28 Ekim 2026 Çarşamba
Melek misin?
Hayatımdaki kadınlar diye başlayan ve koleksiyon mantığıyla macera düzen bir hovarda değilim ne mutlu. Ama geçmişime baktığımda haksızlıklar listemde bakırköylü Melek'te vardır. Öströgen çağımda değil de keşke hayatın adam eylediği zamanlarda tanışsaydık, ama kader ne derse o diyeceğiz. Ben nişantaş mahallelerinde top peşinde büyümüş bir haylaz, melek ise bakırköyün apartıman sosyalizminde şekillenmiş bir yumurta. O beni beğenirdi ama hiç bir zaman seviyesini sulandırmadı. Ben ise onu düzgün ciddi ve kalıpsal bulurdum. Çünkü üniversite ingilizce hazırlık sınıfları tam bir karma oluşumdu, farklı fakülteleri kazananlar aynı sınıflarda ilk boğaziçi tadımlarında birlikteydik. Neticede ben daha sosyetik, daha macera vaadeden, daha çocuksu oyunlar oynayabileceğim kızların peşinde avareyi muallim oldum. Yıllar sonra bir gün beyoğlunda bir grubun içinde meleği gördüm, arkasından seslendim, geri döndü ve Ben Melek değilim dedi, yanına geldim öptüm yanağından ve -ne yani kişilik karmaşası mı yaşıyorsun diye, geçmiş yıllardaki dalgacılığıma devam ettim. Oysa evet, melek değil, ikiz kardeşi, tek yumurta. Dedim ya yumurta. İşte böyle bir şımarıklıktı benimki, ama itiraf ettim ya belki günahım tekrar incelenir istinafta.
24 Ekim 2026 Cumartesi
Wifi bağımlısı Zengin Çocukları
Zengin çocuklarının hakkına biraz fazla girsemde, genel bir embesilleşmenin en çok etkisini gösterdiği kitle varlıklı ailelerin elektronik dijital bağımlısı hayalet çocukları. Daha çok erkek çocuklar, kız çocuklar biraz daha hayatın içinde. Bu çocuk, ergen yada ileri ergenlerle ilk karşılaştığınızda, sizin varlık sebebinizi sorarcasına bakışlarını görebilirsiniz. Size ayırdığı zaman wifiden mahrum kaldığı zaman onlara göre. İster oyun, ister simbiyotik internet tarikatı veya bahis bağımlısı olsun, bu çocukların kaderi fakir akranlarına benziyor. Fakir aile eti senin kemiği benim diye işyerlerine çocuk bırakırlarken, zengin aile çocuğunu internete ruhu senin, gerisi senin şeklinde bırakıyor. Okul saldırılarına geçiş yapmaya çalışmıyorum, sosyal mesaj derdim yok, sadece zombileri filmlerde değil hayatın içinde bulduğumu söylüyorum. Sizden gelecek tavsiye, hikaye, hatta jestlere bile kapalı bir ruh hali, haliyle dine, Allaha, inanca tamamen kapalılar, manevi değer deyince seks tatmini olarak anlıyorlar beyin işlemcisinde. İnternet onlara herşeyin en keyiflisini, zirvesini, gerçeküstü zevki getiriyor, haliyle gerçek hayata tepkileri ile "oha" oluyorlar, geriye dönüp konfor dünyalarına erkenden dönüyorlar. Buraya kadar anlattığım sembolik tanılardı, şimdi ne yaparak bu ruh hastası gençliğe katkılı olabiliriz diye düşünmek lazım. Öncelikle efendilerinin ele geçirilmesi gerekiyor, internet ne zaman ki onların sahte tanrısı olduğunu itiraf ederse, yüzde 5 gibi bir beyin kurtarılabilir. Bir survivor adası kurgulanabilir, ve hayatta kalma zorlaması ile bir yüzde 5 in de geri gelmesi olası. Sosyal medyacı gençlere yönelik olarak, onlara ayna tutan yaklaşımlar, yani sosyal medyanın bir ayna görüntüsü olduğu ve tek gerçeğin yaşam döngüsünde ne yaptıklarının önemi beyinlerine işlenebilir. Yüzde 5 daha kurtarabiliriz. İleri derece ruhu kirlenmiş gençler için kolombiya hapishanesi ortamı gayet yararlı olur, bacağına yer bulmak için parmaklıktan dışarı çıkartman, yatacak yer bulamadığın için ayakta uyuyabilmen, ayda bir kere banyo yapman için içme suyundan tasarruf etmen, bir böcek yiyebilmek için böcek avcılığı konusunda uzmanlaşman, fare yakalamak için farelerin cinsel haberleşme tekniklerinde taklitsel gelişim cinsinden yöntemler. Yıkanma konusunu şöyle de alternatifleyebiliriz, yere arap sabunu döküp, itfaiye hortumu ile soğuk sulama. Elbette bir de birbirlerine zarar vermemeleri için kendi aralarında bir dokunulmazlık hukuku, bir nevi güçler ayrılığı sistemi de gelişecektir. Bu yolla da yüzde 10 genci insana dönüştürebiliriz. Sporun iyileştirici etkisi de işe yarar. Bir kelepçe takıyoruz gence. 10 km yürüyüşe 10 dakika, 100 şınava 1 dakika, 5 km koşuya 7 dakika internete girme süresi verilebilir. Yüzde 1 daha kurtulur bu yolla. Evet ne yapsam da tamamını kurtaramadım, siz en iyisi cinsel sikişirken hamile kalmamaya çalışın, yoksa bu gidişle doğan çocuğunuz sizi kolombiya tatiline gönderecek, bu yolun sonu lağımköy.
22 Ekim 2026 Perşembe
Karşı Strateji
Ak parti kavmi sonunda halk tvyi de bünyesine kattı. Zulüm perdesinin sembol bir hamlesi de diyebiliriz. Ama şimdiye kadar yapılanlar baz alındığında asla şaşırtacak bir gelişme değil bu. Zıdı vıdı akp kronolojik eleştirisi yapacak değilim. Bırakın o işi boşboğazlara. Akp neye güvenerek bu ileri darbeleri yapıyor, onu düşünelim. Önce iyimser madde gelsin. Türkiyeyi yok edecek bir güç var ve bu güç odağıyla anlaşarak ülkemizin ömrünü uzattı diyelim. Bu yüzden çocukları öldürülmesin diye bedenini satan anne olsun ak parti. Yani korumacı orospuluk davranışı yapsın. Ama şunu unutmamalı, işi bitince sıra çocuklara gelir doğa kanununa göre. Bir diğer seçenek te ak parti kavminin kavimler göçüne hazırlanırken, yani servet transferleri ve gizli anlaşmalar ile ülkeden kaçışa hazırlanması. Bu tehlikeli bir yol ak parti kavmi için, zira Gizli Türk teşkilatı onları bulur ve o serveti onlara yar etmez. Ve nihai seçenek, ak parti eceli gelen köpeğe dönüştü, işemedik duvar bırakmadı, insanların hayvansı davranışına geçiş yaptı. Bu durumda iç savaşı kurgulayanlar başarıya ulaşacak. İnşallah çok kısa sürede olur biter, minimum zararla kurtuluruz galibi belli olan bu çatışmadan, devrim kolay doğan bir çocuk olsaydı anaharcı kan olmazdı.
