'a takılın, boğazda R&B yapın, cc motorlarınızı bebekte etilerde bağırtın, şıklığınızla fark atın, imic'inize odaklanın, girl veya boy frendinizle paylaşımda bulunun. GYM yapın, sıpa'ya gidin, interaktif olun.Yani gençlikten anladığınız ne varsa ona sarılın.
Biz 80 fırlamaları, elimizde dolmakalem, cebimizde beyaz mendil, kalbimizde maykıl, sizi kaçınılmaz kilometrelerde zebani duruşumuzla bekliyor olacağız.
İşte biz 80'lerin nesli böyleyiz a dostlar. Kıtlık ve kuyruk nesliyiz. Sinsiyiz, çıbanbaşıyız, huzur denilen nesneyi ancak başımızı hava boşluğundan gökyüzüne baktığında hayal meyal görmüşüz. Sana yağını marketlerde gördüğümüzde, saatlerce onun için beklediğimiz günleri hatırlar ve başka marka yağ alarak sanayağından intikam alırız.
Bakmayın, ömrümüzün eşiğini geçtikya biletsiz, artık gençlere sokarak tatmin oluyoruz. Emin olun benim yaştaki bütün kalem şurekası aynı yere bakar, ama başka şeylerden bahsederek sizi fethetmeye çalışır. Siz bakmayın bize, 3G'ye bakın, kuntör'e bakın, mega cigabaytlara bakın, internette kalın, mp3 lerinizi takının, milpuanlarınızla uçun, bonuslarınızı harcayın, feysinize tıklamadan güne başlamayın, indirin, çılgın partilere, rakun kok'a takılın, boğazda R&B yapın, cc motorlarınızı bebekte etilerde bağırtın, şıklığınızla fark atın, imic'inize odaklanın, girl veya boy frendinizle paylaşımda bulunun. GYM yapın, sıpa'ya gidin, interaktif olun.Yani gençlikten anladığınız ne varsa ona sarılın.
Biz 80 fırlamaları, elimizde dolmakalem, cebimizde beyaz mendil, kalbimizde maykıl, sizi kaçınılmaz kilometrelerde zebani duruşumuzla bekliyor olacağız.
5 Ağustos 2009 Çarşamba
DEKOR KADINLAR
Dünyada birkaç şey yaptım, beşinci vitesi bulmak için.
Mesel; Futbol oynadım, baktım ki toplara en sert vuran, geriden başlayıp öne geçen, vucüd koyduğu adamı sahadan silen adam oldum. Yetmedi, en estetisyen golleri attım. Ama yetmedi, zirvedeki su yavandı.
Sonra kumara takıldım, tek kollu, çayına, karı bulmasına. Fakat kumar, temdeki fahişeler gibiydi, sadece işini yapan ve oynatana kazandıran.
Sonra dini temalı gruplara dahiliye. Arkadaşlar, arınmışlar, hep iyiyi işaret ederek, nefsini körleyenler. Ama bir baktım bendeki kültür derinliği yok.
Sonra geç te olsa, kızlarla arkadaşlık yapmaya başladım. En sıcak güneş, ve donduran buz, arktik buz da diyebiliriz, birbirlerini yakmadan, eritmeden yanyanalık yapacaklardı. Bu samimiyetsizlik zaten iradenin en yüksek perdesinde gezinen ben için çocuk oyuncağıydı, ama manasız yerde yokum, ve kızlarla arkadaşlık yapanlar bana çok bandana geliyor. Orjinal aslan köpek tasmasını fazla taşıyamadı.
Sonra bir arkadaş dediki, gel şu bol yaldızlı gece hayatında bir çorba içelim. Aldım kaşığı. Saçma salak kendinden kültürlü boğaz diskolarında bir bardağa 50 liralar verdim, arabamı parkeden çakala 20 liralar verdim. İşleri güçleri salak sosyete erkekleri avlamak olan örümcek kızlara içki ısmarlayacak kadar kellelik yaptım. Bu hareket hepsinden daha çok buluta binmekti, er geç anladım.
Dedim ki özüme kırarsam kendimi bulurum. Öyleya eski arkadaşlar ve eski komşular. Ama bir baktım ki, siyah beyaz filmler ancak gülmeye yarıyor. Oradaki melodram yaşanılası değil, anlatılası.
Spor dedim, kitap dedim, rus jimnastiği dedim, hamam dedim, cezayir sokağı dedim, diye diye, maçkadaki teleferik bile dedim.
