13 Haziran 2009 Cumartesi

The Three of Seven OBAMA's Strategies ( Obamanın yedi stratejisinden üçü )

Obama'nın hızlı geçen seçim kampanyası dönemiydi. Çok stresli olduğu için bir değişiklik yapmaya karar vererek, kampanyayı benzerlerinden Mutombo Olare'ye bırakacaktı. Üç günlük Türkiye macerasının planı şu şekilde gelişti; Danışmanlarına; Ben yeni bir ortadoğu projesi yapacağım ve Türkiyeyi kilit ülke belirledim. Bu yüzden Unidentified Custom ( Tedbili kıyafet ) bir ziyarete gidiyorum. Bana 7 tane strateji hazırlayın. Türkiyeye bu 7 stratejiyi test etmeye gidiyorum. Bunlardan üçünü ise Başkan olursam inşallah Türkiyede uygulayacağım, bana Türkleri en yakından tanıma şansı verecek 7 maddeyi belirleyin diye emretti.
Saat 19.00 da yapılan goygıl analizleri sonucu şu maddeler ön plana çıktı.

1- Amerikan pazarında dama oynamak ve 3 dost edinmek, onlarla ahbaplık etmek.
2- Fenerbahçe maçında açık tribünde tezahürat yapmak, ve Esenler FB'li olacak performans
3- Ortaköyde bir cumartesi geçirerek, üç yaş grubundan birer insanla 3'er çay içmek.
4- Aksaraydan gecede 2 karı kaldırarak, yabancıların Türklerle dialogunu keşfetmek.
5- Mecidiyeköy amele pazarında inşaatlara kabul edilip, kazançla 1 hafta idamede bulunmak.
6- Otocenter galericiler sitesinde 2. el bir aracı piyasa değerinde satmak.
7- Bağcılar pazarında bir züccaciye tezgahında ürünlerin % 75 ini % 25 kazançla satmak.

Obama zaten gençliğinde bu işlerin Amerikancasını yapmıştı. Türkiye'ye ön ziyaretini iptal etti. Keyiflendi ve kendisine ilginç gelen 3 maddeyi uygulamakta karar aldı,

2. 4. ve 6. maddeleri belirledi.

Aylardan Nisan ve puslu bir hafta. Türkiye krizlerin etkileri ve yeni dünya düzeni tartışmalarında, Münevver daha yeni katledildiği günleri yaşıyordu. Türk Cumhurbaşkanı Obamayı pardon, Mutombo'yu karşılarken Obama ise Kargo bölümünden kalacağı Fatih'teki Saltanat oteline giriş yaptı. Ve misyonunu yürütmek üzere Somali Kimliğiyle, pis sakalıyla ve 14 renkten oluşan kıyafetiyle hazırlıklarını yaptı. Kendisine mütercim tercümanlık yapacak bir kültür adaptörü takıldı. Hem Türkçe konuşacak, hemde kendini Türk gibi hissedecekti.

Fenerin maçına gitmekle işe başladı. Kurbağalıdere köprüsünde karaborsacılar polislerin yanında; -abi açığa bilet, gişedeki fiyata beklemeden geç türünde laf attılar. Obama bunları es geçip, büfeden bira ve patates istedi, Büfeci içeri seslendi: Yamyama tavuk çek, ayran açıkkk. Şaşmamalı, şaşırmamalıydı. Büfeci kendisinden 10 lira istedi, Obama itiraz etti. Abi beni KOÇ mu sandın, burada 2,5 yazıyor dedi. Büfeci şaşırdı, Yamyam Türk çıkmıştı. Ama Türklükte geri dönmek yoktu. --Abi maç günü sermaye kurtarmıyor, çırak fiyatları asmayı unutmuş diyerek, yanına çağırdığı komi'ye bi fiske çaktı, ve; abi sen 5 ver yeter, nerelisin bu arada, ben Farozdan Cemil diyerek, elindeki döner bıçağıyla mesaj vermeyide unutmadı. Obama beşliği büfeciye toka etti.

Obama gişeye yöneldi, ama duvarda bilet kalmadı yazıyordu. İçeriden gelen ses; -abi biletleri üç saat önce bitirdik, istersen köprüye bi çık dedi. Obama köprüdeki çocuğa gelerek, -açık varmı? diye sordu. Çocuk Obamayı parka kadar gelmesi konusunda işaretlerle uyardı ve bileti çıkardı. Obama tutmaya çalıştı ama çocuk Mani Please füörst dedi. Obama 50 lirayı çıkardı ama çocuk 100 daha istedi. Sonunda 2 taneye razı oldu ve bileti verdi.