16 Ekim 2026 Cuma
Senin Anan Margareth Qualley mi?
Maslakta uzun film gösterisi suareleri var bitmek bilmeyen gecelerde, tek biletsiz müşterisi Mustafa. Siz tabi bilmezsiniz sabahlar nasıl olur da gelir. Ben de bu vaktimi dünya yıldızları ile geçiriyorum, bazıları isimli bazıları isimsiz. Ee, kaliteli zaman geçirme anlayışı da diyebilirsiniz. Başlıktaki Margareth ile bir filmde tanıştım, önceden bildiğim bir peri değildi kendisi. Ben aslında demi moore filmi diye başlattım filmi, konusal olarak; demi bir tv gym yıldızı, yaşlanınca biraz, kanal sahibi onu programdan azledip, yerine izleyicinin daha bir seks, enerji, görsellik istediği kadını görevlendirmek istiyor, demi bunu duyunca yıldız şoku yaşıyor, hastanelik oluyor, burada biri ( sadece biri ) ona bir ilaç seti yönlendirmesi yapıyor, tabi alınacak bir risk midir derseniz, değil ama demi bunu düşünüp düşündükten sonra uygulamaya geçiyor, tabi çırılçıplak bir banyoda gözlere banyo hesabı, ve geçici ölüyor, biraz sonra sırtından bir ayak bacak çıkıyor, ben sandım ki vücud mankeni kullandılar, ama bir bakıyorum, en saf haliyle, şaşkın çocuksu bakışlar ile Margareth, banyodaki aynanın buğusu silindiğinde. Ve bu sahne klasik sinema tarihine geçecek bir 10 dakika. Aynen bir midyenin içinde bulunma ihtimali olan inci misali. Film kalite olarak orta aşağı ama sahne yıldızlararası. Tabi bu film endeksli değil yazı. Margareth aslen bir sinema yıldızının kızı. Ama filmlerinde ortak bir kişisel özelliği var. Vücudunu, tazeliğini, sevgililik özelliğini, çıplaklık arzusunu sonuna kadar belli ediyor ve kullanıyor, yani senaryo artı margareth diyebilirim. Aslında zaman ötesi zekalı bir hatun. Tarihte en akılda kalan sinema yıldızı hatunların en saf çıplak halleriyle görsele işlendiğini biliyor. Ursula ablası gibi, Bo ablası gibi. Birgün abla olacağını biliyor o yüzden her filminde Margareth Qualley çıplak saflığını, pürüzsüz ve kusursuz fizik dersini almaya devam edeceğiz. Zaten pardon da ( burası komik olabilir) Demii moore'dan başka ne çıkabilirdi ki?
12 Ekim 2026 Pazartesi
Emekliler Çalışıyor Görüyor musunuz
Özellikle bugün gözüme çarptı, hamburgecide, saçları beyaz kül, göbeği miras emekli abi onion ringsleri tezgaha diziyordu. Diğer emekli abi starbakışın boş kahve kutularıyla kule yapmıştı. Bir de zamanları bitmiş olsa bile işyerlerinde gençler oturma oturumu yaparken çalışmak için terleyen emeklilikten kaçan emekliler var dizi dizi. Emekli maaşı fakirliğine düşmek istemeyen tür diyebiliriz. Soranlara ortaklaşa bir cevapları var, bir kenarda ölümü bekleyeceğime çalışıyorum diyecekler, ama gerçek gerçek farklı. Ölüm geldiğinde çalıştığın zamanı senden düşerek hesaplama yapmayacak. Ssk müfettişi mi ölüm meleği? Şimdi binlerce muamma ile dolu, anormallik liginde hindistanı bile geçtiğimiz bir ülkede emeklilerin çalışmak zorunda olmasını kim kulağına küpe takar ki? İşte bu da önemsenmeyen gelecek, emin olun gelecek.
8 Ekim 2026 Perşembe
Zamana Roket Atan Mekan: Levent Oto Sanayi
Tabiki bu oto sanayi ilk kurulduğunda adeta şehrin dışındaydı, orada çalışmak kariyer hayaliydi çoğu usta için. Rahmetli Menderes temel atmıştı. Babalar çocuklarını elinden tutarak güvenle çıraklığa götürürdü buraya. Çoğu içten Türk milliyetperveri için ailenin arabasının güvencesinin yanısıra mutluluk sebebiydi de. Zaman çeviricisi hepimizin kaderi, bu çark döndükçe önce şeklimiz, sonra iç organlarımız, ve nihayet karakter kişiliğimiz dönüşüyor. Haliyle L.O.S. ( not los angeles ) kendi otoevrenine, kendi ekosistemine bağlandı. Koperatifleşme, esnafın haklarını koruma, sanayiyi yutmak isteyen müteahit kapitalizmi ile mücadele, hükmet ve belediye saldırıları, mafya ilgisi ve baskısı, yani yüzlerce dönüşüm etkisini boşa çıkaran kahraman bir sanayi oldu LOS. Dikkatle bakarsanız, tam kalbinde minik bir park ve içinde kararmış bir Atatürk büstü var, evet Atatürk sanayinin kalbinde. Ayrıca içeride 50 yıldır duran patron usta parçacı kadrosu da mevcut, bunlar mekanın sanayileşmiş abileri, geçmişe selam duran muhafızlar. Birkaç pavyon var ekosistematik oluşum. Çok küçük dükkanında kamyonları yöneten parçacılar, onların patronlaşmış 2. nesli, kendilerini otoprofesör havasına sokmuş piçingalar, çok büyük dükkanlarda kirayı çıkarmaya çalışan emek karıncaları, zamana ayak uydurmayı reddetmiş ve geçmişin klasik arabalarına sabitlenmiş beklenticiler, yani kendi kaderini yoğuran bir LOS. Modern tarih müzesi benim için. Geçmişin mimarisi, aynen çocukluk dişlerimizin bu günkü dizilimi gibi. Elbette yolunuz düşecek, işiniz düşecek, ama kaderinin tuzaklarını düdüklemiş LOS geçmişin bu ağırlığıyla sizi de bir parça düdükleyecek.
