5 Eylül 2009 Cumartesi

İlahi komediler

Gelirler bana...Danışacakları birşeyler vardır, ve genellikle manevi-ruhsal veya mucizevi. Hani varya doktorların tahtası üfürükçüler, bende psikologların tahtası oluyorum bu durumda. Esas sebep ise, benim olaylara olan sakin-dingin ve yorumlayıcı duruşlarım. ( duruşum değil bak.)

Mesela kimler geldi kimler geçti makamı ricalime.
1992. mahallem . Kocası rus karılarla haşır neşir olan bi abla geldi. Dedikodu ve durumlardan karışık yaptı. Kocam beni ve geleceğimizi aldatıyor, ne yapabilirim dedi. Sanırsınız öpülmesi gerekir, öyleya genç ve kocasından intikam arıyor. Fakat Mustafa burada, karakter ve duruş sensei'si. Sonuna kadar evine çocuğuna sahip çık, kadınlar örümcektir, kocan köpek olarak geldiğinde kapına, soğukta 1 saat beklet, adam olur dedim ve gönderdim.

1994. Bir arkadaş benim ruhaniliğime hayran ve feci saygılı, bir de tanıdığı bir diğer arkadaşı var, adı Karani imiş, birgün nişantaşındaki çatıkatıma getirdi onu, zirve yaptırmaya, kimin daha ulu olduğunu test edecek, kimin aşkta daha derin olduğunu, kimin feyz alışverişinde aktif olacağını merak ederek. Karani geldi, elimi bomba tutar gibi hassasiyetle tokaladı, oturdu, bende başladım aşktan, çıktım cehennemden, karaniyi 1 saatte kararttım ve gönderdim, sanırım yürüyerek dönmüş gaziosmanpaşaya.

Yıl 1989, nişantaşı, bizim piçburger dediğimiz bir fasıtfutçu. Bir hatun gördüm üzgün, derdini sordum, ( surat çirkin ama kargamsı ), eski bir tanıdığıma aşık olmuş, hüzün iççöküntüsü ve darlanmalar. Anladığım kadarıyla kıza normandiya çıkartmasını da yapmış bu haylaz, kıza kesin tedavi tabletini verip kaçtım oradan: -Bu senin derdine düştüğün herif kötü-ahlaksız, ne idüdü ne düdüğü belirsiz herifin tekidir, yanlış kişiye düşmüşsün, git doğru dürüst ilişki bul, saçmalama..

Yıl 95, samimi bir arkadaş, ama alevi, dediki, Mustafa kutuplarda eskimo, ne din bilir ne kitap, gazete yok, okul yok. Hayatı balık avlamakla, üremekle geçer vahşi, nereden bilsin senin dinini, Allahını, yani nasıl gidecek cennete?

Tabi tuzak başka, ama kime, tilkiye tuzak, yer mi? Cevabımda gizli.

Valla kardeşim, Din benim nasibim ama onun nasibi değilmiş...Yani Allah Öyle istemiş...

Yaklaşık böyle 200'e yakın yönlendirmem var, yol ayrımlarındaki şahsiyetlere, arkadaş veya sürülere. Bazısı ilginç bazısı köme. Mustafa seni kimler göme?

( Yılları neden yazdığıma açıklama: Günümüzde bu yorumları herkez yapabilir ama mesele bu yorumları o yıllarda yapmaktı. )

4 Eylül 2009 Cuma

İnternetin İstihap haddi

Geçeriz bir magazinin karşısına ve okuruz sonu adli biten aşkları.

Hatay'lı Hatice ile internette tanıştığı Kastamonu'lu Kasım, aşık oldular, kızı kaçıran kasımı kızın babası kaynar suyla haşladı, kızıda orospu oldu diye geçerken keraneye bıraktı.

İnternette tanışan genç çiftlerden erkek olanı: kız olanı kızlığına bakmadan bozdu, kız olan erkek olanı zehirledi.

Vesair zamanlar geçtikten sonra; bu hinternet denilen kabasakal'ın ilişkileri sanallaştırdığı ve gerçeği ile hiçbir şekilde ikame olamayacağı zihinlerde yer etti. Çünkü dokunmamak ve konuşmamak veya tartmamak, sadece internette olan-biten ilişkilerde sadece odamıza yapıştırdığımız posterden ibaret.

-Öyleyse çocuklar ne yapıyoruz? Sadece gördüklerimize inanıyoruzzzzzzzzz!!!!!!!!