Obama açık tirbüne çıktı, boş bir yere oturunca yanına hemen bir tip yanaştı ve

-abi kalkarmısın orası Tuzla derneğine aittir dedi.
Obama alta indi ve bomboş biryere oturdu. Bir başkası yanında bitti ve -abi burası Gölcüğün yeri, kusura bakma dedi.
Obama en uc köşeye kadar çıktı ve oturdu. Bir tip yaklaştı ve abi burası genç FB'nin yeri sen ne ayaksın?dedi. Obama; Abi ben Esenleri arıyorum dediği anda gözüne okkalı bi yumruk yedi. Tam kendini toparlayacaktıki polis onu karga tulumba dışarı çıkarttı, bileti yanmıştı. Gözü şişikti ve ilk strateji çöpe gitmişti. Ama o programı ısrarla uygulamaya karar verdi. Stealth jetlerle gelen medikal heyet otelde Obamaya göz hücreleri nakletsede, Obamanın gözü felaket ağrı veriyordu.

Aksaray Task için ipek gömleğini giydi, işportada satılan yves saint louren kokulardan süründü, Türkiyenin tam bir fırsat ülkesi olduğunu düşünerek. Fatihten yürüyerek aksaraya aktı. Ama yolda dört kez aranması dikkatini çekti. Polise sordu. Ne iş memur abi? Memur cevaben, yahu soktuuumun Obaması geldi, bizde buradayız, sen mala vuracaksın herhalde, bak koko moko işiyse, karakolda bende senin mala vururum ismim cevat, zenci götü kızartırım patlıcan olana kadar dedi. Obama; yok abi temiz temiz bildiğimiz işi yapacaaz, bildiğin otel varmı dedi. Polis Cevat: Bizim yeğenin oteli enderin sokağında, Olimpiyat otel, benim gönderdiğimi söyle, belki bende uğrarım bi ara diye Obamayı yolladı.

Obama pavyonlardan birine girdi, pavyonun ışıkları gözünü alıyordu, sahnede eski düşmanı yeni dostu blok ülkelerinin kızları salınıyordu. Masasına buyur ettiler. Şef garson Hamza elini uzattı, abi urfalımısan, Ne içersin abi? Obama göstermelik sigarasını masaya bıraktı ama tam beş çakmak aynı anda yanıp söndü.

Şef sigarayı sonra içeceğim, bana şarap, kırmızı olsun deyince, şef Hamza elinin iki parmağıyla yuvarlak işareti yaptı gerideki komiye. Obama şaşırdı.

Hayırdır şefim, o işaret ne demek deyince, şef Hamza, o işaret bizim şarap kadehi manasındadır dedi. İki dakika sonra masası full donandı. Masaya yaklaşan komi elini uzattı ve abi ben Şemsettin, bişey lazımmı diyerek sordu, Obama teşekkür etti ama aynı soruyu beş dakkada beş kere tekrarlayınca Şemsettine dönerek:

Ne isteyebilirim mesela diyince.
Abi şu siyah taytlı olabilir mesela dedi. Obama şaşakaldı, Nasıl yani onlar müşteri değilmi dedi. Şemsettin kibarlığını bozmadı, yok abi burası Amerikamı, çağır yeter dedi. Obama bu oryantalizmden keyiflendi. Türklerin misafirperverliğinin yanında Amerikan hospitality'si gerçekten sönük kalıyordu. Bir saatte tam sekiz kadın çağırdı, ama uzaktan güzel olan blok kadınlar yanına geldiğinde gözü bir başkasına kayıyor ve bu sayede komi Şemsettinde hesaba kayıyordu bu kaymaları. Obama sonunda adının Natalya olduğunu söyleyen kırmızı straplez'li bayanı seçti. Birnevi sarışın Jenifer Lopez olan kadınla pazarlıklar sonucu 300 dolara anlaştı. Hamzayı çağırıp hesap istedi. Hesap anında masadaydı, tam 2298 tl. Obama ayağa kalktı ve cebimde 700 dolar var, ben bu kadar masraf yapmadım deyince, masanın etrafı karanlıklardan yükselen on civarı adamla doldu.

-Abi masana gelen bütün bayanlar birer içecek içti,

Eee dedi Obama, burada bir içki 30 lira yazıyor,
Evet ama her içki için bir şişe hesabı sen bize 2000 ver iş kapansın dedi Hamza.
Obama bunun Kuşadasında turistlere yapılan bir şakanın benzeri olduğu düşünerek.
-Bu sefer sizden olsun, karıya otele en az beşyüz gidecek dedi ve
on kişi birden Obamaya çullanıp, kafasını gözünü yumruklamaya başlayınca, obama daha fazla dayanamadı ve:

Ben Obama, başkan Obama Presidan Obama dedi. Stop, stop dedi ve dayak bir anda kesildi.
Hamza: Ulan pezevenk yamyam geçen bu numarayı bi manyak daha yapmaya kaltı, ben Rasmussen filan dedi, sol kolunu kırdık kavatın, senin hesap şişik, iki kolunu kıracağız şimdi dedi ve dediklerini yaparak Obamayı sokağa fırlattılar.