7 Ekim 2026 Çarşamba
Ömer ile Osman tatilde
--Ulann Ömer götü, ben karıya 10 milyar yalan söyledim Akapa kampı diye, sen gece balkondan kaçmışsın ulan grayderle, hay sikin kurusun, Adanada senden başka yarak yokmu, ben yarak değil miyim?
--Osman abi, beni de kandırdı bu dış güçler, reis bodruma geldi seni soruyor diye watsap mesajı geldi, ben de seni uyandırmamak için balkondan uzadım, meğerse fatma betül atmış mesajı, karı tek başına fon skandalına kurban edildiği için kudurmuş, tabi ben bu boş ihbarı görünce otele de dönemedim seni uyandırmamak için, mecbur bodrum rus gücü kampını ziyaret ettim, Türk rus ilişkilerini tahkim etmek için. --Sus ulan, akp kürsüsü mü zannettin burayı sallayıp duruyorsun, bana 21 milyarlık tüyo verdin diye adam mı oldun, gençliğimizde karpuz tarlası ekicem diye aldığın 100 bin lirayı unuttum mu sandın, aynı gece 3 pavyon dolaşmışsın, enayi parası diye pavyon karılarına yapıştırmışsın, o zaman dolar 1 lira bile değildi. --Ama sayın nacar.-- Sus ulan yavşak, borcunu hatırlayınca sayın nacar mı olduk, sikerim senin sözlüğünü. ---Tamam abi tamam, vericem senin borcunu, o zamanlar paradan 6 sıfır atılmamıştı ya, al abi 100 katını iade ediyorum, 10 lirayı bıraktım masaya, ama istersen üstünü bana verme, spkya iade et. --Vay yavşayan göt vay, aklınca beni spk ile mi tehdit ediyorsun, lan Adanalı değil miyiz, ikimiz de yavşak ikimiz de göt arasıyız. --Şimdi bu meseleyi gündeme almayalım Osman abi, geçelim aramızdaki kısır çekişmeleri, gel sana kahvaltıda kısır kebap ısmarlayım, hem konuşuruz 21 milyar kaç dolar ediyordu Osman abi, bu tatili eşit ödeyelim, 21 milyardan reise bahseden olursa mazallah, sana Hatayda 2000 tane deprem konutu işi verir. --Versin amına koyyum, Nacarkent yaparız, teşvik, vergi avantajı, üstüne krediyi de ödemeyiz, 21 e 21 daha katarım. Türkiye yüzyılı olur Osman yüzyılı. --Osman abi, taşağına maydanoz ekilecek adamsın, ben reise söylerim, açılışa gelir abi.-- Neyse bırak yalakalığı da, bu Özgürün diline dolanmayalım, şimdi bizim tatili öğrenirse, foncu işadamıyla hükümet sözcüsü Bodrumda ne arıyor diye namusumuzla şerefimizle haysiyetimizle oynamasın ibne. --Osman abi olurmu öyle şey, biz zaten büyük şerefsiziz abi, ilk cinsi tecrübemizi Adana keranesinde beraber yapmadık mı abi, gerçi orda ben pencereden kaçmıştım gene, sen 2 karı parası ödemek istememişsin, önce bütün kerane seni sikmiş, sonra da 1 hafta mecburi hizmet yapmışsın. Oradan da sana borcum var, unutmadım abi, istersen şalgamla havyar söyliyeyim abime, ödeşelim. --Ulan Ömer, senin dostluğunu sikeyim, ben de götümü kurşuna dizerlerken Ömer kardeşimin başına ne geldi diye düşünüyordum. Tam Akapaya sözcü olacak adammışsın, pardon sana adam dedim, dilimi siksinler.
--Merak etme abi, sen gece uyurken nefsime uydum, seni uyandırmamak için hazır ağzın açık uyuyorsun ya, ağzını bi güzel fırçaladım abi. --Ulan Ömer, sen benim ağzımı bile sikmişsin beni uyandırmadan, ama bu millet bir gün uyanırsa, bizi ağzımızdan arkamızdan önümüzden sikecek.
6 Ekim 2026 Salı
Türk Milleti yastık gibi darbeye dayanıklıdır.
Bu milletin başına neler neler geldi ve eziyetler içinde yaşıyor ki, bir isviçreli vatandaşa anlatsanız bütün dillerini yutar ve konuşabiliyor ise şunu sorar: Dev nerede, ejderha nerede, yedi cüceler, cadı, büyücü, kötü kalpli kraliçe nerede? Yani bir masal dinlediğini zanneder ve isviçre milli marşını bağıra bağıra okuyarak, sonunda isviçre bölünmez, tek isviçre, kahrolsun naziler diye gamet getirip müslüman bile olabilir. Valla olabilir. Gelirimizden başlayalım, avrupalının 10 da biri, dünyanın 4 de biri, ama fiyatlarımıza bakalım dünyada ilk 15, benzeri coğrafyalara göre ise ilk 5. Eğitim kalitemizde de benzeri seviyeler görebiliriz. Kuzey afrika liginde ilk 3 diyebiliriz. Dünyada 70. sıra ve gitgide düşüyor. Yaşam standartdımıza bakalım, yok bakmayalım. Milli gelir olarak 18 bin dolar ile ilk 25 teyiz ama gelir dağılım eşitsizliğinde ilk 5 teyiz. Yaşadığımız olaylar bazında çok hareketli bir enlemdeyiz. Burada bir haftada yaşanan olaylar isviçrenin 50, finlandiyanın 100 yılına eşit. Gıda ile aramız iyi ama dünya gıda kalitesinde sondan 30. sıradayız, bizden aşağıdakiler, bok böcek ve leş menüsüne sahipler. Dünya borçlar liginde nufüsa oranlı rakamlarda ilk 3 te, dış borçlarda ilk 15 teyiz. Fazla lafa gerek yok, bu ortam bir kıyameti çağrıştırsa bile, isviçre için bir mutluluk sebebi olduğumuz için mutlu olabiliriz.