PEKİ BİLGİÇ ABİ, Bİ HATUN VAR ABİ FENA HALDE KESİĞİZ, NASIL DOYURACAĞIZ RUHLARIMIZI ABİ?

-Oğlum salak mısınız görüşmeyi denesenize; sanalda çiftetelli dersin, teller tartmaz, duyguları yüklersin istihabı almaz. Bu işler böyledir, her daim gebedir bilesin

3 Eylül 2009 Perşembe

Frapan

İş çıkışı yürüyorum, yorulana dek. İnsan seyretmek için. Bir de ramazan etkilerini gözlemlemek için.,

Ölümlerin çoğaldığı yüz ifadeleri görüyorum. Bir kıvılcıma bakan gaz bulutları görüyorum. Birde maskeleri.

Kadınların daha dekolte imajlar takındığını görüyorum. Erkekler iman ayında ya, kendilerini çekmişler savunma hattının gerisine, ortalık frapan kadınlara kalmış, onların erkekler gibi tahrik'kar şekilde meydanı ele geçirmelerini görüyorum. Meme uçlarına 2 santim, bacak aralarına 10-15 santim kadar yaklaştıklarını ve özet olarak, ortamda tahrik olmayınca, daha bir özgür, daha bir serpili ve teşhirci olduklarını görüyorum.

Aynı görüntüler mi yoksa iman ayı öncesiyle bilemiyorum ama, belki abartıyorum ama frapan abartıları da görüyorum.

Gayrımüslüm veya alevi veya ateişt, oruç tutmayan kitlenin daha bir pervasızlaştığını da görüyorum. Tam tersi eğer tutmuyorsam da, daha çok tutan ve müslüman görüyorum. Nasıl bir ters orantı ise...

Aynı zamanda bir gerçeğe daha yakınlaşıyorum. Toplumda eleştirdiğimiz herşeyin aslında toplumun ayakta kalmasının bir formulü olduğunu kavrıyorum. Beş kardeşin mahşerde buluştuğunda, bir olmasını da görüyorum. Dünyada sergilenen bütün zıtlıkların, bir bütünün yansıması olduğunu görüyor ve rahatlıyorum...

1 Eylül 2009 Salı

Allahın Bana Bahşettiği Mucizelikler

Şimdi bütün zapatalar bu başlığa göre diyecekler ki, sen kendini nebi ül muhterem mi sandın, yani peygamber misin? Cevap: Kendi halinde bir kurusıkıyım, zaten bütün yazarlar kurusıkı değil mi? Ben sadece patlarken daha büyük gürültü çıkarıyorum, aynen hapşırık gibi..

Mesela küçük iken cin gördüm, yuvarlak kafalıydı, kül rengi, beni görünce kaybolması çok ani oldu, saliselere sığdırılmaz cinsten. Korkmamıştım, hayatı ve ölümü olduğu gibi kabul edenlerden olarak.

Çok kritik bir şampiyonluk maçı vardı fenerin. Ben sabahtan kafama futbolcuların resminin olduğu bantı sarıp, bütün gün şampiyonluğu kutladım, nereden malum olduysa. Malum gerçek oldu, fener de şampiyon.

Bir basket maçı vardı fenerin, bende seyircisi. O sıralar beni çok dağlayan bir hatunla doluydu kafamın içi. İlk yarı fener 20 sayı fark yedi ama devre arası düşündüm, ya fener ya aşk, cevap gecikmedi, fener. Ve öyle bir patırtı yaptımki tribünden, zamanla yanımdakiler zamanla civarımdakiler, ve fenere maçı kazandırdım. Prime bile hak kazanacak kadar büyük bir aşkla.

Bir de kendi özüm'ü gösterdiğimde her türlü dişi varlık bana karşı mutlaka sevgi duyuyor, aşkın yelkenlerini salıyor, ama ben yapamamaya başlıyorum bu sefer. Ona kötülüğüm dokunabilir edasıyla. Kadınların bütün şifrelerini çözmüş bir arşimet'tir diğer göbek adım.

Ve gerçekten başarmak istediğim bütün işleri başarmak gibi bir yetim de var, ama altına tekrar işiyorum, gerçekten başarmak içimden geliyorsa.

Aklıma geldikçe mucizevari hareketlerime devam edeceğim. Burdan devamı var diyelim..