Obama ertesi gün kollarına plastik cerrahi konstrüksiyon taktırdı ve üçüncü stratejisini uygulamak üzere, 94 opel bir aracı satmaya Oto center'a gitti. Aracı Onbine satmaya çalışacaktı. Önce davar ticaret'e girdi, davar ticaret arabayı denemeye çıkartacağız diyerek, arabayı ortadan kaybetti. Obama arabayı sordu, Arabanın muayenesi yok, zaten Obama ziyarete geldi, polisin affı yok, dolayısıyla bağlandı! cevabıyla karşılaştı. Obama:
-Abi bu sebin sorunun dedi galericiye. Galerici Obamayı ofise çekti ve sen ne diyorsun bu arabaya diye sordu. Obama pazarlık stratejileri üzerine uzmandı. 10.250 dedi ama senin için 10.000 olur dostum dedi. Galerici cebinden muhasebeyi aradı ve 10.000 yapın dedi. Obamanın içi sevinç doldu. En azından bir stratejisi hayata geçeceği için.
Yaklaşık 10 dakika sonra elinde senetle biri geldi, Obamaya 10000 liralık senet sundu, galerici imzala ulan dediğinde Obama önceki tecrübelerinden ötürü imzayı çaktı, satamadığı opel arabası onu kapıda, uçağıda onu apronda bekliyordu.

mustafamehir@hotmail.com

9 Haziran 2009 Salı

Günlük

Sevgili GÜNLÜK,

Bana bu kulak zarın kadar eldeğmemiş sayfayı ayırdığın için sana nefret ederim.
Teknoloji güzelleştikçe ne kadar işimizi gücümüzü kaybettik biliyormusun. İlişkilerimizi?
Artık selam verip msn sürümü alıyoruz. Birileri bize yeni teknolojiler üfürtüp duruyor. Biliyormusun, bize iyilik diye sürümlere sürükleyenler aslında birilerinin ekmeğine yağ pompalıyorlarmış habersizin. Sonra biz o sürümlerin bağımlısı oldukça maddi olarak zayıflıyormuşuz.

Şu işsizlik günlerim bir o kadar sıkıcı ama bir o kadarda fazla kazanımlarım oldu. Eski defterlerde kalmış bi sürü arkadaşla temasa geçtim. Özür diler gibi. İrtibatı kaybolanlara da sonsuz rahmet dilerim. Tarihe kaydedilmiş bir sürü hoşluğa imza attığım filmlerdeki yolarkadaşlarım. Yaşadıklarımız ne kadar sahiciymiş. Şimdi ortayaşlı seansında gençlik filmi bekleyen bir hayaltaciriyim. Müşterim kendi ruhum.

Geçen gün 90 dakika otobüs bekledim üsküdarda. Bi dahaki seçimlerde bunlara oy atarsam doksan defa tükürsünler kaderime.

Sevgisiz Günlük!

Seninle birdaha görüşürsem iyi haberlerimle karnını boyamak istiyorum. Şimdilik sadece gözünü boyadım ama, seni yazabilecek kudrette olmak bile belki bir tesellim olsun sağlık ve şükür babında.

Bana bu gözünün akı kadar sayfayı rezerve ettiğin için sana tuhaf bir muhabbet duydum, iyiki varsın.

Mustafa haz. 09....

6 Haziran 2009 Cumartesi

Bakteriler Residansı

Biliyorsunuz bir trendi var, belli amaçlarla hareket eden gruplara yeni isim vermek. Neoconlar, şahinler, yeni demokrasiciler, muhafazakarlar.

Bu oluşumun temeli; yüzüklerin efendisindeki, elfler, mormunlar, bücüşler, gibi kavimlere dayanmaktadır. Ama diyorumki; burada kalmayalım, biraz daha koyalım üstüne ve İşyerlerindeki kavimlere, yani oluşumlara ve zamanelere isim takalım. Aslında kendi iş hayatımdaki insan tiplerini gruplayarak bir tanımlama yapacağım. Ama kendi işyerlerinizdeki tipleri bu grupların içine sokma veya yeni gruplar oluşturma işini siz okuyana bırakıyorum.

Bonukürler-Yeni kaledonlar,- Memeidler-Obstrüksiyoncular, Varoluberililer, Fücüratçılar, Üstünebirciler, Geğirtmenler,

Bonukürler: Şirket içi derin devletçiler. Mesai saatine bağlı değillerdir. Şirket bağlılıkları fazla değildir. Arada sırada ilgili görüntüleriyle tozalma operasyonu yaparlar. Bayansa şayet, patronun cinsel güçlerinin hedefi olarak varlık sürdürür, erkekse şayet, patronun fikirlerine önem verdiği bir akrabası veya eski arkadaşıdır. Zeka ve strajejide üst katmanda yaşarlar. Fizik ve görüntü özelliklerine önem verirler. Eleştirileri çok keskin ve canalıcıdır. Patronun onlardan iş beklemesi veya taşın altına ellerini sokma beklentileri olursa, şirketteki varlıkları sona erer.
Orjinalite: Genelde İzmir-Bursa veya sivrilmiş Ankaralılardan oluşurlar.
Taytıl: Danışman-İşgeliştirme ve strajejist-Trader-
Donanımlar: 4G telefon-Notebook-Spor oto-Çok görevler içeren kartvizitler-hot kütür elbiseler-cemiyet hayatında görülmeler.