Ak parti Finlandiya - akrabalığı
Size şimdi fin balıkçıların veya savaşçıların vikingler-ingilizler ile savaştan kaçarken kovalanırken gide gide karadenize vardığı ve o denizin kıyılarında yerleşimler kurduğu, bunlardan birinin de rize olduğu gibi bir mitolojik hikayeden bahsetmeyeceğim. Ama bilin ki biri böyle bir hikaye döşediyse reis ve ulemasına bu hikaye benimsenmiştir ve ana topraklarına dönme fikri uyanmıştır içlerinde. Öncelikle Türkiyede olan bitene bir anlam verememenizin sebebi, Ak parti camiasının kendilerini bir kavim olarak gördüğü, ve toplumsal çarkın üzerinde konumlanarak her tür korumacılık vesayet zincirleriyle kavimlerini muhafaza ettiği görülecektir. Benim işim mananın parçalarını bir araya getirip anakarayı görmek üzerine, belki de benim hikayem bu. Şu an israil kavmi gibi bir misyonun tanımlamasında yüzen ak parti, yakın zamanlarda latin hristiyan kavim tarafından ele geçirilecek olan anadolunun yıkıntısından kaçmak için örgütlendi ve madem bu ülke ele geçirilecek, bütün hazinesi, kaynağı, milli geliri, yani bütün imkanlarını göç hazırlığı olarak kavmine devşirmeye başladı. Ve dünya üzerindeki yeni kavim karargahı yerleşimi için konum sorgulamaya başladılar. Dünyanın en patırtısız tehditsiz ve mutlu yeri öncelikle ana rahmi, ondan sonra da Finlandiya. Dünya kavimler göçü tarihine ve haritalarına baktığınızda, şu an Türkiyede olan deprem öncesi sarsıntı ve patlama öncesi volkanik hareketler görürsünüz. İşte ak parti kavmi de nuhun gemisine benzer şekilde belli zümre ve iş kollarını bu göçe hazır olsunlar diye besledi büyüttü imkanladı ve omurgaladı. Yurtdışı varlıkları şu an milli gelirin 4 katı olan 3.4 trilyon dolara vardı. Türkiyede büyük isyan çıktığı anda o meşhur 14 uçak, hangar olarak tcg anadolu gemisi, yada ne koparabilirlerse memleketin imkanlarından bu büyük kavim göçü başlayacak, zira anadoluyu satarken hem latin hristiyan, hem de slav ırkı ile anlaşarak kendilerinin finlandiya yolculuğunda mutabakata vardılar. Finlandıyayı da, o bakir toprakların az nüfuslu süt ırkını da kendilerine yeni rahim belirlediler. Siz fonla, servet transferi dedikodularıyla, adaletsizlik ve kanun tanımamazlık tartışmalarıyla alevlenirken, işte ak parti finlandiyada kök tutmaya başladı bile. Büyükelçi gönderdi, emre tezmene oralara müteahit altapı için şirketler aldırttı, birçok finlandıya şirketini Türkiyeden hissesini alması için şirketlere ortak etti. Elbette finlandiya yolunda bir pürüz olursa nijeryayı da pörtföye dahil ettiler. Afrikada açılan su kuyularında da yaklaşık 500 milyar dolar külçe altın uyuyor.
Neyse bu hafta rize ile deplasman maçımız var, ben biraz da bu maça odaklanayım sizler gibi, tahminim 2-1 yeneriz.
1 Ekim 2026 Perşembe
Hande Erçel'e Hande Reçel denince neden güleriz
(Sosyal siyasal psikolojik derin yazı) Şunu hemen başta açıklayayım, insanlar handenin soyadının erçel olduğunu biliyor ki reçel denince gülüyor. Hande internet besleme gençliğimizin onayı ile Türkiyenin en güzel kadını. Evet en yeteneksiz diye de ünvanı var ama bence en yetenekli yeteneksiz. Zira günde 500 kadın ve kızımız ile içi hafif geçmiş tazelerin beni görsün diye zuhuratbabaya çaput bağladığı erkekleri donunda sallayıp uyutan bir kadın hande. Gerçek soyadı reçel olsaydı kimse gülmeyecek ve sadece ne reçeli çilek mi kayısı mı diye tamlama yapılacaktı. Aynen Neli Furtado örneğinde olduğu gibi. Reçel denince gülüyoruz evet demek ki ilkokul öncesi bir zeka ile sınanıyoruz. Reis bu milleti dar zeka kalıplarına hapsetti, çünkü reisle yol yürüyecek değil, reisin yolunu temizleyecek insan sürüsü lazım. Reis ölünce bitecek miyiz? hayır ama zekamızın orta seviyelere gelmesi yıllar alacak. Reçel ile hande ilişkisini kurmaya çalışalım, hande reçel gibi kadın, tatlı boş gıda değeri yok enerji harcamaya yarayan, pişirmesi saatler alan masraflı bir ürün. Zamanla parası çok orta ve üstü yaş erkeklerin servetini boca edeceği bir sınıfa yükselecek, gündem mi gündem. Erkek halen daha erkekmiş ki hande gibi terlemekten bıkmayan bir kadınla beraber diyecekler. Sonra bir dizi, bir film, bir reklam, bir siyasi partinin gönülüsü olarak göreceğiz handeyi. Zaman ne gösterirse orada göreceğiz. En son trtnin 2000 ler nostalji dizisinde yada atvnin Osmanlı Rising dizisinde hande bala hatun olarak yürüyüşünü yavaşlatacak. Gençleşmeye yönelik birkaç repçi veya rokçu ile resmi çıkacak elbette. Yani reçel gibi bir hayat sonrası bodrumda kendini organik gıda işine verdi şeklinde boktan bir haber ile hatırlayacağız handeyi. Haydi şimdi mutfağa, gidin bir ekmeğe reçel sürün hande hatırına...
