7 Kasım 2009 Cumartesi

sahib ül hayrat vel hasenat

Yaradılmış olan her canlı ve varlığın sahibi Allah'tır.

Yegane varlığımız olan bir can, bir canımız var. Hasletler ile ördüğümüz o kalıba sarıp sarmaladığımız. Bir de düşlerimiz var, yarınlarımızla koşulladığımız. Bir sevgi bileşeninin yapı maddeleriyiz, o ca'na giydirilmiş bedenler olarak. ( tabiyiki Söylem Teyze bu bileşene dahil değil, o ayrı, o asayrı. )

Çeşitli alemlere dağıtılmış bireyler olarak, ilk parçadan ayrılan atom molekküllerinin alt türevleri olduğumuzun bilincine yerleşmeli, ve ait olduğumuz ilk bütünün çekirdeği etrafına tekrardan toparlanacağımızı bilerek yaşamalıyız. ( tabiyiki Söylem başka, o nerede isterse orada toparlanır. )

Toparlanma düdüklerinin sesleri bize geldiğinde, mızık sızık yapmadan, tezgahı serdiğimiz çabukluk ve hakkaniyet ile geri sarmalı, ve karşımıza çıkmadan önce bilançoyu derlemek mükellefiyeti ile hareket etmeliyiz. ( Söylem hariç, bu doğu arabik sentezlere gelemez kendisi. )

Hepimiz bizi yaradan Yüce'yi görecek ve bir çorap söküğü gibi yiten hayatlarımızın aynı hızla geri örüldüğü bir iplik çilesine dönüşmesiyle, hayatta iken peşinde koştuğumuz bütün ipuçlarının cevabını, bir iplik çilesinde bulacağız. ( Buna Söylem de dahil. )

6 Kasım 2009 Cuma

"POZİSYON KESİN PENALTI VE KIRMIZI KART"

Sayın sporseverler, programımıza hoşgeldiniz, konuğumuz sayın Herman MOROĞLU'na da hoşgeldiniz diyorum, hocam hoşgeldiniz.

Hoşbulduk hocamm,

Evet sayın izleyicilerimiz, şimdi size tanıtımını yaptığımız 50 yıl öncesine ait bir maçın, Salatasarayın Kadıköyde Ezberbahçeye karşı en son kazandığı maçın bir taraftar tarafından gizli kamera'ya alınmış kayıtlarını izlettireceğiz ve Herman Hoca bize yardımcı olacak. Sizlerden gelen maillerde bu konu'nun neden işlendiğini merak eden duyumlarınızı alıyoruz. Zerzavat spor merkezi olarak bu konu'nun çok tartışma konusu olduğunun bilinciyle, tarihsel gerçeklerin saptırılmamasına yardımcı olmak ve gerçekleri açığa çıkartarak kamuoyuna bilgi vermek amacındayız.

Az sonra izleteceğimiz görüntülerde Salatasarayın golcüsü Karıncaezmez Söylem ile Ezberbahçenin defans elemanı Beton Mustafa arasındaki sportif çekişmenin satır aralarına geleceğiz.

Gelelim hoccammmm.

Bu görüntüde soldan yapılan atakta, topla beraber yürüyen Beton, Karıncaezmezin dirsek darbesiyle kendini saha dışında buluyor, bak birde kendisine dirsek geçirilmiş gibi yerde yatarak, kendini atarak yani, Beton'un sarı görmesine sebep oluyor. Tabi o yıllarda kesit kamerası yok, tekrar yok, ceza kurulu yok, ne oluyor hocam.

Ne oluyor Herman Hocam?

Yapanın yanına kar kalıyor, ama 50 sene sonra bile sevap ta günah ta çıkar karşına hocammmm. Bu işler bumerang gibidir, adalet tecelli eder hocaa. Artistik yok delikanlıya öööle.

Peki hocam, bir diğer pozisyona geçelim. Sağdan yapılan ortada karıncaezmez topa yükseliyor yaptığı kafa ile maçın tek golünü atıyor, yorumunuz ne hocam?

Atıyor attığına ama Beton'un üzerine çullandığını hakem görmüyor, gol iptal, endirekt çift vuruş, bu ikiiii.