30 Ağustos 2009 Pazar

Söylem Teyze'nin Renkli Televizyona Geçişi

Trenlerden daha metal bir mekanik zeka, uzaylardan daha geniş bir kişilik kültürü, kuyulardan daha derin bir ruh, kitaplardan daha geniş bir hafsala, ve medeniyetlerin bir adım ötesinde bir enginlik. Tüm birikimlerini toplum ile buluşturacak mecrayı aradı gözleri duvarda, ama 182 inç ekran lcd'sinde buldu cevabı: Söylem artık bir Televizyon programı yapmalıydı, zaten yapmasaydı bu aynen stress biriktirmiş fay hatları gibi birikimi adeta 1000 hidrojen pompası gücünde çıkacaktı yeryüzüne.

Aslında televizyon yollarında bazı denenmişlik denemeleri yapmıştı. Bir kelime bir işlem, biri bizi tömbekliyor, star kainat güzelliği yarışması bizim bildiklerimiz, ve bilmediğimiz lerimiz ise ( lerimiz ayrı yazılmış ) icad mucid, popstar 98, hayat sinema güzeli, türküler türkülerimiz, yapma be güzelim, latif doğanla hayatın anlamı, ve ajdarvari hareketler bunlar programlarının müraacat kapısında beklemişliği bilem vardı bizim bilmediğimiz lerimiz. Tost ve ayranlı arayış günlerinden kalma.

Programını tasarlamak için fizibilitelerini belleğine çağırdı, Hangi konularda uzman olduğuna dair asetleri sıraladı:

Boğaziçi, Amerika, Aztekler ile Uzaylılar, Doğu Karadeniz Pidecileri, Ekonomi ve İstihsal, Kafka ve Yufka, Bankalar arası işlemler, Kocakarı ilaçları, Ahmet altan, Elif şafak, Abov dürümcüsü, İboşov, Mustafalar, yuh anasını saymakla bitmez bir sürü done, şeklinde.

Programın ismi de kendini daha ilk adımda belli edecek şekilde olmalıydı.

Almost All dedi, ama yayıncı kuruluş daha dedi,
Libra dedi,
Doğu ekspresi dedi,
Simultane dedi,
Telgrafın telleri dedi
Kaldıraç dedi,
Füzyon dedi,
Liman ışıkları dedi,
Fotosentez dedi,
Hızlı ve asabi dedi,
Kaçamak dedi,
Filtre dedi,
Dolmuş dedi,
Manyetizim dedi,
Klostrofobi dedi,
Abı hayat dedi,
Oratoryo dedi,
Otantik rüyalar dedi
Penceredeki güneş dedi,

Ama yayıncı kuruluş programa ismi kendi verdi en sonunda,

Akis.

Programın formatını dair karalamalar yaptı.

Bir otantik dünya mutfağı yemeği
Yazar ve sinemacılarla sohbet
Gündemdeki bir filmin anatomisi
Yurdumuz insanının sarp koşullara bulduğu pratik çözümler den biri
Haftanın başarılısı
Kehanet köşesi
Tarihe farklı bir yaklaşım
Sokak sohbetleri, ve sokaktaki adamın rastlantı bir konu üzerine yapacağı 400 saniyelik konuşma
Tarihteki adamların bilinmeyen yönleri

Yayıncı kuruluş bu konuda formatı sınırladı ve daha trend birşey istedi, sonunda format açığa çıktı: İstanbul meydanlarında rastgele çevirecekleri bir çiftin birbirleriyle ilgili sorulara ne derece ortak cevaplar verecekleri şeklinde bir bilgi yarışması.

Söylem Teyze yavaş yavaş söylenmeye başladı ama en büyük yazarların mesleğe girerken polis muharrirliği, ressamların resim dersi ödevi, siyasetçilerin kahve sohbeti, ve işadamlarının işportacılık yapmasından hareketle, bu misyonu üstlenmeye karar verdi.

Programın saati belirlenecekti, Söylem teyze'nin talebi saat 20.30 ila 22 arası şeklinde saptama oldu ama yayıncı kuruluş bu saati öğlen 14.15 ile 14.50 arasında yapmasını uygun buldu.

Programın bütçesini tartıştılar, Söylem bölüm başına 150 bin dedi ama yayıncı kuruluş bu bütçeyi 14400 olarak fiks ve raiting başına 1000 lira olarak bildirdi. Söylemin payı ise 600 lira aylık 4 programdan 2400 lira oldu.