28 Eylül 2026 Pazartesi
Betüş ile Doktuşun fonlama günü detayları
Doktuşşş, nerdesin canım yaa, sana zamanında en fazla 20 odalı ev alalım dedim, bak kayboluyoruz ara sıra. Betüşşş, diafondan konuşuyorum, kuzey tavan toplantı odasında masturbasyon yapıyorum, apdes bozucam, cumaya gidicem, ama yapamıyorum bir türlü, reisin büyük büyük resimlerini koymuşun dört bir yana. Konsantre olamıyorum. Ayy aşkolsun doktuşş, soldaki koridordan 50 metre git, orada 70 metrekare banyo var, afyon kaymak mermeri, istediğin yere patlat bol bol, leke tutmaz, işini bitirince söyle, ak parti kadın kollarından hizmet ehlini oraya göndereyim, silsinler etrafı. Betüşşş, istersen 10 dakika sonra banyoda görüşelim, mübarek cuma apdest bozalım beraber, en son amerikan türk evinde halvet yaptık neyork manzarasına karşı, şimdi boğaz manzarasında yerli ve milli sevişelim. Ayyy doktuşş, hatırlatma şunu, tam işimiz bitti daha apdes almadan Emine abla kapıyı çaldı, mecbur açtım terli terli, reis benimle eskisi gibi ilgilenmiyor diye üzülmüş, haspıhal ettik, ay rezil olduk valla, ama sohbetimizin sonunda Emine abla çok rahatladı sevindi. Ama sen çok düşüncelisin, Allah fonunu versin emi, bana gel dediğini duydum ama benim reise cuma mesajı videosu çekmem lazım, Allah sizi fonumuzdan eksik etmesin diye dua edeceğim. Emine ablanın cumasını anca kutladım, çok sevindi. Zaten Tezmen Emre aradı, bugün mübarek fonu bozduralım abla dedi, 2 milyarı bizim teradan tereyağı gibi indir filan dedi, ben de ona Allahın hakkı 3 değil mi Emre beyciiim dedim ama noolur noolmaz, bu Akın biraz deli, zaten bizim muhammed yatıyla rodosa nakit para götürdü, sığmadı eski tekneye, 15 milyona yenisini aldırdım dedi, istersen sana da sipariş vereyim dedi ama, ben sayın liderimizden rica edeyim, cumhurbaşkanlığı yatı diye saraya aldıralım, o seni tedirgin eden resimleri de yata asarız, Emine abla da çok sevinir, sonra nasıl olsa unuturlar yatı, 80 yaşına geldi mübarekler, bakım masraflarını da nasıl olsa üsküdar belediye bize geçti, oraya göndeririz faturaları. Haa, oldu da parayı rodosa götürmek gerekirse, bu yat elimizin altında. Betüşümmm, valla seni boşuna aile bakanı yapmamış reis, ailem de ailem diyorsun. Neyse sana hayırlı cumalar doktuşş, ben bozduruyorum fonu, sonra Erdini arayayım, daha cuma mesajına cevap veremedim ayıp oldu, bakalım hangi hisse var yatırımlık, 2 milyarı 20 milyar yapalım da muhammed daha büyük yat bulsun bize piçkurusu, bak daha cuma mesajı atmadı ablasına. Doktuşşş, doktuşşş duyuyor musun beni?
Yahu betüş, sen yirmi milyar deyince gene abdest gitti bende, cuma saatine de az kaldı, şu diyanete söyle de caminin cemaatini buraya göndersin, Doktor Fatma Betül Sayan Kaya mescid ve kültür merkezi diye acilen açalım salonu, hem Emine abla da çok sevinir.
27 Eylül 2026 Pazar
Mustafadan Fon Skandalına Çivileme Dalış
Akapa denilen kanser belası vebasının "yüzlerce" kriminal skandalından sonuncusu fon rezaleti. Rakamlarla giriş yaparsam, dolandırılan kişi 450 bin, hacim 858 milyar lira, şu an ulaşılan bulaşım ise akp yönetim kademesi, sermaye piyasası düzenleyici bürokrasisi, fon yönetim şirketleri, eski akp yönetim organları ve akpnin altın nesli çocukları. Bu da buzdağının gözüken ucu. Şu an akp bu fon yangınını söndürmeye odaklanmaktan çok, bu soygunu ifşa eden birimin yada kişinin peşine düştü, daha neler bildiklerini öğrenmeleri lazım ve böylece pazarlık veya saldırı stratejisi geliştirmek mümkün olabilecek. Haliyle fidyecinin aramasını bekler gibi, kendileri hakkında ifşa kozunu kullandırmamak için taviz vermeye hazır halde bekliyorlar. Eğer bu birimi yanlarına çekebilirlerse, yangını kontrol edip söndürmeleri mümkün olacak. Arada altın çocuklar biraz silivri tatili görebilir ama unutulmaları ve kendilerine avrupada bir yaşam kurmaları zor olmayacaktır. Şu an muhalefet, yani Özgür Özel, diğer fon sahtekarlarını açıklaması ve üzerine gitmesi için akepeye baskı yapıyor, ama akp halen daha hitlerin yer altında intihardan önceki bir kaç saati gibi savaş kazanma planı yapar halde. Ben akepenin şerefsiz dolandırıcılıklarını ifşa eden birimin Türk Gizli Teşkilatı olduğunu ve yer altından çıkmadan küçük bir müdahale ile akpye artık bırakması mesajı verdiğini düşünüyorum. Ama akepe'nin halen daha soygunu örtmeye çalışarak mesajı almadığını görüyorum. Demek ki özlenen akp intiharına doğru yaklaştık, bir an önce muhafazakar siyasetin mezarına osuruktan lalemi bırakmak istiyorum.
26 Eylül 2026 Cumartesi
.Ür.iy.
Son zamanlardaki sohbetlerimde Türkiyenin bir ülke, bir devlet, bir cumhuriyet vasfında olduğunu düşünmüyorum. Son geldiği durum itibariyle. Vatandaşı için varolan bir devlet tanımlayamayız. Şuan sadece bazı muhafazakar elitlerin sloganı Türkiye. Hatta büyük Türkiye diyorlar geçmişimizle birleştirip. Binayı tutan kolonların yoz ve toz olduğu ülke istediği kadar tamtam çalsın. Bu kolonlar, adalet, ekonomi, sosyal eşitlik, liyakat, eğitim, güvenlik. Bu ülke şuan ülke değil. Bu kadar.