Peki hocam bir diğer görüntüye geçelim. Maçın son dakikası ve beton, şu kafası sargılı olan ve dizi kanıyan futbolcu, soldan cezaalanına giriyor, peşinde karıncaezmez, tam cezaalanına girerken, arkadan yatarak ve kayarak bileğine bir darbe alıyor. Ayağı kırılıyor bu saniyede, sizce bu hareketin karşılığı ne?

Hocamm bak, diğer faul ve kusurlu hareketleri geçtik, onları yutturdu, ama bu hareket kesin ve kesin

PENALTI VE KIRMIZI KART HOCAMMMMMM.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Söylem Teyze Rab Yolunda

İşte beş yıldızlık bir tefrika daha: Söylem Teyze'nin Mekke Yolculuğu ve hacı oluşu....

Söylem Teyze, şimdi de bir maaazin programında gördüğü Yaşar ALPTEKİN muhteremin gözlerindeki ışığı edinmenin tekamülünü kovalamaktadır. Aslında kimselere söylemediği dünyasında, o sahaf senin, bu aktar benim, şu falcı onların, bu üfürükçü diğerlerinin, dolaşıp durmaktadır, ruh büyüsü budur Söylemin, ama soranlara, Taksim Sanat howzdaydım, pilates yaptırdım, Avm avına çıktım diye kıvırcıklar döşenir. Bir Söylemin hayatı okyanus gibi sırlar içermektedir.

( Söylem Teyze = Laktusyus Liberatyasus )

Hacı komitesine gitmek ile başlar işe. Hac farizasının çeşitli ayrıntılarını tedarik eyledikten sonra, özkağıdı dediği küçük not defterinden hazırladığı soruları ki bu tarihte ilk defa oluyor, görevliye sormaya başlar;

1- 500 mil yani 800 km. biriktirdim, fiyattan düşer miyiz?
2- Sefa merve arasını joging kıyafetimle koşabilir miyim?
3- Kurban kesmeye karşıyım, yanımda patlıcan götürsem kabul olunur mu?
4- Kabenin 3 boyutlu fotoğraflarını çekmek için makina buldum, alayım mı?
5- Bayram namazından sonra israili protesto edeceğim, uygun bir yer ayarlar mısınız?

şeklinde cins cins sorular sorar, ama aslında bütün bu sorularda; bilinmezin stresi denilen 1000 yıllık bir histeri yatmaktadır, ki ilkel kabileler bu histerilerini saldırganlık olarak yansıtırlarmış zaten.

Hac umre federasyonu görevlisi Kamil Zat, bu sorulara tekamülliyetli cevaplarıyla Söylemi hacılamayı başarmıştır.

İşte cevaplar:

1- Biriken millerinizden dolayı fiyatı indiremeyiz ama sizi isterseniz Irak Basra yakınlarında uçaktan atabiliriz, indiğiniz yerdeki acenta sizin millerinizi değerlendirir, Allahın izniyle.

2- Sefa Merve arasını isterseniz olimpiyat meşalesiyle koşun, niyet esastır elhamdülillah.

3- Keseceğiniz patlıcanı musakka olarak somalili fakir hacılara dağıtır ve sevabına nail olursunuz inşaallah.

4- Kabe'i beytullahın resmi gönüllerde evelallah 3'ten daha fazla boyutludur, müslümandan daha iyi makina yoktur bu icmalde.

5- İsraili protesto etmek yerine, israillilere şefaat dileyeceğiniz mekan çoktur maaşallah.

Söylem şokun manasını anlar yüzdeki kılcal damarlarına dek. Kabe yolculuğunun rehberasyonunda bile şimdiye kadar hiçbir şair yazar felsefeci, gitarist ve senaristten almadığı ilhamın nuruna bürünür solaryumlu yüzü. Gözündeki ışığı kimseye çaktırmadan cepten fotoğraflar. Düşünür kendi kendini arafatın hilalinde, çanakkaledeki beyaz bulut alacaktır cismini üstüne, yürüyecektir bir kainatın şerikine, melekler hamd ile gösterirken birbirlerini söyleme, diye bir arabi ilahi dilinde fısıltı olur. Yerçekimi etkisini kaybetmektedir Söylemde yavaştan, yavaştan.

Ama; der Kamil zat; bir meyil geldi, bir saniye...

Söylem döner dünyaya.

"Kontenjanımız bitmiş 2 saat önce, kısmet ise seneye....."

*****

Mustafa MEHİR

Kadar

Neden elitin eliti olmakta bu kadar ısrarcısın?