Fakat bir baktım ki, en çok kayaya çarpan en yamuk adam olarak:
-Hayattaki en zirve hadise, içten gülen, duru ve endişesiz gülen bir kadının, senden aldığı güç ile güvende hisseden bir kadının gülen gözlerine bakabilmek...
Mesel; Futbol oynadım, baktım ki toplara en sert vuran, geriden başlayıp öne geçen, vucüd koyduğu adamı sahadan silen adam oldum. Yetmedi, en estetisyen golleri attım. Ama yetmedi, zirvedeki su yavandı.
Sonra kumara takıldım, tek kollu, çayına, karı bulmasına. Fakat kumar, temdeki fahişeler gibiydi, sadece işini yapan ve oynatana kazandıran.
Sonra dini temalı gruplara dahiliye. Arkadaşlar, arınmışlar, hep iyiyi işaret ederek, nefsini körleyenler. Ama bir baktım bendeki kültür derinliği yok.
Sonra geç te olsa, kızlarla arkadaşlık yapmaya başladım. En sıcak güneş, ve donduran buz, arktik buz da diyebiliriz, birbirlerini yakmadan, eritmeden yanyanalık yapacaklardı. Bu samimiyetsizlik zaten iradenin en yüksek perdesinde gezinen ben için çocuk oyuncağıydı, ama manasız yerde yokum, ve kızlarla arkadaşlık yapanlar bana çok bandana geliyor. Orjinal aslan köpek tasmasını fazla taşıyamadı.
Sonra bir arkadaş dediki, gel şu bol yaldızlı gece hayatında bir çorba içelim. Aldım kaşığı. Saçma salak kendinden kültürlü boğaz diskolarında bir bardağa 50 liralar verdim, arabamı parkeden çakala 20 liralar verdim. İşleri güçleri salak sosyete erkekleri avlamak olan örümcek kızlara içki ısmarlayacak kadar kellelik yaptım. Bu hareket hepsinden daha çok buluta binmekti, er geç anladım.
Dedim ki özüme kırarsam kendimi bulurum. Öyleya eski arkadaşlar ve eski komşular. Ama bir baktım ki, siyah beyaz filmler ancak gülmeye yarıyor. Oradaki melodram yaşanılası değil, anlatılası.
Spor dedim, kitap dedim, rus jimnastiği dedim, hamam dedim, cezayir sokağı dedim, diye diye, maçkadaki teleferik bile dedim.
Fakat bir baktım ki, en çok kayaya çarpan en yamuk adam olarak:
-Hayattaki en zirve hadise, içten gülen, duru ve endişesiz gülen bir kadının, senden aldığı güç ile güvende hisseden bir kadının gülen gözlerine bakabilmek...
4 Ağustos 2009 Salı
turistler ve mustafa
Kusura bakmayın teknolojiyle aram size yeni ufuklardan bahsedecek kadar engin değil. Burdan hareketle yaşanmışlık babında sürçili ihsanlarımız oluyor.
O bahtsız mahallemde, çorak mahallemde, bir garip çocuklardık. Birimiz koşar, diğerimiz ardına takılırdık. Plastik toplar zıpladıkça yüreğimiz zıplar, patladığında ise yenisine koşardık. Dıgıdık..
Bir turist çift gelmişti o ıssız taşlığa oturmuştu. Sırt çantaları ve tuhaf giyimleriyle. Bir heyecan bulutu koptu. Yanlarına geldim, ellerindeki şişeyi gösterip bişeyler dediler, hemen ablamın yanında aldım soluğu, ne diyeceğiz diye? Olay kıtalararası ve stratejik bir meseleydi, yetki lazımdı.
Vats yur nem diye sorun dedi. Gittim, vats yu neymi dedim.
Gene bişeyler dediler, ben yine fırtına oldum, ablam bana buzdolabımdan su verdi, götürdüm, teşekkür ettiler, ellerindeki şişeyi gösterterek. Günün gerisi bu hadiseyi tellendirerek geçti, gitti.
Dolmabahçede gezerken, oturduk bir banka. İstanbul bankasının bankına. Bir Wosfos minibüs geldi, 2 çift çıktı içinden. Rahmetli nenem, herhalde hibi bunlar dedi. Hibi neyse...
Erkek turist kadın turistin dudağına kenetlendiğinde aynı nenem uzun bir oooooooo çekti. Utandık bozardık kızardık. Uzaklaştık. Yanaklarımız al pembe, tam bir ufo hadisesiydi. Tanımlanamayan turist davranışı, 25 sene öncesinden.