24 Eylül 2026 Perşembe
Kukumoto
Eğer dişi milletine düşünsel derinliğimi yansıtabilseydim, etrafta ne gratis, ne bakım merkezi ne de estetik sektörü kalırdı. Bir çok sektör amonako kaderi ile yüzleşmek zorundaydı. ( Amonako kaderi: Daha doğmadan sadece koklaşma boyutunda kalmış olmak ) İşte ben de bu gerçeği bu yazıda soluklamanızı istiyorum. Her kadın güzeldir lafını rafa koyalım önce, her iyi kadın güzeldir diyelim. Her anne de güzel değildir, ama bebesi her anneyi gördüğünde yüzüne gülümseme gelir. Demek ki güzel kadın olmak için bağ kurmak gerekir. Maalesef zamanımız kadını daha çok zehirli çiçeğe daha yakın. Sağolsun internet bu zehiri havaya yayıp yayıp duruyor. Holivot starları gibi olmak istiyor her kadın, holivot orda, tutan da yok ama bu yarış bu gerçeği saklaya saklaya sürüyor. En iyisi benim holivot starlarından neyim eksik demek. Bacağı çarpık, dişleri yapılmış, ayakları orantısız ve yüzü yıpranmış, madde bağımlısı ve kendilerine ayrılacak zamanı olmayan sokakta yürümesi imkansız bir kadını kıskanmak zaten aptal işi. Bir de Allahın her kadına verdiği bir üstünlük güzelliği var, yoksa kıskançlık dağları neden oluştu sizce? Kimi kadının temel başlıcalarından, yüzü, göğsü, bacağı, kalçası, eli ayağı, aklı, çekiciliği, çalışkanlığı, seksiliği, teni, saçı, anaçlığı, çalışkan ve azimliliği, umut aşılama özelliği, yani 30a yakın güzellik özelliği var, mühim olan bunu vurgulamak, 30 da biri bile değilseniz, o zaman da eviyle, soyu ile, gündem uzmanlığı ile, yani erkeklerdeki temel başlıcalarla övünebilirsiniz. Geçmişiniz veya geleceğinizle. Anlamayan var ise tek bir cümle ile vedası olsun bu yazının: Bardağın dolu tarafı da bazen görülmeli...
Motokurye Evreni
Sayılarını 2 milyon olarak tahmin ettiğim bir ekosistemi sosyokültürel boyutlarına girmeden tarif edebilir miyim? Sanırım evet. Yani kimdir bu motokurye, evren oluşturduklarının farkındalar mı? Geleceği düşünüyorlar mı? Her olgunun ve her insanın götüne kaşık sokma becerimle size bu kodları vereceğim ama siz de çıkan parçacıkları tamamlayıp zihninizde resmi tamamlayacaksınız. Boktan bir resim olabilir ama birlikte bir sanat eseri yapmak ta eşsiz bir deney. Hatta muhteşem de diyebilirim. Motokurye bu milletin tembellik geni ile, işsizlik ve geçim zorunluluğuyla, eğitimsizlik nasıl paraya dönüştürülür ihtiyacıyla ve en düşük sermaye ile ne iş yapılır sorusuyla doğmuş bir bebek. Tek ana baba yerine, resmen toplu seks ürünü bir çalışan. Motokuryelik ise köyde eşek binicisini ve endüstri mühendisliği mezununu aynı sele üzerinde gördüğümüz bir meslek. Motokuryelik bir kahramanlık destanı bu mesleği yapan kişi için. Arabalara, trafiğe, yollara, zamana, hava şartlarına, memnuniyetsiz insanlığa karşı verilen bir savaş olduğu için bu mertebede. Aslında motorlu garson da denilebilir, ama motokuryeler bu sosyal nitelemelerin farkında değil. Motokurye ne kadar sefer-saat çalışırsa o kadar kazancı olduğunu bildiği için, standart ölçülere göre 3 milyon kişinin iş yükünü 2 milyon kişi çekiyor. Motokuryeyi ailesi meslek sahibi olarak görmüyor, çünkü sayın devletimiz bu meslek grubunu tek bir çatı altında toplayacak standartları belirlemiyor. Çünkü işsizliğin toplumsal yükü azalıyor bu motor sayesinde. Motokuryeler sohbetlerinde yollardaki maceraları anlatıyor birbirine, devlet ve toplumdan alamadıkları saygıyı kendi içlerinde sağlıyorlar. Tabelasız bir örgütlenme bu, motorkardeşliği de diyebiliriz. Motokuryeler bazen de olmadık işlere girişiyorlar, sipariş poşeti içinde tozlu maddeler de adrese teslim olabiliyor. Bir diğer gizli bilinen ise, yollu kadınlar, kocasından memnun olmayan ablalar, mesleki formasyonunu devam ettirmek isteyen eskort erbabına da motor heyecanı yaşatıyorlar. Pekiyi bu motokuryenin azraili kim olacak? Tabiyki yapay zekaya bağlı dron canavarları. İlk başta motokuryelerin taşlı sopalı saldırıları ile sektörün adı kirlense bile, operasyonu daha hızlı verimli ve düşük maliyetli rekabetçi güvenli bir modele dönüştüğü anda motokurye de ayakkabı boyacıları gibi filmlerde kalacak. Sahi onlar nerede, en son ne zaman gördünüz bir boyacı???
19 Eylül 2026 Cumartesi
Büyük Demokrat Recep Ustanın Seçim Taktisyenlikleri
Seçimi 1 gün önceye alıp erken seçim yaparak aday olabilir, dünya tarihine geçeriz. Hatta sabah değil gece yarısı başlar seçim, akapeliler reis için geceden sıraya girer, sabah namazında sandıklar kapanır, muhalefet rakısını içip uyurken mışıl mışıl Türkiye Binyılı başlar. VEYA, Netanyudan rica eder, bir kaç füze gönder, parasını düşünme der, füzeler patlayınca olağanüstü hal ilan eder, tcg anadolu gemisini girneye gönderir, böylece seçim takvimi 5 sene uzar, her sene bir kaç füze bu işi meşrulaştırır. VEYA, seçim görevlilerini satın alır, rozet takar, yüzde 99 ile meclisin tamamını alır, anıtkabiri avm yapar, Atatürkü hain ilan eder. VEYA, olur da seçimi kaybederse, ertesi güne bir seçim daha, bir seçim daha koyar, yaklaşık 300. seçimde milletin anası ağladığında en demokratik şekilde iktidar olur. VEYA, emeklilere akbili, şehirler arası seyahati bedava yapar, emeklilere bir karı bizden kampanyası, evlenemeyeceklere huzur evi parasız der, dullara koca kampanyası ve 5000 lira evlilik yardımı açıklar, yüzde 51 ile iktidarı kapar. VEYA, emeklilik yaşını 25 e, emeklilik günü toplamını 500 e çeker, muhtardan kağıt getireni emekli yapar, seçimde mecliste çoğunluğu ele geçirir. VEYA, suriye, ırak, iran, afganistan, hindistan, bangladeş, somali, çad, nicerya, fildişi, gergedanboynuzu ülkelerinden ülkemize gelecek ilk 100 milyon kişiyi vatandaş ilan eder, al sana iktidar. VEYA, banka kredi, kart, vesair bütün borcu olanların borçlarını devlet üzerine alacak der, amca dayı kardeş bakkal market, aklına ne geliyorsa bütün borçları seçimden sonra kapatıyorum da diyebilir. VEYA, bu kadar işe gerek yok kendimi başkan ilan ettim, meclisi kapattım, partileri feshettim, anayasayı lağvettim, ölene kadar burdayım, çekemeyen çatlasın da patlasın, olmadı götüne anten taksın diyebilir,