Söylem Teyze artık kırpılmaktan kuş olduğunu gördü, ama bu televizyon dünyasında varolabilmek için kendisinin kuş olmasını göze aldı.

İlk program için Ortaköy meydanını seçti, bindiler pikab'a bir kameraman, bir asistan birde kendi. Yolda soruları hazırladı, kendine has cinlikle ve muhaşeretle.

Hemen çeşmenin yanında oturan bir çift'e yaklaştı.

-Merhaba, bizimle yarışarak hayatın anlamına ulaşmaya ne dersiniz?

-Olur,

İsimlerinizi öğrenebilirmiyiz?

-Ben Anız ( er kişi )
-Ben Burçak ( diğer kişi )

Evet madem tanıştık, yarışmaya hazırız demektir, Önce Anızı uzaklaştırıyoruz, Evet Burçak, Soru 1:

Anız sana evlenme teklif etmek için nereyi seçer?

a-Venedikte Gondol
b-Aşıklar Çeşmesi
c-Kanatçı Haydar

Soru 2:

Anız sana pazar gezmesi için ne önerir?

a-Adada Fayton
b-Veliefendi hipodromu
c-Piyer lotide çay

Soru 3:

Anız akşam yemeğinde sana hangi sürprizi yapar?

a-Adana kebap dürüm
b-Brüksel lahanası
c-Boğazda balık

Soru 4:

Anız sana çiçek olarak ne alır?

a-Kırmızıgül
b-Sarıgül
c-Bir demet Maydanoz

Soru 5:

Anız sana aşağıdaki hediyelerden hangisini seçer?

a- Elif şafak' tan aşk romanı
b- Evcil hayvan
c- Otelde haftasonu

Cevapları kaydeder.

Evet burçak, sıra Anızda az biraz uza,

Anız hoşgeldin, sorulara pas edelimmi?

Abla bu hangi kanal?

Medya tv

Soru 1:

Burçak sana hangi sanatçının albümünü alır?

a-Sezen AKSU
b-Gökçek Vederson
c- Goran Bregoviç

Soru 2:

Burçak ile ilişkinin adını ne koyarsın?

a- Evliliğe giden yol
b- Günübirlik
c- Kaderde ne varsa

Soru 3:

Burçağın hangi davranışı seni en çok mutlu eder?

a- Üzerime hafif birşeyler alayım
b- Mangal yapalım mı?
c- Kapalıya 2 bilet aldım

Soru 4:

Burçağın en mutlu olacağı tatil hangisidir?

a- Amerika
B- Rio karnavalı
c- Nepal dağları

Soru 5:

Burçak aşağıdaki hangi sanatçının filminin DVD sini tercih eder?

a- Bredipit
b- Ayhan Işık
C- Gani Şavata

Böylece sorular biter ve yine cevapları not alır. Ortaköyde iftarı yaparlar, kasede birkaç şaklabanlık ve eklenti daha ekler ve ilk programını tamamlamış olmanın huzuruyla pikaba binip kanala doğru yola çıkarlar. Heyecanlı ve dünden daha güçlüdür artık. Bir ara elindeki kağıda bakmak ister, ve Allah Allah diyerek, tekrar bakar: Burçağın cevapları sırasıyla; A,C,A,B,A ve bu bir tesadüf olmalı diyerek Anız'ın cevaplarına bakar, sırasıyla; A,C,A,B,A şeklindedir,
ve zihninde müthiş bir yıldırım çakar öyleki kulaklarından duman çıkması bile an meselesidir. Günümüz insanının ilişkilerdeki birbirine olan yaklaşımını ve sonsuz çaresizliği elinde tutmaktadır. Hemen aracı durdurtur, benden bu kadar diye evine doğru yürümeye başlar. Yok televizyonmuş, yok popülerlikmiş, yok paraymış, bütün bu olguların hayatın sonsuz anlamlar deresindeki akışında hiçbir ışıltısı olmadığını anlar. Söylem Teyze olarak, kendisine Sonsuz bir gerçeği arayışın bahşedildiğini anlamıştır artık. Ve kendiside bu arayışın kadınıdır, yağmur yağmasının ve sırılsıklam olmasının hiçbir önemi bile yoktur......

Evet Söylem Teyze serisini de böylece noktalıyorum. Teşekkürler Söylem, kendine mutluluk ver daima....