Sen değilmi çamurla beslenmekten, çamuru cildine süren yoldaki? Hayaletin miydi o?

Bu değişimlerin, bu değiş tontonluluğun, göründüğün gibi olmak mı, olduğun gibi görünmek mi? Bana sorarsan, ki ben bu konuların yargıtayıyım, sen buldumlardasın, sen görüntün olmuşsun.

İlla önemli koltuklarda oturmak ise hayattaki öznen, bilki o koltuklar nemlidir. Üstüne oturanı algılar, ve nem salgılar. Sen veya diğerin otursada algılar, huzur artık ummandadır.

Ben bu durumda senin ve diğerinin koltuğu olmuşum da haberim yok. Şu meşhur bukalemunu seyrettin mi, her koltuğa tırmanıyor ve saniyede o koltuğa uyum sağlıyor.

Belli belli seyretmişsin, değişiminde saklı olan renkler dışarıyı inandırabilir ama pigmentlerinde ilk koltuğun renkli renkleri saklı, sen de hayatın boyunca o renkleri değiştirecek duracaksın.

Hayırlı sinekler.......

3 Kasım 2009 Salı

KRİZ ORTAMINA BAKIŞ TEDBİRLERİ

Herbirimizin hayali; -bir şans oyunundan para çıkması ve borcumuzu harcımızı yatırıp, dünyada rahat bir nefes alabilmek. Zenginide böyle fakiride, mağaracısı da. Milli Piyango biletleri basım halinde zaten, hayırlı ola. Bir kilo da bana doldur evladım...

Öncelikle sokaktaki haydut ve yarıhaydut nufüsü Cumhuriyet tarihinin en makro düzeyinde. En ufak bir değer bile olsa, açıkta ve boşta hiçbirşey bırakmayın.

Size birdenbire daha samimi ve canayakın davranmaya başlayan nemenem insanlara şüphe ile yaklaşın ve asla ortaklıklara girmeyin, parasız bile olsa böyle ortaklıklar, imza bile atmayın. Zira kriz ortamları insanları canavarlaştırır ve hayasızlaştırır. İmam bile imanını satacak raddeye ulaşabilir.

İyi kötü bir işiniz varsa asla borçlanarak rahata varmayı denemeyin, iyi kötü işinize güvenip bir yatırımın altına girmeyin. ( borç ödeme yatırımı olsa dahi. ) Zira haydut bankalar dahil, herkes kriz zararını çıkartmak için enayi arar halde. Karaya varmanın tek şartı; suyun üzerinde kalabilmektir. Bu söz kulağınıza küpe olsun.

Bankaların ( hepsi 1 tane aslında, ama -lar demek zorundayım ) kasaları önce para ve boş kalan yerleri de kasatura ile dolu. Ama süt dolu bir meme gibi kendilerini sıkmakta vede zorlamaktalar, halen daha aç bebekler arıyorlar senelik yüzde 35 ort. faizle. O yüzden faizleri 0.4 lere dek çekecekler ve Mustafa bir kez daha haklı çıkacak hep olduğu gibi.

Bir diger nokta ise asayiş, sokaklar tecavüzcü ve fırsattan istifadeci sapıklar ile dolu. Krizlerde en çok namus sektörü felç olur. Kadın çalışanları ise mağdure. Parasız kalan fuhuşçular ise namuslu kadın kaynağına yönelerek, kendilerine fırsat fuhuş arar hale gelirler. Kadınlara düşmanım ama ahlak düşmanı değilim. Bu sebepten uyarıyorum. ( Hoş ahlaklı kadın sayısı bir elin parmakları ya )

Peki Mustafa Efendi, biz bu kriz ortamında bu derece kendimizi geriye çekersek, ekonomiye kim can katacak ki ? derseniz, ekonomiye can katacaklar paravanın arkasında, yaklaşık atıl 15 milyar dolar sermaye, ve dolaylı 30 milyar ile beklemedeler. ( Krizden önce satış yaparak likit kalanları kastediyorum. ) Yaklaşık bir yıl içinde dış fırsatçıların önlerini keserek bir 15 milyar daha potansiyeli devralmaya hazırlanıyorlar. Krizden çıktık yaygarası bu sebeple.

Neyse, açık hedef haline gelmemek için daha fazla yazmaya gerek yok. Akli olan son 19 seneye bakabilir ve beni anlar abi.