Mustafanın Bloğu Değerini Bulur
Herhalde hayatta benim kadar yazılara vakit ve beyin ayırıp, ki profesyonel bir çalışma değil bu, boşa bir çaba olarak algılanacak bir uğraşıya yatırım yapan 2. bir insan yoktur, aramayın zaten bulamazsınız. Vakit ne vakti bu asri çağda? Algının, şişirilmenin, manüpilasyonun, mastrübasyonun zirve yaptığı, herşeyin sanal ve sahte olduğu bir kandırılma, kendi kendini kandırma çağı. Sosyal medyalar ile kendi krallığını kurduğunu zanneden, kendi kendini siken maymunlar devri. İnsanlar evrimini tamamladı ve tekrar maymuna döndü özetle. Bu boyalı devirde halen daha yerdeki pirinç tanesini alıp onu değerini vermeye çalışan adam kim? Mustafa. Fazlasına ne gerek var, ihtiyacımla çevrelensem yeter diyen adam kim? Mustafa. Olmazsa olmazları olsa da olur olmasada olur diye kodlayan kim? Mustafa. Yani darlık devrine şimdiden ruhi disiplini olan adam kim? Mustafa. Mesela şu batık fon olayı. Herkes parasını az çok bu şişirme yatırımlara akıttı, ama gelgelelim orjinal değil hayal bir getiri ile zaman geçirdiler, şimdi ise geçirildiler. Yani orjinal olmayan herşey hormoneldir. Ve çoğunuz bu hayalleri kendinize kostüm yapmışsınız, zamanı gelince çıplak olduğunuzu anlayacaksınız. Dua edin de bu çıplaklık yaz aylarına gelsin ve rezil olduğunuzla kalın. Veya bu çıplaklığınızı radikal tercihimdir diye savunun. Olmadı, zamanında en güzel ve pahallı kıyafetleri giydim, şimdi o zirveden döndüm diyin. Ama bilin ki bu çıplaklıkta bile bir yaprağı giyerek fark yaratacak adam da mustafa. Bu zamanlar tahmininizden daha yakın da olabilir. İşte benim yazılarımın birer yaprak olduğunu ve çok işe yarayacağını da anlatabildim. Şimdi bu yazıyı okuyacağım değerli dostum Cenk beyefendi de diyecek ki yine kendi kendine mastürbasyon yapmış bu deli mustafa diyecek, saçma diyecek, gece uyumamış gene diyecek. Yani kendi dibimi bile aydınlatamıyorum belli ki, ama uzaktan titrek ışığımı görenlere de selamımı çakıyorum. Siz bu zamanlarda dolaşın, ben zamanın bittiği yerlerde olacağım ısrarla...
16 Eylül 2026 Çarşamba
Günahların Genel Merkezi
Ankara, Çankaya, Söğütözü mevkiinde bir bina var, yaklaşık 300 odalı, 40 metre yüksekliğinde, 90 metre boyunda ve 45 metre eninde, burası ak parti genel merkezi. Tahminimce 9 şiddetinde bir depreme dayanıklı, nükleer savaş tedbirleri dahil, her türlü askeri ve sivil savunma tedbirleriyle korunan, alttan gizli geçitler ile birçok noktaya bağlı, en nihayetinde kendi kendini imha özelliği bile olan konvansiyonel bir sivil toplum yönetim binası. Burası tarihteki en lanetli yerlerden olan Autswitz yahudi katliamhanesi, epşteyn adası, yassıada, 12 eylül diyarbakır hapisanesi, pensilvanya fetö yerleşkesi, guantanamo, yani bilinen bilinmeyen bütün lanetli mekanlardan biri olarak gelecekte anılmaya aday bir yer. Neden mi? Burada insanlar idam edilmiyor, kadınlar seks kölesi yapılmıyor, uyuşturucu merkezi değil ( kanaatime göre ) ama öylesine bir propaganda, siyasi kalleşlik planları, troll politikaları, aşağılık işbirlikleri, toplum dizayn planlamaları, rakip satınalma pazarlıkları, şantaj üretimi, delil yaratma, suç üretme, medya kontrolü, ve göbels üstadı bile ( savaş suçlusu olsa bile propaganda konusunda tarihteki en altı çizilecek kişi ) gözlerini fırlatacak bir genel merkez. Yani sadece binanın dış dizaynına bakarsanız içindeki kötülüğü görmeniz mümkün değil. Japonyaya 45 senesinde atılan ve 180 bin kişiyi buhar eden, milyon kişiyi ölmek için yalvarır hale getiren atom bombasının ismi de "şişman çocuk" tu. İlk başlarda fetö ve cia genel merkezi langleyi kendine örnek alan Ak parti genel merkezi, şu anda dünyanın bir numaralı siyasal teknik metod ve aplikasyonları merkezidir. Dünya çapında olduğumuz nadide bir yapıdır, içi kötülük dolu olsa bile. Çile denilince akla ilk gelen Sinop cezaevi gibi müze olarak gelecekte değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum ki Türkiye bir daha böyle bir ölümcül hata yapmasın diye. Şunu da düşünebilirsiniz, tayyibin sarayı da kötülük merkezi diye, hayır katılmıyorum bu kanıya. Saray dediğimiz yer tayyibe emineye saray ehline eğlence olarak oyalansınlar diye verilmiş bir mega oyuncak sadece veya bir salıncak, bir sallanan sandalye. Çünkü lanetli ak parti genel merkezi bunu da düşünmüştür, millet meclisini işlevsiz kılan ve orayı maaşlı huzur evine çeviren, adaletsiz adalet sarayları, gösterişli ama niteliksiz hastaneler yapan, bir çok stratejik kurumun başını koparan, milleti 20 bin liraya şükrettirecek kadar aciz bırakan bir akıldan bahsediyorum, yani Günahların Genel Merkezi... Şeytanın bile stajyer olarak başvursa mülakat edileceği tek yer.