Hollandada gurbetçilerim vardı çocukluğumda. Bizim fakirhaneye 3 5 gün gelir, mahalleyi çukulatalara boyarlardı. Sanırım sene 81, bizler mecburi ihtilal çocukları, holanddan turist takmışlardı peşine, adı luz olan. Luz mahalleye gelen 70 lik turist delikanlı, bizlerde uzaktan seyirciler. Luz destanlaştı, komşu mahallenin çocukları bile Luz'cu olmuştu. İlk uzay turistini nişantaşı akkirman ağırlamıştır vakti x zamanında..
Hele o ilk arap seferleri varya. Bunlar ara nesil arap, eğlenceleride dolmabahçe küçükçiflik lunaparkı. 3 yaşında arap çocuğu anasıyla ingilizce konuşuyor, hantal arap beyleri, sürülerinin önünde, adeta bu sürüyü ben doğurttum, görevimi yaptım edasıyla devevari yolalıyorlar. Aksanım bile araplaşmaya çaldı, yarışma yapılsa en iyi arap ingilizcesinde ülkeme teneke madalyalar kazandırmak garanti.
Sonra turist kadınlar meşhur TAN gazetesinde. Günlük siyasi müstakil ve seksi Tan gazetesi. Öyle bir turizm reklamı yapıyor ki tan, millet antalyalara akın etti. Turizm ve yerli turizm tan ile tanıştı, sevişti....
Sonraki turist maceralarım biraz edepsiz, olsun, nede olsa kazandırdımya ülkeye döviz...
O bahtsız mahallemde, çorak mahallemde, bir garip çocuklardık. Birimiz koşar, diğerimiz ardına takılırdık. Plastik toplar zıpladıkça yüreğimiz zıplar, patladığında ise yenisine koşardık. Dıgıdık..
Bir turist çift gelmişti o ıssız taşlığa oturmuştu. Sırt çantaları ve tuhaf giyimleriyle. Bir heyecan bulutu koptu. Yanlarına geldim, ellerindeki şişeyi gösterip bişeyler dediler, hemen ablamın yanında aldım soluğu, ne diyeceğiz diye? Olay kıtalararası ve stratejik bir meseleydi, yetki lazımdı.
Vats yur nem diye sorun dedi. Gittim, vats yu neymi dedim.
Gene bişeyler dediler, ben yine fırtına oldum, ablam bana buzdolabımdan su verdi, götürdüm, teşekkür ettiler, ellerindeki şişeyi gösterterek. Günün gerisi bu hadiseyi tellendirerek geçti, gitti.
Dolmabahçede gezerken, oturduk bir banka. İstanbul bankasının bankına. Bir Wosfos minibüs geldi, 2 çift çıktı içinden. Rahmetli nenem, herhalde hibi bunlar dedi. Hibi neyse...
Erkek turist kadın turistin dudağına kenetlendiğinde aynı nenem uzun bir oooooooo çekti. Utandık bozardık kızardık. Uzaklaştık. Yanaklarımız al pembe, tam bir ufo hadisesiydi. Tanımlanamayan turist davranışı, 25 sene öncesinden.
Hollandada gurbetçilerim vardı çocukluğumda. Bizim fakirhaneye 3 5 gün gelir, mahalleyi çukulatalara boyarlardı. Sanırım sene 81, bizler mecburi ihtilal çocukları, holanddan turist takmışlardı peşine, adı luz olan. Luz mahalleye gelen 70 lik turist delikanlı, bizlerde uzaktan seyirciler. Luz destanlaştı, komşu mahallenin çocukları bile Luz'cu olmuştu. İlk uzay turistini nişantaşı akkirman ağırlamıştır vakti x zamanında..
Hele o ilk arap seferleri varya. Bunlar ara nesil arap, eğlenceleride dolmabahçe küçükçiflik lunaparkı. 3 yaşında arap çocuğu anasıyla ingilizce konuşuyor, hantal arap beyleri, sürülerinin önünde, adeta bu sürüyü ben doğurttum, görevimi yaptım edasıyla devevari yolalıyorlar. Aksanım bile araplaşmaya çaldı, yarışma yapılsa en iyi arap ingilizcesinde ülkeme teneke madalyalar kazandırmak garanti.
Sonra turist kadınlar meşhur TAN gazetesinde. Günlük siyasi müstakil ve seksi Tan gazetesi. Öyle bir turizm reklamı yapıyor ki tan, millet antalyalara akın etti. Turizm ve yerli turizm tan ile tanıştı, sevişti....
Sonraki turist maceralarım biraz edepsiz, olsun, nede olsa kazandırdımya ülkeye döviz...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)