Mustafa MEHİR

28 Ağustos 2009 Cuma

Söylem Teyze'nin Sekizinci Kabusu

Söylem Teyze, bakmayın dönengeç olduğuna, birdee -çook istikrarlı bir yanı vardır; -hayatında ateşler içinde uyanarak kabuslar gören ve bu kabuslara göre hayatına yön veren bir yöndür bu yön. Bu düzlemde taam 7 adet önemli kabus görmüş ve 7 adet radikal karar alarak hakkını vermiştir kabusların.

Mesela, bu kabuslar neler olabilir derseniz, derlemeye çalışırım:

İlk kabusunda; kendisinin klonunu üretiyorlardı; ( klon Söylem, gerçeği varken ) "ne güzel bir kardeşim oldu" dediği anda üreticiler ona yaklaştı ve senden 2 tane olmaz bu dünyada diyerek onu kayalardan ittiler.

BU KABUSTAN SONRA OKULDA KOPYA ÇEKMEMEYE BAŞLADI.

İkinci kabusunda kendisini "Titaniğin Çarkçıbaşı" olarak gördü. 18 saat ateşler içinde, bir kazan dairesinde çalışıyordu. Titaniğin kaçınılmaz sonuna eşlik edeceği korkusuyla, kabusu derinlerde yaşadı. Ne yaparsa yapsın hem ölecek hemde ateşler içinde ölene kadar çarkçıbaşılık yapacaktı.

BU KABUSTAN SONRA KOCASINA BASKI YAPTI VE DOĞALGAZA GEÇTİLER.

Üçüncü kabusta kendisini CARMEN olarak gördü. Bütün ateşli ispanyol erkekleri ona iltifatlarda bulunuyor bulunuyor bulunuyordu. Sonunda Don Miguel adında bir İspanyol Soylusu, aşkına karşılık bulamayınca, Carmen Söylemi kaleye kapatıyordu.

BU KABUSTAN SONRA SELPAK ALDIĞI ÇİNGEN ÇOCUKLA ALIŞVERİŞİ KESTİ.

Dördüncü kabusta kendini bir "kaz tüyü" olarak gördü. Yani mürekkepli hokka kalem. Hemde 1600-1700'lü yıllarda. Onu kullanan eller; een büyük yazarlardı, Tolstoy, Dostoyevski mark twain, hemingway, vs. Rüzgar gibi dansediyor ve en sonunda bir dünya şaheserine imza atıyordu.

BU KABUSTAN SONRA KENDİNE BLOG AÇTI VE ADINI "TABANİZLERİ" KOYDU.

Beşinci kabusta kendini bir elma kurdu olarak gördü. Kafasının üzerinde sallanan bir bıçak görünce, elmanın diğer yarısına geçti, ama orada'da ısırıldı..

BU KABUSTAN SONRA AMERİKAYA GİTTİ, GELDİ.

Altıncı kabusta kendisini; zalim doğulu babanın 8. çocuğu olarak, ve zorla ağaya gelin verildiğini gördü.

BU KABUSTAN SONRA LİSEYİ BİRİNCİLİKLE ÜNVERSiTE'Yİ 193. LÜKLE BİTİRDİ.

Yedinci kabusta, içinde bir canavarı, uzaylılar tarafından ona fertile edildiğini, ve kuluçkasını tamamlayınca dünyayı elegeçirecek ordunun başkanı olacağını gördü. Dünyaya bunu yapamazdı, ve uzaylıyı imha etmek için 2 kilo leblebi tozu yedi, kaşık kaşık.

BU KABUSTAN SONRA ÇOCUK DOĞURMAMAYA YEMİN ETTİ.

Ve geldik bugüne: ( prezanday ) Söylem teyze'nin son kabusuna ve güncel devrimine.