Özel not: Haydi, ekolojistliği bırak, ekonomist bir yorum yap, görebilelim annesi.

1 Kasım 2009 Pazar

Söylem Teyze Arayışta

Söylentilere göre Söylem Teyze, yaradılışının özel bir amacı olduğuna içten gizliye inanırmış. Her insanın iç cd'sinde kayıtlı olan "bir değişimin sebebi ol yada boşuboşuna yaşa" felsefesinin güdücüsüymüş. Arayışı ise aynen sınavlardaki "şıklardan başla çözüme varabil" tekniğinin yaşama uygulaması. Her an heryerde olma, her insan bir hikaye ve her şeyin bir amacı vardır inanışları ise arayışın anahtarı....

Bu puzul şeklindeki arayış boşluğunu doldurmak için her türlü ruhi kıyafeti kendine uydurma derdindeki Söylem Teyze, aynı zamanda "çözüme olaşamıyorsan fazla vakit kaybetme diğer puzula geç" anonimi ile de haşırneşirmiş. Birgün bir gece, bu düşünceleri ile fuzul eylerken bir rüya görmüş. Rüyanın ipuçları ise,

-Balkabağı
-Ayakkabı teki
-Peri anne
-Behlül
-Çukurova

olduğu için "mutlu bir rüya" şifre sözcüğünü 1974' e kısa mesaj olarak göndererek, başlamış rüyayı görmeye.

Yaradılışının amacından gelen özellik güzelliği'ni ruhunda taşıyan Söylem'in saçları anlam, gözleri felsefe, burnu bilgelik ve kulakları fazilet kadar harikadır. Bu yüzden ona halk arasında "pamuk Söylem" lakabı yakıştırılmıştır.

( 1. şifre: Çukurova = Pamuk )

Küçük yaşta kötü bir kadın tarafından evlat edinilen Pamuk Söylem'in iki kötü övey kızkardeşi tarafından kendisine karşı sistemli bir eziyet, yıldırma, orta sahada pres, kötü imajlama, ve diğer bütün astarsız yakıştırmalar yapılmaktadır. Övey anası onu okula bile göndermemekte ve muhtar'a rüşvet vererek onu yok göstermektedir.

( 2. Şifre: Muhtar = Behlül )

Küçük Pamuk Söylemin en yakın arkadaşları evdeki haşerat ve sonbahar serçeleridir. Bunlardan bilge olanın adı Çıtırcık, tembel olanın adı Pıtırcık'tır. Pamuk söylem işini gücünü bitirdiğinde Çıt ve Pıt'ı patlamış mısır, keten tohumu, yumurta kabuğu, diyet çizi ve diğer haşeratlar ile beslemektedir. Bir gün pıt, solgun şekilde pencerenin eşiğinde yatarken onu bulan Pamuk Söylem, zavallı kuşu içeri alır, ısınsın diye sobanın üstüne koyar, talihsiz kuş, haşlanmaktan saniyelerle kurtulur, ama kurtulur, ve bu anda sıcaklığın verdiği büyü bozma kimyası ile esas kimliği olan Mother fair Tale şekline döner, söylem bunu hal-ü sinemasyon zanneder, oralı bile olmaz, taaki pıt ona güzel bir şekilde:

-Kızımmmm, pamuğummmmm, bili bili biliiii diyene kadar...

( 3. Şifre: Mother Fair = Peri Anne )

Peri Anne ( eski pıt ) ile olan kısa hasbihalden sonra, Pamuk Söylem ona ahvalini anlatır ve masal ritüelindeki bir dizi aksiyon gerçekleşir, saat 12 yi vurduğunda Ihlamur Kasrından sekerek uzaklaşması gerektiğinin bilinci içindeki Pamuk Söylem, Prensin iznini ister, prens Albırt cevaben :

"Şimdi beni ülke çapında araştırma ile vakit kaybettireceksin, ahada gel seni şurdaki övey annenden isteyelim, isterse vermesin, hazır davetliler ve burus vilis ile zarif eşi emma hemming buradayken nikahı kıyalım, masalın geri kalan kısmını tarih istediği gibi ayarlasın." der.