Yeni Kaledonlar: Şirkete bir anda dahil olur ve işe yarasın yaramasın patronun mevcut düzenden sıkıldığını gösteren havarilerdir. Mevcut kitle için tehdit ve uyarı oluştururlar. Kendileriyle birlikte herşeyin değişeceğinin propagandasını yaparlar. Şirketlerde ani tansiyon yükselmelerine yol açarlar. Mevcut sistemin açıklarını devamlı test eder ve kendilerini üste çekmeye çalışırlar. Form ve tuvalet kağıdı gibi önemli etkenleri değiştirerek, değişimin startını verirler. Hatta bir iki çalışanın yerini değiştirir veya işten uzaklaşmasını sağlayabilirler. Nihayetinde şirketteki değişimin yavaşlamasıyla birlikte sayıları azalır, yüzlerindeki canlılık gider, ve şirketin mevcut düzenine adapte olurlar.
Orjinalite: İç anadolu, doğu karadeniz, antalya-akdenizin okumuşları, patronun memleketi.
Taytıl: Finans, Muhasebe, insan kaynakları, satış ve pazarlama bünyesindeki şef-müdür pozisyonları.
Donanımlar: Not defteri, casus kalem, karizmal görünüm, eleştiri okları, hitap ve etkileme.

Memeidler: Genellikle atıl pozisyondaki bayan personel. Dedikodu mekanizmasını ayakta tutarlar. Çok az olan işlerini büyük iş gibi gösterirler. Ev hayatını iş hayatıyla harmanlarlar. Genellikle on yıl ve ötesi çalışma hayatları vardır. Karar mekanizmasına katılmaktan ölü görmüş gibi korkar ve anne kimliklerini öne sürerler. Hijyene önem verirler. Çocuklarınıda o şirkete sokarlar. Şirket içi gençleştirme operasyonları, emeklilik veya patronun cinsel iletişimi yeni biten genç memeidlerin yerlerini aldığı durumlarda ömürleri sona erer.
Orjinaliye: Doğu ve ege ağırlıklı, balıkesir, bolu, nadiren kafkas-trabzon, ve balkanya.
Taytıl: Bölüm asistanları, gereksiz taytıllar, sekreter ve idari işler, muhasebe, yön. asistanları
Donanımlar: Faks, printer, telefon, alttan ısıtma sobası, masa, temizlik malzemeleri, örgü.

Obstrüksiyoncular: Şirket içi her türlü yenilik rüzgarına karşı bünyeyi alarma geçiren eski köy meraklılarıdır. Her departman içine yayılarak varlıklarını devam ettirirler. Belli bir kapasite ve işgücü limitinde yeraldıkları için, yeniliklerin onları sileceği takıntısındadırlar. Yeni kaledonları avlamak ve devre dışı bırakmak konusunda uzmandırlar. Bir yenilik söylentisi yayıldığında dedikodu, huzursuzluk ve olumsuzluk yayarak devrimin yollarını tıkarlar. Patronun oğlunun başa geçmesi veya şirketin devredilmesiyle varlıkları sonbulur.
Orjinalite: Orta ege, batı karadeniz, orta anadolu.
Taytıl: Personel ve idari işler, geri hizmet, patron hizmetliler grubu.
Donanımlar: Eskiden kalma takım elbise ve cep telefonu, elyapımı saat ve aksesuar, kullanılmış patron eşyaları. 10 yaş ve üstü arabalar, siyaset muhabbeti.

Varoluberililer: En alt ve en üst kademelerde yeralabilirler. Her eski şirket resminde boygösterirler. Şirketin dayalı olduğu temellerde gezmeyi ve padişah muamelesi görmeyi severler. Patronun tüm gizli sırlarına vakıf oldukları şeklinde savunmalar geliştirirler. Patron ise kafası karıştığında onları dinler. Şirket içi gerekli gereksiz her gelişmeyi patrona yayınlamakla mükelleftirler. Herkesin saygısını zorla alırlar ve ortaçağ özlemi içindedirler. Patronun ailesini tanımakla, elbiselerini kurutemizlemeye götürmekle, şirketin önemli evraklarını taşımakla övünürler. Eski memur ve asker kökenli veya memur çocuğu geçmişine sahip olup, yeniliklere karşı duyarsız ve sessiz direniş modundalardır. Şirkette değişim rüzgarlarıyla beraber inzivaya çekilirler.
Orjinalite: Patronun memleketi veya eşrafı, veya babayadigarı ( Tüm Türkiye )
Taytıl: Patron şöförü, muhasebe müdürü, kasa sorumlusu, çaycı, özel hizmetlisi.
Donanımlar: Eski şirket resimleri, dolmakalem, kasa anahtarları ve patronun gizli hayatı.