Kabusunda:

Kendisini, yakın tarihinde en çok hayran olduğu İmelda MARCOS, olarak görür. ( İmelda= Filipinlerin eski devlet başkanının sefa içinde yaşayan kraliçesi, darbe ile indirildi. )

Yani İmelda SÖYLEM. Ve rüya:

İmelda; Maniladaki yazlık sarayın altın balkonundan karlı filipin dağlarına bakmaktadır. Yanında sefasından sorumlu bakanları vardır: Övgü bakanı, Adanmış bakan, Bakım bakanı, ve ayakkabı bakanı. Öğleden sonra İngiltere kraliçesinin karşılamasına katılacak ve bilahare, Britifilipi dostluk konseyine konuşma yapacaktır. Birden odaya 1994 Filipinler güzeli basın danışmanı Jamila girer, ve,

Kraliçem, ahu nurum, ahura mazdam, hülyai cemalim ve azukar morenam:

-Çok şiddetli çatışmalar yaşanıyor, halk sizi tahttan indirmek için parayla Terminatör Arnold'u tutmuş, ordu mordu kar etmiyor, hemde bu arnoldun yeni versiyonu olan kaçkurtulx 2009. Kendi var Allahı yok türünden. Uçuyor, füze atıyor, gıda zehirlenmesi, cilt bozukluğu, her tür silahı mevcut. Birde söylemeyi unuttum, bunlardan 10000 tane var, sizi arıyorlar İmelde Söylem'im.

SÖYLEM BU RÜYADAN SONRA ÇOCUK DOĞURMAK İÇİN HAMİLE KALMAYA, BLOG AÇARAK İNSANLIĞI KURTARMAYA, MEKANİK ZEKASINI İNSANLIĞIN HİZMETİNE SUNMAYA, DUYGUSAL ZEKASINI ÇÖPE ATMAYA, ABDEST ALMAYA VE NAMAZ KILMAYA BAŞLADI...

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Söylem Teyze Hakkında Derin Röportaj

Merhaba Mustafa BEY; adınız bu değil mi?

Evet İnanmayan 1971 2 haziran tarihli Nişantaşı Doğumhane kayıtlarına bakabilir, adım hep buydu, hep bu olacak. Birde Sinan var, benden üçerü, o da ruhumdaki istikrar yaratıcılık ve san'atsallığı temsil ediyor, bence yani.

Peki Söylem Teyze sizin ustalık eseriniz mi bu ahvalde?

Daha çok dış gebelik diyelim.

Açarsanız:

Elbette, istem dışı gelişmiş, kendine hayat bulmuş ama benim vucüdumda, yani kayıt dışı da olsa çocuğumdur, aynı zamanda değildir. İstediğim an bir inkar'a bakar. Saklana saklana büyümüş, mucize çocuk, ama virütik mucize.

Peki Söylem teyze aslında kim?

Gerçek adı Esra Nida KUYUCU. Özlük bilgileri bende kalsın. Toplumda saklanarak büyümüş birisi. Korkunç entrikacı, dilediği her karaktere bürünebilen, kendini acındıran ve kendine acıyanları acınılacak duruma düşüren defolu bir ruh. Bende sanırım ilahi güç tarafından firavunun musası olarak onu kalemimle deşifre ediyorum. Acıdan zevk alıyor, günümüz kadını kisvesine bürünmüş, ama ona mazohist, pesimist, narsist diyemezsiniz, çünkü sadece modern zamanların tortusu diye bakabilirsiniz. Bende onu uzaktan uzaktan kalemimle komik durumlara düşürerek neşterliyorum. Acıdan zevk alıyor, mutluluğu ve feraha kavuşmayı istemiyor.

Sizce psikolojik vak'amı?

Asla değil, dış gebelikten doğmayı başarmış bir çocuk sadece.

Siz onunla neden uğraşıyorsunuz? Aslında ona değer verdiğinizle mi alakalı?

Değer mi dediniz, bu kelimenin karşılığı onun gözünde Kötü niyet. Geçen bir yazısını okudum. Tema olarak; sevdiği kişinin ona çiçek veya sevgi notu bırakmaması karşılığında düştüğü modern aczi betimliyor. Ben de yorum bıraktım, ve kapsama alanı dışına çık biraz, kalıplara sığınma, çiçekler hava almak için balkona çıkmıştır dedim. Ve bu cahil peri, beni neredeyse balkondan atacaktı. Küfürler aramızda kalsın ama, sanırım Söyleme kalsa hiç bahar gelmemeli, hep karanlık hep karanlık olmalı..

Mustafa Bey, bu saklanmış öfkeyi yazılarda çokça volkanlıyorsunuz, aranızda ne geçti Söylem Teyze ile?

Hiç aslında. Söylem V8 turbo motoru ve gümüş kanatlarıyla süper mesafeler aldığını varsayıyor, ama bir de bakıyorki indiği yerde ben. Beni birşeylerle uğraşırken görüyor. Şaşırıyor ama işi soyluluğa zarar vermeden bağlamak zorunda ya. -Neber Mustafa, bende deneme sürüşü yapıyordum, kısmetse Amerikaya, aya uçacağım, adı üstünde deneme işte, sen ne yapıyorsun?