Pamuk Söylem:

"Olmaz sevgili prensim, bende sizin sürdüğünüz parfümden etkilenmedim değil, ama saat 12 yi vurduğunda büyü bozulacak, ve saray eşrafı ve diğer seçkin konuklar benim olduğum gibi halimden hoşlanmayacaktır, o yüzden hazır yazılı tarih varken ne diye rutinden uzaklaşalımki, siz geleceğe dönüş filmini seyretmediniz herhalde," diye cevaplar.

Prens gürültülü bir kahkaha atar, Söylem'in tipik surat bozulma ifadesi yüzüne yapışır, belli etmemeye çalışır ama bu rüyada konuk oyuncu olduğunun bilinciyle sorar:

-Sayın prensim neden güldüler acaba, yoksa herşey bir masaldan mı ibaret? diye sorar.

Prens:

Yok be güzelim, saatler bu gece 1 saat geriye alındı, ve bu dediğim bütün işleri kalan bir saatte hallederiz, ve herşeyden önemlisi, benim bir alerji durumum var, ve bil bakalım neye karşı?

( 4. Şifre: Alerji = Ayakkabı ve ayak kokusu alerjisi )

Pamuk Söylem, bir sonbahar güzünün yazdan kalma saray gecesinde, ve saat 12'ye on kala muhteşem bir tören ve havai fişeklerin mehtabında Prens ile nikah törenini gerçekleştirir.

Düğün pastası yapmaya yeterli zaman olmadığı için, Söylemin balkabağı arabasını saray mutfağında bir güzel "kabak tatlısı" yaparlar ve davetlilere yedirirler, Burus vilis; Pamuk Söylemi kutlar ve ona bu çok özel tatlının Amerika distribütörü olmak istediğini söyler.

( 5. Şifre: Burus Vilis = Balkabağı )

Söylem bu şekilde sabah uyanır. Prenseslere bile nasip olmayacak bir rüya görmüştür, mutludur, gururludur, ama arayış bitmemiştir. Türkiye çapında bir kabak tatlısı restoran zinciri kurmak ve işletmek ile ilgili bir pazar günü arayışı onu beklemektedir......

28 Ekim 2009 Çarşamba

İKONCANLAR NE AYAK ?

Cemiyetimizde İkoncan namlı şaheste bayanlar türedi ve oldukça katma değerli bir pozisyonda seyriendam etmekteler. Moda, çıplaklık, ve serbes hayat bileşenlerinde magazinin odağı oldular, buraya kadar eyvallah.

Önceleri hakaretvari bir ünvan olan ikoncanlık müessesesi, şu an reklam, popülarite, magazin, ve eğlence başlıklarının en önemli vitrin mecrası. ( Bunlardan biride, benim kalem şaheserim olan algı ikoncanı, (bilin bakalım,) Söylem Teyze. )

Ünversitede tezvari bir çalışma yapmıştım, Milliyetçilik ve evrimi diye. Önceleri Türk olmak Osmanlı idadisinde, "hammal, bekçi, çoban, zerzevatçı kimliği ile haşrolmuş" bir topluluğun adı idi, hatta aşağılama ünlemi olarak kullanılırdı. Rahmetli Atatürk, bu kimliği, yeni kurduğu toplumun birleştirici unsuru olarak genişletti ve milli ülkümüz Türkçülük oldu. Eğerki özellikle 1890-1910 aralığında -ben Türküm, ne mutlu Türküm diyene şeklinde dolaşsaydınız, sizi mazhar osman şifahanesine kapatırlardı.

Süreyya - ıvana - eda- derin - isimli ve derin yırtmaca sahip bu bayanlar her ne yaparlarsa yapsınlar, sadece yaşamları ile gündemde olmak kaderine sahipler. Bu bilgiler genel ve çoğunuzca bilinen müşterekler zaten.

Ben ise, farklı ve hayal ikoncanı olan ben ise, bu çekirdek ikoncanların neden tutulduğunu irdeleyeceğim.

Bence bu kadınlara içten içe acıyoruz, bence bu kadınların teşhir handikaplı birer acuze olduğuna acıyoruz, bence bu kadınların ne kadar komik göründüklerinden haberleri olmadığı için onlara şefkat duyuyoruz. Bence bu kadınlar hem bu kadar komik, aynı anda bu kadar ihtişamlı olmalarına karşı, kendi halimize şükrediyoruz. İkoncanlara bile iyimseriz, sosyetenin halk açılımı olan bu kadetlere bile bağrımızı açıyoruz.