Fücuratçılar: Şirketteki varoluş amaçları şirketin geleceğindeki hayali rolleridir. Şirketin internet sitesindeki visyon ve mizyona inanırlar. Tüm muhabbetleri gelecekteki ortam ve şirketin öne çıkacağı ruhlarını sergilemektir. Toplantı, davet ve organizasyonların yıldızları olup ayrıca şirkete yeni katılanlarla ilgilenirler. Yön göstermeyi ve vizyon çizmeyi çok severler. Kriz ortamlarında, tasarruf tedbirlerinde, veya patronun faaliyet raporu istedikleri durumlarda yazacak birşey bulamadıkları için varlıkları erir gider.
Orjinalite: Balıkesir, aydın, muğla, mersin, kastamonu, adana-çukurova tarafları.
Taytıl: Planlama, müşteri ilişkileri, özel kalem, insan kaynakları, pazarlama
Donanımlar: Mesleki gelişim kitapları, ekonomi dergileri, başarı öyküleri, mail adresi.

Üstünebirciler: Oluşumlar, gelişimler, popularite ve güç kazanan her kişi, birim, fikir ve gruba dahil olma yeteneğini taşıyan kişilerdir. Kazanacak ata oynarım felsefesi ile büyümüş nesildir. Kamuoyu yaratma uzmanlığı taşırlar. Masalar arası gezerek kulis faaliyetlerine katılırlar. Sahipsiz olma endişeleri çok kuvvetlidir. Çok çabuk dost kazandıklarını zannederler. Politikacıların hayatını ezbere bilirler. Boş yemek masasına oturmazlar, mutlaka bir masaya dahil olurlar. Güvendikleri oluşum kötü niyetli ve patron karşıtı ise, karşı düşünceye dahil olarak varlıklarını ya sürdürürler yada sonlandırırlar.
Orjinalite: Sivas, Erzurum-erzincan, eskişehir, kastamonu, sakarya.
Taytıl: İdari işler, otomasyon, muhasebe elemanı, dış işler, lojistik.
Donanımlar: İmaj endişesi, yemek masası, msn, oportunizm, cilt ve beslenme ürünleri.

Geğirtmenler. Şirket içi geri hizmet ile ilgili birim personelidir. Bilgi eşittir güç prensibiyle etkili olmaya çalışırlar. Herzaman için apolitik ve yorumsuz durmak suretiyle diğer çalışanlardan bilgi, işaret toplar ve samimi oldukları kitle ile paylaşarak küçük beyin büyük yürek sergileme amacındadırlar. Dedikoduyu taşırlar ve şirketteki yetkililerle devamlı samimiyet kurmaya çalışırlar. Mesai saatlleri dışında daha etkin olurlar. Ücretlerine isyan, dedikodu yayma, çaya ayak parmağı sokma veya tükürme, şirket malzemelerini eve taşıma ve nadir olarak şirket personeline aşık olma durumlarında işleri biter.
Orjinalite: Sivas, kastamonu, sinop, bilecik, rize-artvin, kars, ağrı, erzurum ve diğer 72 il.
Taytıl: Çaycı, temizlikçi, şöför, mıhaberatçı, odacı, bakım sorumluları v.s.
Donanım. Çayocağı, yemekhane, kulak, otlanma, acındırma, arabesk, tespih, çocuğun okul masrafları.

5 Haziran 2009 Cuma

Hain Pazarlama Teknikleri

Reklamcılığın bir tekniği vardır,

"Önce korkut, felaketi göster, sonra rahatlat, ürünü göster"

Bu klişeyi dikkatle baktığımız her reklam temasında görebiliriz. Ama bazıları yokmu bazılarıı. Gösterilecek felaket kalmadığı için yeni sanal felaketler üretmezler mi?

Plazalarda sabah toplantısında, kendilerini orta sınıfı sömürmeye adamış beyinler otururlar ve başlarlar ahkam kesmeye: Neyi nasıl pazarlayalım. Aslında kendileride alt-orta sınıftan geldikleri için geçmişlerine çok acımasızlardır. Bu yüzden felaket yaratmaya bayılırlar. Kendileri harika çocuk oldukları oranı aslında alt sınıflara borçludurlar. Şişmanlıkları birilerinin zayıflamasına endekslidir. Neyse sosyal patlamayı sivriltmeden, bazı sanal felaketleri yorumsuz kalmaya çalışarak örneklendireyim.