15 Eylül 2026 Salı
Şövalyelik Ruhu Belası
Ortaçağın simgelerinden olan şövalye nişanı çok basit elde edilen bir ünvan değildi. Geride 20-25 leşin olacaktı ki bu ünvan bedene otursun. Artı sadakat artı savaş ustalığı ve bir sürü kalifikasyona tabiydi şövalyelik. Şu anda lions derneklerinde 3 sene geçirdiysen şövalye olabiliyorsun. Elbette tarih dersinde değiliz, ben sosyal bir olguya dönüşen ve tehlike olarak boy gösteren şövalye ruhundan ve zararlarından bahsedeceğim. En çok zarar verdiği kurumların başında Fenerbahçe spor klübü geliyor. Kendilerinin farklı bir dünyanın insanlığa gönderilmiş elçileri olarak gören, daha doğrusu diğer insanlara ulaşılamaz bir yücelikten baktığını düşünen, fenerbahçeliliği kendilerinin şahsi varlığı olarak gören kutsamış tipler bir sinek sürüsü gibi klübü işgal ettiler. Ali koç gibi tipolojiler bir fenerbahçe dininin yüce şövalyeleri gibi olayları görmekte körlük yaşadılar, ama kendi gruhlarını ışık zannediyorlar. Yanlış karar ve stratejilerini halen daha savunuyorlar, çünkü kutsal dokunulmazlıklarına inanmışlar, Allah ıslah etsin. Cüce okanın 4 sene üst üste şampiyon olmasından da nefret edip, konuyu hakem federasyon fetö hükümet dış güçler israil amerika hatta Allaha fatura edenler var. Hatanın adı şövalyelik ruhu. Geçmişe özlemin zamanı manasızlaştırması girdabında boğulmuş halde bu acı kayıplarımız ve Fenerbahçenin kaybolan yılları. Geçen bir röportajda 2 tanesi diyor ki, biz taraftar değil Fenerbahçeliyiz. Yani çocuğuyla maça gelmiş babaya taraftar diyor, onları alta, kendini yüce dağlara yaslıyor ibneler. Vay be, ne kutsal bir ailenin şövalyelerisiniz. Dibim damağım düştü. Bu sırada cüce okan ter kanter içinde geleni gideni harş harş sikerken, biz fenerbahçelilik sabunuyla kendimizi tatmin etmekten bile bıkmış haldeyiz. Bu şövalyelik ruhu zavallılığını tayyibin mahdumu, çorap yırtığı Bilalde de görüyoruz ahkamlar keserken. İç dünyasında kendisinin dünyalara bedel olduğunu düşünmüyorsa gelin beni karpuz diye satın. Bir de akapanın zengin ettiği yandaşların havalı bebeleri var, mercedes bmv maserati uzmanları, piyasanın hakimleri çocuklar. Emin olun götündeki donun bok izini çıkarmaktan aciz bu beslemeler de geçmiş nesillerden üstün, şimdikilerden aşkın, gelecektekilere de örnek olduklarını düşünüyorlar. Ağızlarında selamünaleyküm var ama tayyibi bile beğenmediklerine adım gibi eminim. Halktan örnekleri de var, iyi giyinmekle övünen bay, bakımlı olmakla kişilik satan bayan, kullandığı telefonun özellikleriyle varolmaya özen gösteren tekno gençlik, tümünün ortak özelliği başka bir yetileri olmaması. İşte tüm örnekleri verirsem burası okunmaz ama kendimden de bir şövalyelik örneği vereyim. Zekaya aşığım, çirkin ama zeki kadınlara okeyim var, aptal ama güzel kadınları kuluçka makinesi olarak görüyorum. Duygusal zekada belki sınırların ötesindeyim. İşte bu benim gizli şövalyeliğim ama 40 liraya bir ay bekçilik yapıyorum, bunu da gecelerin şövalyesi olarak imzalıyorum...
13 Eylül 2026 Pazar
Kerhane'ye gülerseniz böyle olursunuz...
Müthiş bir yitiş çağı yaşıyoruz. Ama bunu biz istedik. Ne ile yarıştığımızı bilmediğimiz bir sürat çağı, sanki insanlık olarak modifiye olduk, çift kalp çift ciğer mi takıldı bize? de bu yarışı daha ileri götürme iddiasındayız? Cevap Hayır, ama biz bunun farkında değiliz. Mesela Laleli battı, bavul ticareti zenginleri şu an kiralarını ödeyemediği için köye bilet arıyorlar. Biz ne dedik? İyi oldu battıkları, turistleri kazıkladılar, herşeyleri kaçak göçek, alt kültür olarak başladıkları yere döndüler. Mesela Osmanbey, bir yetmedi 8 katına sattılar, herşeyleri taklit tahyiş kaçak, kurumsal olmak yerine paradan para kazanalım dediler, kalite battı, imalatçı mısıra kaçtı , osmanbey oldu Osman efendi, 2 ekmek bir süt. Mesela kapalıçarşı, tarihi eseri ticaret kerhanesine döndürdüler, düzgün esnafın yerini karapara aklayıcılar aldı, bina yıkılmadı ama içini pas pislik tuttu, adı gibi kapalı oldu çarşı. Şimdi boş dükkanlar maceracı bol paralı biti kanlı ama kaderi bitli aday adayları bekliyor. Sanal ticaretler de bela oldu bu sektörlere, 8 şubenin işini bir internet sitesi yapar oldu. Mustafa piyasa adamıydı, şimdi gece bekçisi oldu, cenk kıtalar arasıydı, şimdi terlik arası oldu, önümüze ne atarlarsa razıyız, modern köleyiz ama yakında köle köpek modeline de ineceğiz. Hani o ilk günahın kayıt yeri kerane ( genel ev ) varya, orayı kapatıp kültür merkezi yapacağız dediklerinde ne kadar da sevinmiş ve rahatlamıştık tam bir ikiyüzlülük aynen en büyük paramız ikiyüzlük gibi. Diğer bütün piyasaların, caddelerin, semtlerin efsanelerin çöküşünü simgeliyordu keranenin kapanması, yüzümüze kapanan her kapının ilkincisi kerane kapısı oldu. Şimdi sevinebilirsiniz doya doya. Ama itiraz da edebilirsiniz, bu sektörel caddeler kendilerini zamana uydursalardı böyle bitmezlerdi, devam imkanları vardı diyebilirsiniz. Ben sabahtan beri ne diyorum, uyulacak zaman dediğin şey zaten herşeyi bitiren imha makinesi. Merak etmeyin, yakında organize sanayiler, avmler, semt pazarları, futbol klüpleri, oteller, aklına ne geliyorsa seri şekilde batacak bitecek, örnekleri var zaten dizi dizi. Sen kerane kapanışına gülüyorken kendi devrinin kapanışına da gülmüş oldun. Çünkü kerane, yapıları ayakta tutan kilit taşı gibiydi, tespihin imamesi, kemerin tokası, motorun silindiriydi. Çıktı gitti hayatımızdan ve diğer kaleleride evvela salladı sonra da yıktı ve gitti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)