Ben sağa sola etiket yapıştırıyorum, dönüşte kendimi kaybetmemek için.

Peki etiketlerde ne yazıyor mustafa?

Asılolan Ruhtur yazıyor, Söylem Teyze...

Mustafa Bey, Birgün bu Söylem > Zeynep, kapıdan avukatıyla çıkar gelirde size hakaret veya telif veya gerçekleri yanıltma tarzında bir şekile bürünürse ne hissedersiniz?

Valla Söylem olduğunu kabul etmiyorsa, o zaman gelmez ve bu mantıksız olur, kabul ediyorsa gelmesi yürek ister, hem habul ediyor hem etmiyorsa (!) o zaman gelsin de hazır avukat oradayken bana yağdırdığı küfür, bana ve kadınıma ettiği hakaretler, ve ilave olarak yanlış anlamalarından ötürü zabıt tutturayım.

Size "kötü niyetli" demiş, siz yıllar sonra balkona düşen kuş gibi seğirtip duruyorsunuz, karşılıklı kovgun olduğunuz bir balkona, taraflar evlenmiş, ilk bakışta evet, kötü niyet olarak gözüküyor.

Siz buraya geldiniz, beni ilk defa gören biri olarak, elbette eldeki verilere göre yorumlarsınız, ama onu ve zekasını ve geçmişi bilen biri hemde beni bilen biri bana kötü niyetli diyecek. Açayım mı; Seni ve geçmişini bilen birine bu tanımlama çok sığ kaldı, ben kötü niyetli olsaydım, hayatımın en az % 1 i karanlık olurdu. Söylem ya kördür ya kör bakar..

Peki bu kadın evli?

Kocası herhalde dünyada kimsenin ulaşamadığı bir seviye olmalı. Söylem ile evlenmek. Sabır, çocuk eğiticiliği, ruh doktorluğu, yine sabır, sağlam kişilik, delilerden anlama, tahriksavar olma, ve 100 farklı molekkül ile donanmadan olacak şey değil. Bakın mesela, onunla hayatımın en pişman anları ne idi biliyor musunuz? Tam tamına - ya ne iyi bir arkadaşlığa sahibiz, hiçkimsede olmayan dediğim anlardı, tam o anlarda yabancı ve vahşi bir yaratık olur, deşer, tanımazdan gelir, saçma hikayeler uydurur, aşağılar ve kendini yüksek dairelerde görürdü, kesin olarak bir ruh hastalığı üstü az şizofreni...Yani Allahın gönderdiği melek olmak zırhı ile buradayım sanki. Çoğu erkek arkadaşından bırak lafı, dayak bile yemiştir bu Söylem, eminim de görmeden konuşamıyorum.

Peki Mustafa, yaşanmışlığınızdan bir örneklem yaparmısınız Söylemle, Teyzeyle..

Mesela doğru olurmu bilmem ama birgün bir eğitim kampına Sivrili'ye gidecekti. Sabah kargalar vals yapmadan beyoğlunda buluştuk, eşyalarını paylaştık, aksaraydaki köyüme kalkan otobüslerden biriyle gittik oraya, normalde kampa varınca yeni ortamına alışmak için ben sepet olacakken, sanırım ortam riskini indirgemek için beni salmadı, Sivrilide kızkıza dolaştık, lunaparkta penaltı atışı malborasına, çaybahçesinde oturduk, ve gece oldu, saat 04.00 da çevreyolunda otostop çekmek suretiyle istanbula dönmeye çalıştım, cebimdeki 4 lira para etmedi, 3 lirasını otobüse verdim, otogardan unkapanına kadar yürüdüm en az 10.000 metre, sonunda sarhoş bir taksiciyi 1 liraya kandırdım, yemin ettim hatta, o derse girerken ben zar zor ve tek parça eve girdim. İşte kötü niyetli ben.

Sanırım çok ciddiyealdık bu söyleşiyi, Söylem teyzeye dönersek, o aslında kim.

Söylem Teyze, meşe palamuduna ulaşmak için dört dönen, 4x4, dörde bölünen o sevimli çizgifilm buzdevrinin faresıçanıdır. Macerasıda özet olarak, meşepalamudunda simgelenen hayalleridir.