Kadınların saç tellerinin kötü hava koşullarından dolayı canlılığını kaybetmesi..
Kadın ve kızlarımızın saçları parlak görünürse popüleritelerinin artacağı.
Klozeti çekersek bakterilerin 3 metre havalara zıplayacağı.
Her 6 saniyede bir evin soyulduğu.
Sigorta yaptırmaz isek çocuklarımızın ilk depremden sonra ebeveynsiz kalacağı.
Jöle sürülmeden sokağa çıkılırsa size ölümcül mikrop gözüyle bakılacağı.
Çocuk bezini istenilen markaya çevirmezsek, koca-karı özel hayatının sarsılacağı.
Sadece bir tane bağımsız gazete olduğu diğerlerinin bağımlı olduğu.
Diğer deterjanların bizim deterjana göre kifayetsiz, cibilliyetsiz ve iktidarsız olması.
Bilmemne sütünün içinde hiçbir katkı olmadığı, tamamen doğal olduğu.
Salça yapılacak domateslerin teker teker tahlil ve elemelerden sonra salça yapıldığı.
Üniversite mezunu olmayan besi hayvanlarının et çiftliğinde kesilme hakkı olmadığı.
Mutluluğu arayan ailenin sadece bol kanallı televizyonlarda mutlu olabileceği.
Prezervatifin irademizin üzerinde bir koruma sağladığı.
Jimlastik aletlerinin bizi atletik birer manken yapması.

aNLIYORMUSUNUZ Mustafa Plazadaki bakterilerden niçin nefret ediyor bu kadar.
( Not: Yahudi değilim, faşist değilim, partili değilim, eşcinsel değilim, liberal değilim, kapitalist değilim, şeriatçı değilim, tetikçi değilim, gladyo değilim, rezervuar köpeği değilim, dönek değilim, devrimci değilim, marksist değilim, tapınak şövalyesi değilim,

BEN SİZİN BİLDİĞİNİZ DEĞİLİM!

007 James Bond Filmi ÇUKURCUMA ŞEYTAN ÜÇGENİ

Bond son görevi olan Sahil güvenlik Ekibi'ni yokettikten sonra mahzunun klip çektiği adanın güneyinde tatil yapıyordu. Ona Nuran SULTAN eşlik ediyordu. Nuran sultan koca gögüsleriyle james'e votka-yedigün içiriyordu ama votka çok sallandığı için karişmıştı. James nuran sultanı saçlarından çekti. Nuran sakızını tükürdü ve dudaklarını pörtleterek Jamesinkilere yaklaştırdı.
James: Bugün için yeterince halvet olduk, birazdan netten görevgelir, yarıda kalırsak senin için üzüleceğim dedi.

Nuran sultan bu sözden incindi ve seri bir hareketle jamesa çelme taktı, onu altına aldı, ben hiçbir işi yarıda bırakmam dedi ve mayokinisi, bikinisini sıyırdı ve minikinisiyle kaldı, Bond tropik güneşten kızarmış minikiniye bakakaldı, biraz daha kokteyl hüpledi, tam nurana yaklaştıki, nuran naz yaparak, şuradaki havluyu kaldır, yüzdeyüz cıbıl olurken utanırım, ben indir diyene kadar indirme, bindir diyene kadar dindirme dedi. Bond bu talimata uymazsa nuranın bidahaki aybaşı geçene kadar dokunulmazlık zırhına bürüneceğini biliyordu. Havluyu kaldırdı, bekledi bekledi ve nuran indir dediğinde olanca müttefikliğiyle nuranın nurunu alacaktı.
O anda, dudaklarını uzattığı o anda ve gözleri kapalı filmicabı, dünyaserti bir yumrukla plajı öptü. Meğersem Nuran Sultan acımasız düşmanı Kore destekli lübnanlı terörist girdap lakaplı El-civanmış ve james boşuna 10 gündür arkeoloji yapıyormuş. James el civanın yerdeki mayokinisini aldı ve içindeki elbombasını farketti. El civan karasakallarını okşadı ve üzerinde güneş batması çok romantik olacak Bond dedi. Cesedini kılıçbalıklarına atacağım, sonrada seni mürenler öpecek dedi.

Bond; olamaz civanım kraliçe bu işe başarısızlık olarak bakar ve masraflarımı okkalı olarak sicilime yazdırır dedi ama el-civanın bunları dinlemeye hasleti yoktu. Balıkavların tetiğini çekti ( zıpkın ), bondun tam taşş...pardon bacakarasına isabet etti. Bond ufak bir fırt daha çekti, bunun civanı sinirlendireceğini biliyordu.

Peki sen kazandın ama son bir puro içmeme müsaade edersen sana diğer ajan takımının msn adreslerini vereceğim dedi.

Tamam ama sakın bir oyuna kalkışma, hele kolbastı asla dedi.

James mayosundan purosunu çıkardı, puro yakıldığı zaman içindeki tiner bazlı barit aktive olarak, tehlikeyi MI-5 üssüne gönderiyor, mı-5 bu sinyalleri lazer pointer şeklinde jamesin yanındaki hamamböceğine gönderiyor, ve hamamböceğide asitli asitini saldırgana püskürtüyordu.

El civan püskürüğe karşı önlem almamıştı, yere düştüğü anda bond elbombasını teröristin mayosuna soktu. İçinden beşe kadar saydı ve kendini kuma attı. El civan patladı ve parçaları atlantiğe savruldu. James yerden kalktı ve iki adet memebaşı gördü, biraz yaladı ve Gerçek nuran sultanı kumlardan kazıdı, ve kazımak üzere denizaltı şeklini alabilen Ford TRANSİTE GÖTÜRDÜ.

4 Haziran 2009 Perşembe

Birkaç Ticari Fikir

İlk kim düşündü bazı yenilikleri? Elbette onu uygulayan. Peki benim düşünüpte, bağımsız olarak uygulanan bazı fikirler varmı? Tabi var. Neler Onlar? Mesela cepten mesaj atarak yardım toplama. Başka? Arkadaşlık siteleri, karı bul projeleri. Daha daha? Bazı telemarketing konuşma metinleri. Ve daha bir sürü patronların önce olmaz dediği ama sonra bunları yapmak için sağa sola para döktüğü bidolu proje. Mesela veritabanları oluşturup, çıkacağınız projeye göre veri tabanından potansiyel müşterileri kriterine göre, hem proje şekllendirmek hemde müşteriyi sevişmeye hazır hale getirici varyasyonlar.

Peki yenileri varmı? Hiç uygulanmamış türden?

Var tabiii seni uyanık, yada uyanmış kişi. Bunlara patent alıp, etrafa satacakmısın?

Yok alim allah öyle bir şekil olmaz bizde yada bende ama duymak isterim günü ilginçleştirmek bazında.

Pekii? Günlük hayatını, ofis hayatını düşün. Kaç bin kere birisi senden şarj cihazını istedi?

Yüz, bilemedin bin kere.

Pekii, sen ne cevap verdin?

Evde dedim veya şurda biryerdeydi dedim, veya boş priz bulunmamadı, sevgiye vakit ayıracaktık ama boş vaktimiz olmadı. Erteledik te durduk.

Al sana çözüm: Cepten cebe şarj aktaran mobil şarj cihazı veya kablosu. Nasıl olur?

Pekiii, bir başkası: Bugün bir restoran, bir sinema, bir tatil yeri, veya otel, bir otobüs bir uçak,,

Eeee?

Yüzde kaç dolulukla çalışır ortalama?

Yaniii yerine göre değişir ama yüzde 55 diyelim.

Ya yüzde 45 masa, yatak koltuk, veya herne ise, ne durumdadır?

E, boşşş?

Tamam boş ama işyeri sahibine ne kazandırır? Veya dolu koltuktaki müşterinin boş koltuktaki müşterinin payını ödemesi ne kadar mantıklı?

Ticaretin doğası,

Bence ticaretin foyası abi, bak buna karşı ne düşündüm.

Bir- sistem abi altyapı sistemi, çok sağlam ve fonksiyonel olacak. Şirketin işi kuponculuk bi nevii.

Açarmısın lütfen?

Birde organizasyonculuk. Birkaç ayağı var, üye işyeri sözleşmesi, pazarlık toplantısı, bu adamlara atıl kapasitelerini kullandıracağımıza ikna etme işi, ve denetleme ile iş akışını sağlama.

Peki diyelimki bir otel, oda adedi 100, doluluk oranı 70 yatak, sen burada kalan otuz odayı nasıl pazarlayacaksın, nerede, kiminle ve nasıl? Hatta niçin neden?

Oğlum şu 5N konusuna çok şartlanmışsın valla. Enlerin adamı olmuşsun. Mustafa abin bu konulara çoktan çözüm buldu, beynelmilel sponsoru da sen bul bu işleri yürütelim.

Söylemeyecek misin abi?

Söylemeyeceğim abiii.

Başka iş varmı usta?

Var en okkalısından ?

Ne işi? Krizi fırsata dönüştürme işi caaanım.

Bul bi küresel sermaye biryerden?

Buldum şu bizim japon fonu, veya arap fonu.

Al sermaye kayıtlarını ve kazanç isteklerini.

Aldım abi. Abu dabi fonu 100 milyon avro için bir tuşa basmayı bekliyor.

Varmı pazarlama ekibin en jantisinden, araştırmacı geliştirmeci ve esnaf çocuklardan oluşan.

Naapacaklar ellerinden öperler kardeşlerin?

Karınca olacaklar?

Nasıl yani?

Oğlum sular yüksekken balık karıncayı yer, sular çekilince karınca balığı.

İyide abi, balıkçılık yapacaklarsa balık haline gidelim, mangalıda sen getir.

Çok kitabisin be kardeşim. Bilgisayar programcısı gibi sadece kurulumun ayrıntısında boğulanlardansın.

Baba valla senin şu fikirlerinde boğuldum, ne diye başını gösterip kıçına inmiyorsun, fitil oldum, biz yabancımıyız da sen bize fikirlerini açmıyorsun, sana açık çek mi vereceğiz illa?

Ben sana ömrümü verdim, bir ömür boyu sevenlerdenim, sen benim bloğuumu takip et, her işin başı besmele, her işin sonu taakip.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Hudutlarda yaşayan adamın flaşbekleri

Satış...
Özünde kendini satabilmek, yani dikkat çekicimi dersin, fark yaratıcı mı dersin, herkezi oyuna katabilen mi dersin, öyle biri olmak sayesinde bu sonsuzluğa giden sarmaşığa tırmanıyorum.
Bu uğurda bazı atraksiyonlarım ve yaşanmışlıklarım varki, kaydadeğer olanları paylaşarak size bir demet vereyim mi?

Son 15 yıldır yatağa yatar ve deliksiz uyurum. ( Deliksiz uyumayı -yatağında bir kadın olmaksızın yatma- şeklinde niteleyen iğrenç esprilerimde olmuştur. ) Tek istisnası ise 17 ağustos depreminden 1.05 saat önce sebepsiz uyanışım. Pencereden baktım, dışarıda şeytani birşeyler oluyor yorumu yaptım. Resmen banyo apdesti ( kıyamet alışkanlığım ) ve bir sigara ile uykumu çağırdım. Uyumayı başardım. Sonrası malum.

Lisede kızlara karşı sadece bir amfibiyendim. ( İlgisiz alakasız varyasyonsuz karşıcins. ) Ama ne olduysa üniversitede oldu. Pijama ve eşofmanı erkeğin erotizmi sanan ben, ve tek aşkı futbol olan ben; kozamdan çıktığımı ve karşı cins için en arzulanan karşı cins olduğum aşkına kapıldım. Dar ve uçuk renklerde giyim, kapalıçarşıdan aldığım bir laptop çantası atası çanta, saçlarını felsefi tarayan, arayışlardaki ama güvenilir melankolik. Resmen ve resmen filmlerde resmedilen bir romantiğe döndüm. Ha birde üstüne ölüm matemi taşıyan bir karşılıksız aşk yaşadığım tarihten sonraya denk gelmişti ya o hallerim. Feminal görünmüyordum kesinlikle ama feminal bir esansı feminlere yayan bir egzotik fenomene döndüğüm yorumunu yapabilirim. O zamanlardan kalmadır başharfi kadın olan her yaradılmışa karşı kazanılmadan kazanacağımı hissettiğim değil bildiğim özgüven. Bide doğuştan ruhüstünlüğü denilen şeye sahip olup, maneviyatta dövdüğüm bir paslanmaz kılıcım varya kınımda. Bu imajımı asla sexiyete dökerek, kaba tabiriyle redi tu giv kızlara basınç şeklinde uygulamadım. Mustafa olmak feci sorumluluk, getiriyor, bilmem belkide geçmiş hayatımdan ders almış bir ruhun sonucu mudur nedir? Bunun neresi satış diyeceksiniz.
Kendi geçmişinindeki kendini doğru anlatabilen kaç kişi var hayatınızda?

Bir keresinde kurbanlık aldığımız bir koyunla iletişim babında mee leme diyaloğum oldu. O huysuz hayvan çıkarttığım taklit seslere öyle bir tepki verdi ki, ancak fantazi-gerçek arası ecnebi filmlerinde görebilirsiniz. Bugün bile ağladığım bir şekilde koyun beni ya annesi zannetti veya aşık oldu, çünkü pencereden bile aşıp yanıma geliyor ve koltuk altıma sığınıyor, adeta uyuyacak derecede rahatlıyordu. Onu olağanüstü terbiye edebilir, onu insanlaştırabilir hatta konuşturabilirdim 2 yada 3 cümle, çünkü beni seviyordu, ve benim istediğim her karakter olabilirdi. Benim ise en devanası zaafım; beni seven her canlıyı sevmek kaderinde olmam. Koyun kesildi ama ben yemedim, bu şekilde sevgisine karşılık verebildim, oysa o muzip varlık kendisinden yememi isterdi, neden, çünkü beni sevmişti. Merak etmeyin bundan sonra kimseyi sevemeyeceğim için sizi yemem...

Birkaç uçuk yaşanmışlıkla sizi inanmayacağınızı bildiğim derelerde sulamak gerekirse:

Küçükken cin gördüm.

Bir cin karısı bana musallat oldu, ama erkeğiyle sessiz diyalog içinde bu kıskançlığının gereksiz olduğunu izah etmeye çalıştım ama dinlemedi. Bir noktadan sonra ise bende onu cinlemedim zaten.

Mahalle maçımıza duvarlara ilanlar yazarak taraftar toplamaya çalışmıştım, fotokopi makinesi yokken olmuştu bu hadise. " büyük maç....Ataryemez-ömerhayyam...../..../198....saat 19.00

6 yaşında traktör kullanırdım ama sadece direksiyonel bazda ve köyde.

Bir keresinde bir maçta bir çocuğa öyle insafsız bir çalım attımki, ayıptır söylemesi çocuğun kolu kırıldı. Düşerken elini yere paraşüt yapmaya çalışması sebebiyle. Tabi 8 yıl sonra benim kolumda top oynarken aynı yerden kırıldı ilahi adalet bazında. Severek katlandım.

Severek katlanıp okuduğunuz için sınırboylarından müteşekkirim.